SENDİKALİST SENDİKALARIN KURULMASI

Anarşist hareket, yeni yüzyılın eşiğinde hemen öncesinde Avrupa’da, anarşist örgütsel düşünceleri günlük yaşama uygulama konusundaki en başarılı girişimlerinden birisini yaratmaya başladı. Bu kitlesel devrimci sendikaların kurulmasıydı (aynı zamanda sendikalizm ve anarko-sendikalizm olarak da bilinir). Sendikalist hareket, Önde gelen Fransız sendikalist militanlardan birinin sözleriyle, “anarşizmde uygulamalı bir okul” idi, çünkü “ekonomik mücadelelerin laboratuvarı”ydı ve “anarşik çizgilerde” örgütlenmişti. Sendikalist sendikalar, işçileri “liberter örgütlenmeler” içerisinde örgütlemek suretiyle kapitalizmle mücadele etmek ve nihayetinde de onun yerini almak amacıyla kapitalizm içinde “özgür üreticilerin özgür birlikleri”ni yaratıyorlardı. (Fernand Pellotier, Ne Tanrılar, Ne Efendiler (No Gods, No Masters), cilt 2, s. 57, s. 55 ve s. 56).

Sendikalist örgütlenmenin ayrıntıları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, ana çizgileri aynıydı. Sendikaları (veya sendikanın Fransızca karşılığı olan syndicates’i) işçilerin kendisi kurmalıydı. Sanayi temelinde örgütlenme genellikle tercih edilen biçimdi, ancak esnaf ve ticaret örgütlenmeleri de kullanılıyordu. Bu sendikalar doğrudan üyeleri tarafından kontrol ediliyor, sanayi veya coğrafi bölge temelinde federe hale geliyorlardı. Dolayısıyla, bir sendika belli bir şehirdeki, bölgedeki ve ülkedeki bütün yerel sendikalarla federe hale geldiği gibi, o sanayi kolundaki bütün diğer sendikalarla birleşerek (söz gelimi, madenciler veya metal işçileri) ulusal sendikasını oluşturuyordu. Sendikaların her biri özerkti ve görevlileri yarı-zamanlı çalışanlardı (ve sendika faaliyetiyle ilgili olarak çalışamadıkları zaman için normal ücretleri onlara ödeniyordu). Sendikalizmin taktikleri doğrudan eylem ve dayanışma idi; amacı, kapitalizmin yerine yeni, özgür bir toplumun temel çerçevesini sağlayacak sendikaları geçirmekti.

Dolayısıyla, anarko-sendikalizme göre, “hiçbir zaman sendika, kapitalist toplumun süresiyle sınırlı, basit bir geçici fenomen değildir, geleceğin Sosyalist ekonomisinin tohumu, daha genel bir ifadeyle Sosyalizmin ilkokuludur”. “İşçilerin ekonomik savaşma örgütlenmesi”, üyelerine, “günlük ekmekleri için savaşlarında her türlü doğrudan eylem fırsatını sağlar; aynı zamanda, {liberter} bir Sosyalist plan temelinde toplumsal yaşamın kendi güçlerine dayanarak yeniden örgütlenmesini sonuçlandırmak için gerekli ön hazırlıkları da onlara sunar” (Rudolf Rocker, Anarko-Sendikalizm (Anarcho-Syndicalism), s. 59 ve s. 62). IWW’nin ifadesini kullanırsak, anarko-sendikalizm eskisinin kabuğu içinde yeni bir dünya kurmayı amaçlar.

Bu, bireyci anarşistlerin bir halk ayaklanması başlatmak ve Komünardların [Paris komüncülerinin] kitlesel olarak katledilmesinin intikamını almak üzere hükümet liderlerine suikastlar düzenlediği feci “eylemli propaganda” [ing. propaganda by deed] dönemine karşı bir yanıttı. Anarşistler, başarısız ve amaca zararı dokunan bu kampanyaya cevap olarak, kendi köklerine ve Bakunin’in düşüncelerine geri döndüler; kitlesel devrimci sendikalar (sendikalizm ve anarkosendikalizm) kurmaya başladılar.

1890 ile I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiması arasında geçen dönem zarfında, anarşistler çoğu Avrupa ülkesinde (özellikle de İspanya, İtalya ve Fransa’da) devrimci sendikalar kurdular. Bunun yanısıra, Güney ve Kuzey Amerika’daki anarşistler de (özellikle Küba, Arjantin, Meksika ve Brezilya’da) sendikalist sendikalar örgütlemekte başarılı oldular. Avrupa ve Güney Amerika en büyüklerine sahip olmakla beraber, neredeyse bütün sanayileşmiş ülkelerde birtakım sendikalist hareketler oluşmuştur. Bu sendikalar, anarşist doğrultuda aşağıdan yukarıya bir tarzda, konfederal olarak örgütlenmişlerdi. Daha iyi ücretler, ve daha iyi çalışma koşulları ve toplumsal reformlarla ilgili meseleleri çevresinde kapitalistlerle günden güne mücadelede ettilergünlük bir savaşım yürüttüler, ancak aynı zamanda devrimci bir genel grev aracılığıyla kapitalizmin yıkılmasını da hedeflediler.

