Archive for the Anarşizm Category

NEDEN KARA BAYRAK?

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

Neden bayrağımız kara? Kara yadsımanın gölgesidir. Kara bayrak bütün bayrakların yadsımasıdır. O, insan ırkını kendi kendisiyle karşı karşıya getiren ve insanoğlunun tekbirliğini engelleyen ulusallığın yadsımasıdır. Kara, şu veya bu devlet için, sadakat [ing. allegiance, vatan] adına insanlığa karşı işlenen tüm suçlara karşı [oluşan] kızgınlık ve hakaret halinin [rengidir]. O, hükümetlerin hilekarlıklarında, ikiyüzlülüklerinde ve entrikalarında ifade edilen insan zekasına karşı aşağılamanın karşısındaki kızgınlık ve hakaretin [rengidir]. Kara yine matemin rengidir; ulusu geçersiz hale getiren kara bayrak, onun kurbanlarının matemini tutar –daha büyük zaferler ve kanlı devletlerin istikrarı için, iç ve dış savaşlarda sayısız milyonlar katledildi. Emeği çalınarak (vergilendirilerek), insanların boğazlanmasında ve zulüm altına alınmasında kullanılanların matemini tutar. Sadece bedenin ölümünün değil, aynı zamanda otoriter ve hiyerarşik sistemler altında kötürümleştirilen ruhun matemini tutar; dünyayı aydınlatmak için asla bir şans bulamayan sansürlenmiş milyonlarca beyin hücresinin matemini tutar. Tesellisi imkansız bir kederin rengidir …

Ama kara güzeldir de. Azmin, kararlığın ve gücün rengidir; diğer herşeyin açığa çıktığı ve tanımlandığı bir renktir. Kara filizlenmenin, doğurganlığın gizemli çevresinin; karanlıkta kendini daima değiştiren, yenileyen, hayat veren ve yeniden üreten yeni bir yaşamın yetişme zeminidir. Dünya’da saklı tohum, spermin garip yolculuğu, embriyonun rahimdeki gizemli büyümesi, tüm bunların hepsinde, karanlık çevreler ve korur …

Yani kara yadsımadır, kızgınlıktır, matemdir, güzelliktir, umuttur; insan yaşamının yeni biçimlerinin, [ve bu biçimlerin] dünya ile beraber ve onun üstündeki ilişkilerinin beslenmesi ve korunmasıdır. Kara bayrak tüm bunları anlatır. Onu taşımaktan gurur duyuyoruz; [ama] taşımak zorunda olduğumuz için üzgünüz de ve bu gibi sembollerin bir daha gerekli olmayacağı günü şevkle bekliyoruz.

REINVENTING ANARCHY‘den

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış


Kaynak:Malatesta League (malatestaleague@usa.net)

Reklamlar

AVRUPA’DA ANARŞİZM, ENTERNASYONALİZM VE ULUSÇULUK: 1860-1939

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

GİRİŞ

Bu makale, anarşizmin “klasik” dönemi (1860/70-1939) boyunca, Avrupa anarşist ve sendikalist hareketlerinin enternasyonalizmi üzerine odaklanacaktır [01]. Her ne kadar anarşizm ile anarşistlerin ulusçuluğunk [nationalism, milliyetçilik] ve ulusal [national, milli] hareketlerin tam karşıtı olduğu varsayılsa da, onlar da, aynen sosyalistler ve sosyalizm ideolojisi (ve hatta Marksizm) gibi, hem ulusçulukla hem de ulus-devletle yakın ve sembiyotik bir ilişki içerisindeydiler olmuştur [02]. Ve bBu, tamamen sosyalizm ile komünizmin Avrupa’daki tarihine ait eski bir temanın uygulanmasıyla kullanılmasından elde ediliyor gösterilebilir: ulusal temelli siyasi parti veya hareketlerin aynı zamanda resmi olarak enternasyonalist ideolojiye de bağlı olanmalarının yarattığı ulusal temelli siyasi parti veya hareketlerin ikilemleri [03]. Bu, ondokuzuncu on dokuzuncu yüzyılın ortaları ile İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı arasındaki dönemde, Avrupa’da anarşizm ile ulusçuluk arasındaki ilişkiyi sorgulamaya yönelik yaklaşımlardan sadece birisidir. Bir başka makalede, bölgeselcilik, ulusçuluk ve ulus sorununun, İtalyan ve İspanyol anarşist hareketleri içerisindeki rollerini karşılaştıracağım [04]. İkinci bir makale, 1880’den aynı yüzyılın sonuna başlangıcına kadar geçen dönemde Paris’deki anarşistler ile popüler anti-Semitizm arasındaki ilişkiyi inceleyecek [05]. Üçüncüsü, Makhnovşina içindeki (1918-1921 Rus İç Savaşı sırasında zaman zaman Ukrayna’nın önemli bir kısmını kontrolü altına alan Nestor Makhno’nun Ukraynalı “anarşist” ordusu) azınlıkların, özellikle Yahudilerin rolünü inceleyecek [06]. Dördüncü makale ise, ulusçuluğun iki anarşist entelektüel kuramcısını ele alacak: Avusturyalı Marksistlerin kozmopolit bir çerçeve içerisinde ulusal kültürlerin hakkını savunmaan çabalarınyla Avusturyalı-Marksistlere benzerlikler sergileyen iki Almanı, Gustav Landauer ve Rudolf Rocker’i [07]. Okumaya devam et

FRANSA’DA 1968 MAYIS-HAZİRAN İSYANI

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

Fransa’daki Mayıs-Haziran olayları, pekçok kişinin anarşizmin artık ölü bir hareket olduğunu yazmasının ardından anarşizmi yeniden radikal manzaranın içine yerleştirdi. On milyonlarca insanın bu isyanı, mütevazi bir başlangıçtan serpilip genişledi. Vietnam Savaşı karşıtı eylemler nedeniyle Paris’teki Nanterre üniversitesi yetkililerince okuldan atılan (Daniel Cohn-Bendit’in de aralarında bulunduğu) bir grup anarşist derhal bir protesto gösterisilerin düzenlenmesi için çağrısında bulundular. 80 kadar polisin gelmesi, çatışmaya katılmak ve polisi üniversite dışına çıkarmak maksadıyla dersleri terk eden öğrencileri öfkealevlendirdi. Okumaya devam et

ANARŞİZM VE İSPANYOL DEVRİMİ

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

Noam Chomsky’nin belirttiği üzere, “büyük ölçekli gerçekten anarşist bir devrimin iyi bir örneği –aslında bildiğim kadarıyla en iyi örneği, Cumhuriyetçi İspanya’nın büyük bir kısmında gerek endüstriyi gerekse tarımı kapsayan oldukça esinlendirici bir anarşist devrimin yaşandığı 1936 İspanya Devrimi’dir … İnsani ölçütlere, aslında herhangi bir kimsenin iktisadî ölçütlerine göre oldukça başarılıydı. Yani üretim etkin biçimde devam ettirildi; çiftlik ve fabrikalardaki işçiler, çoğu sosyalistin, komünistin, liberalin ve başkalarının inanmak istediğinin aksine yukarıdan bir zorlama olmaksızın işlerini kendi başına yürütme becerisine fazlasıyla sahip olduklarını gösterdiler”. 1936 Devrimi, “anarşist fikirleri nüfusun oldukça büyük kesimlerine yayan üç kuşaklık bir deneyime, düşünceye ve çalışmaya dayanıyordu” (Radikal Öncelikler, s. 212). Okumaya devam et

İTALYAN FABRİKA İŞGALLERİNDE ANARŞİSTLER

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, tüm Avrupa’da ve dünyada kitlesel bir radikalleşme başlamıştı. Sendika üye sayıları patlamış; grevler, gösteriler ve çalkantılar ajitasyon sayesinde muazzam seviyelere ulaşmıştı. Bu kısmen savaş yüzünden, kısmen ise Rus Devrimi’nin görünüşteki başarısı yüzündendi. Rus Devrimi’nin çoşkusu Joseph Labadie gibi bireyci anarşistlere bile bulaşmıştı; [o da] diğer pek çok anti-kapitalist gibi, “doğu’daki kızıllığın daha parlak bir günün umudunu {müjdelediğini}”, ve Bolşeviklerin “endüstriyel kölelikğin cehenneminden çıkmak için en azından övgüye değer çabalar gösterdiği”ni söylüyordu (Carlotte R. Anderson’un alıntısı, Önde Gelen Amerikalı AnarşistlerAll-American Anarchist, s. 225 ve s. 241). Okumaya devam et

RUS DEVRİMİNDE ANARŞİSTLER

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

1917 Rus Devrimi, anarşizmin bu ülkede hızla büyümesine ve anarşist düşüncelerin tecrübe edilmesine birçok denemesine tanıklık etti. Ancak, popüler kültürde, Rus Devrimi özgürlük için mücadele eden sıradan halkın kitlesel bir hareketi mücadelesi olarak değil de Lenin’in Rusya’yda diktatörlüğünü dayattığı bir araç olarak görülür. Gerçek tamamen farklıdır. Rus Devrimi, pek çok farklı düşünce akımının var olduğu ve milyonlarca çalışanın (şehirler ve kasabalardaki işçiler kadar köylülerin de) yaşadıkları dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmeye çalıştığı, tabandan filizlenen bir kitle hareketiydi. Ne üzücüdür ki, bu umutlar ve hayaller Bolşevik parti diktatörlüğü tarafından –önce Lenin, sonra da Stalin tarafındaan– ezildiler. Okumaya devam et

SENDİKALİST SENDİKALARIN KURULMASI

Posted in Anarşizm on Eylül 9, 2008 by hiaxysheytan

Anarşist hareket, yeni yüzyılın eşiğinde hemen öncesinde Avrupa’da, anarşist örgütsel düşünceleri günlük yaşama uygulama konusundaki en başarılı girişimlerinden birisini yaratmaya başladı. Bu kitlesel devrimci sendikaların kurulmasıydı (aynı zamanda sendikalizm ve anarko-sendikalizm olarak da bilinir). Sendikalist hareket, Önde gelen Fransız sendikalist militanlardan birinin sözleriyle, “anarşizmde uygulamalı bir okul” idi, çünkü “ekonomik mücadelelerin laboratuvarı”ydı ve “anarşik çizgilerde” örgütlenmişti. Sendikalist sendikalar, işçileri “liberter örgütlenmeler” içerisinde örgütlemek suretiyle kapitalizmle mücadele etmek ve nihayetinde de onun yerini almak amacıyla kapitalizm içinde “özgür üreticilerin özgür birlikleri”ni yaratıyorlardı. (Fernand Pellotier, Ne Tanrılar, Ne Efendiler (No Gods, No Masters), cilt 2, s. 57, s. 55 ve s. 56). Okumaya devam et