Anarşist fikirleri günlük yaşamda uygulayan dünya genelindeki yüzbinlerce işçi anarşinin bir ütopyacı rüya olmayıp geniş ölçekte örgütlenmenin pratik bir yöntemi olduğunu kanıtlıyorlar. Bu anarşist örgütlenme teknikleri, –anarko-sendikalist sendikaların büyümesi ve onların emek hareketi üstündeki etkilerinden görülebileceği üzere,– üyelerin işçilerin katılımını, güçlenmesini ve militanlığını cesaretlendirdi; başarılı bir şekilde reformlar için çarpıştı ve sınıf bilincini kuvvetlendirdi. Örneğin, Dünya Sanayi İşçileri [IWW], sendika eylemcileri için aktivistlerini hala esin kaynağı olmayı sürdürmektediresinlendirmektedir; ve uzun tarihi boyunca birçok sendika şarkısı ve sloganı ortaya çıkarmıştır.

Ancak, kitlesel bir hareket olarak sendikalizm fiili olarak 1930’lara gelindiğinde sona ermişti. Bunda iki etmen rol oynadı. İlk olarak, sendikalist sendikaların çoğu, I. Dünya Savaşı’nın hemen ardından sırasında ağır bir baskıya maruz kaldı. ancak sSavaşın hemen ertesindeki yıllarda bu baskılar doruk noktalasına ulaştılar. Bu militanlık dalgası, en yüksek noktasına fabrika işgalleriyle tırmandığı İtalya’da “kızıl yıllar” olarak bilinir (bakınız Kısım A.5.5). Ancak bu yıllar aynı zamanda, şu iki sebepten ötürü bu sendikaların çeşitli ülkelerde birer birer yok edilmesine yıkıldığına tanıklık etti. Örneğin, ABD’nde, IWW medya, devlet ve kapitalist sınıf tarafından gönülden desteklenen bir baskı dalgası ile ezildi. Bir yandan, Rus Devriminin nihai zaferi pekçok aktivistin otoriter politikalara yönelmesine neden oldu. Komünist partiler, kavgaları ve bölünmeleri destekleyerek, açık bir şekilde liberter sendikaların altını oydular. Ancak daha önemlisi, bu yıllar Kapitalizmin Avrupa’da yeni bir silahla saldırıya geçtiği yıllardı –faşizm. Faşizm, kapitalizmin işçi sınıfının kurduğu yaygın örgütlenmeleri fiziksel olarak ezme girişimi sonucunda (önce İtalya’da ve en iğrenç şekliyle Almanya’da ortaya çıktı. Bu, ırkçılığın, Rusya örneğinin esinlendirmesiyle, savaşın sona ermesinin hemen ertesinde Avrupa geneline yayılmasıyla oldu. Yaşanan çok sayıda yakın devrim burjuvaziyi dehşete düşürerek sistemi kurtarmak için faşizme yönelmesine yol açtı.Bu iki ülkede de, anarşistler sürgüne gitmeye zorlandılar, ortadan kayboldular ve suikastlerin veya çalışma kamplarının kurbanları oldular. ABD’nde, IWW medya, devlet ve kapitalist sınıf tarafından gönülden desteklenen bir baskı dalgası ile ezildi.

Anarşistler (sıklıkla kahramanca) yürüttükleri faşizme karşı savaşımlarında başarısız olmalarının ardından pek çok ülkede sürgüne gitmeye zorlandılar, ortadan kayboldular, suikastlerin veya toplama kamplarının kurbanları oldular. ABD’nde, IWW medya, devlet ve kapitalist sınıf tarafından gönülden desteklenen bir baskı dalgası ile ezildi. Örneğin Portekiz’de 100.000 üyesi olan anarko-sendikalist CGT sendikası 1920’lerin sonlarında ve 1930’ların başlarında çok sayıda ayaklanma düzenledi. Ocak 1934’te CGT sonunda beş günlük bir ayaklanmaya dönüşecek devrimci genel grev çağrısında bulundu. Devlet sıkıyönetim ilan etti ve isyanı bastırmak için yaygın bir şiddet uyguladı. Militanları ayaklanmada öne çıkan ve cesaretli bir rol oynayan CGT tamamen ezildi ve sonraki 40 yıl boyunca Portekiz faşist bir devlet olarak kaldı (Phil Mailer, Portekiz: İmkansız Devrim [Portugal: The Impossible Revolution], s. 72-3). İspanya’da, (en iyi bilinen anarko-sendikalist sendika olan) CNT benzer bir savaşım yürüttü. Ancak İspanya’daki anarko-sendikalist sendika CNT, 1936’daya gelindiğinde birbuçuk milyon üyesi vardı sayısına erişerek büyümeye devam etti. İtalya ve Portekiz’de olduğu gibi, kapitalist sınıf, kendi güçlerine ve kendi yaşamlarını idare etme hakkına güvenmeye başlayan mülksüzleştirilmişlerden iktidarını korumak için faşizme sarıldı (bakınız Kısım A.5.6). Diğer yerlerde de, kapitalistler emek hareketini ezmek ve ülkelerini kapitalizm için güvenli hale getirmek için otoriter devletleri destekledi. Bundan bir tek, sendikalist SAC sendikasının hala işçileri örgütlediği (ve aslında işçilerin, liderlerinin üyelerini savunmaktansa kendi ayrıcalıklarını korumakla ve yönetimle işbirliği yapmakla ilgilendiği bürokratik sendikalara yüz çevirmesiyle büyümeye devam eden) İsveç kurtulabildi.

Sendikalizm faşizm kadar Leninizm’in de olumsuz etkileriyle karşı karşıya kaldı. Rus devriminin başarısı, başta İngilizce konuşulan ülkeler ve daha az boyutta da olsa Fransa olmak üzere, çoğu eylemcinin otoriter siyasete yönelmesine neden oldu. İngiltere’de Tom Mann, İskoçya’da William Gallacher ve ABD’de William Foster gibi tanınan sendikalistler Komünist oldular (son ikisinin Stalinist olduğu belirtilmelidir). Üstelik, (IWW’de olduğu gibi) kavgaları ve bölünmeleri kışkırtmak yoluyla Komünist Partiler bilinçli bir şekilde liberter sendikaların altını oydular. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Stalinistler faşizmin Doğu Avrupa’da başlamış oldukları işi sürdürerek Bulgaristan ve Polonya gibi yerlerdeki anarşist ve sendikalist hareketleri tahrip ettiler. Küba’da Castro da Lenin’in örneğini takip ederek Batista ve Machado diktatörlüklerinin yapamadığını, yani etkili anarşist ve sendikalist hareketleri ezme işini başardı (Bu hareketin ilk ortaya çıktığı 1860’lardan 21. yüzyıla kadarki tarihi için Frank Fernandez’in Küba Anarşizmi [Cuban Anarchism] adlı eserine bakınız).

Dolayısıyla, ikinci dünya savaşının başladığı sırada, İtalya, İspanya, Polonya, Bulgaristan ve Portekiz’deki büyük ve güçlü anarşist hareketler faşizmce ezilmiş durumdaydılar (bunun, savaşmaksızın olmadığını vurgulamalıyız). Kapitalistler gerekli olduğunda emek hareketini ezmek ve ülkelerini kapitalizm için güvenli bir yer haline getirmek için otoriter devletleri desteklediler. Bu eğilimden bir tek, sendikalist SAC sendikasının hala işçileri örgütlediği İsveç kurtulabildi. Aslında, günümüzde faal olan çoğu sendikalist sendika gibi, liderlerinin üyelerini savunmaktansa kendi ayrıcalıklarını korumakla ve yönetimle işbirliği yapmakla ilgilendiği bürokratik sendikalara karşı işçilerin yüz çevirmesiyle büyümeye devam etmişti. Fransa, İspanya, İtalya ve başka yerlerde, yeniden yükselişe geçen sendikalist sendikalar anarşist fikirlerin günlük yaşama uygulanabilirliğini göstermeye devam ediyorlar.

Son olarak, sendikalizmin kökenlerinin ilk anarşistlerin düşüncelerinde yattığı ve dolayısıyla 1890’larda icat edilmiş bir şey olmadığı vurgulanmalıdır. Sendikalizmin gelişiminin, bir halk ayaklanması başlatmak ve Komünardların [Paris komüncülerinin] kitlesel olarak katledilmesinin intikamını almak amacıyla bireyci anarşistlerin hükümet liderlerine suikastlar düzenlediği felaket “eylemli propaganda” [propaganda by deed] dönemine karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı kısmen de olsa doğrudur (ayrıntılı bilgi için bakınız Kısım A.2.18). Anarşistler, başarısız ve amaca zararı dokunan bu kampanyaya yanıt olarak, kendi köklerine ve Bakunin’in düşüncelerine geri döndüler. Böylece, Kropotkin ve Malatesta gibilerinin kabul ettikleri üzere, sendikalizm aslında Birinci Enternasyonal’in liberter kanadında bulunan fikirlere bir geri dönüştü.

Bakunin bu nedenle şöyle der: “Proleteryanın gücünün örgütlenmesi gerekir. Ancak bu örgütlenme bizzat proleteryanın kendi eseri olmalıdır. … Örgütleyin, her iş kolundaki, her ülkede işçilerin uluslararası militan dayanılmasını hiç durmaksızın örgütleyin; izole haldeki bireyler veya bölgeler olarak ne kadar zayıf olursanız olun, evrensel elbirliği sayesinde muazzam, yenilmez bir güç meydana getireceğinizi hatırlayın”. Amerikalı bir eylemcinin yorumladığı gibi, bu, her ikisi de “Bakunin’in yaşamı boyunca çaba gösterdiği fikirlerin dünya genelinde güçlü bir şekilde yeniden dirilişi”ni ifade eden “Sendikalist ve IWW hareketlerinin ifadelerinde de aynı militan ruh soluk alıp vermektedir” (Max Baginski, Anarşi! Emma Goldman’ın Mother Earth Dergisinin Antolojis [Anarchy! An Anthology of Emma Goldman’s Mother Earth], s. 71). Sendikalistlerle ortak bir şekilde Bakunin de şunu vurguluyordu: “iş kolu kesimlerinin, onların federasyonlarının örgütlenmesi … burjuva dünyasının yerini alacak yeni toplumsal düzenin tohumlarını içinde taşır. Onlar yalnızca fikirler değil, aynı zamanda bizzat geleceğin gerçeklerini yaratıyorlar” (Rudolf Rocker’in alıntısı, Op.Cit., s. 50).

Bu fikirler diğer liberterlerce de tekrar edilirler. Paris Komünü’ndeki rolü ölümünü hazırlamış olan Eugene Varlin, 1870’de sendikaların toplumun yeniden inşasının “doğal unsurları” olduğunu söyleyerek bir birlikler sosyalizmi görüşünü savunuyordu: “bunlar kolaylıkla üretici birliklerine dönüştürülebilirler; toplumun daha iyi biçimde yeniden düzenlenmesini ve üretimin örgütlenmesini uygulamaya geçirecek olanlar bunlardır” (Martin Phillip Johnson’un alıntısı, Birlik Cenneti [The Paradise of Association], s. 139). Kısım A.5.2.’de gördüğümüz üzere, emek hareketini hem anarşiye ulaşmanın bir aracı hem de özgür toplumun çerçevesi olarak gören Chicago Anarşistleri de benzer görüşleri benimsemişlerdi. (Albert’in eşi) Lucy Parsons’un ifade ettiği gibi: “bizler çiftlikler, işçi sendikaları, Emek Şövalyeleri meclisleri vb. şeyleri ideal anarşist toplumun gelişmekte olan [embriyonik] grupları olarak görüyoruz …” (Albert R. Parsons, Anarşizm: Felsefesi ve Bilimsel Temelleri içinde, s. 110). Bu fikirler IWW’nin devrimci sendikacılığını besledi. Bir tarihçinin belirttiği gibi, “IWW’nin açılış kongresi tutanakları katılımcıların ‘Chicago Düşüncesi’nden haberdar olmakla kalmayıp, Chicagolu anarşistlerin endüstriyel sendikacılığı başlatma mücadeleleri ile kendi çabaları arasındaki sürekliliğin de bilincinde olduklarına işaret ediyor”. Chicago düşüncesi “sendikalizmin ilk Amerikan ifadesi”ni temsil ediyordu (Salvatore Salerno, Kızıl Kasım, Kara Kasım [Red November, Black November], s. 71).

Sonuç olarak, sendikalizm ve anarşizm farklı kuramlar değil, aksine aynı fikirlerin farklı yorumlarıdır (daha kapsamlı bir tartışma için bakınız Kısım H.2.8). Sendikalistlerin tamamı anarşist (bazı Marksistler sendikalizme desteklerini ilan etmişlerdir) ve anarşistlerin hepsi sendikalist (neden böyle olduğu hakkında bir tartışma için bakınız Kısım J.3.9) olmazken, bütün toplumsal anarşistler gerek emek gerekse diğer halk hareketlerinde yer alınması, bunlar içinde liberter örgütlenme ve mücadele biçimlerinin teşvik edilmesi gerektiğine inanırlar. Böyle yaparak, sendikalist birliklerin içindeki veya dışındaki anarşistler fikirlerimizin geçerliliğini gösterirler. Çünkü, Kropotkin’in vurguladığı üzere, “bir sonraki devrim en başında ortak mülkiyete dönüştürülmek üzere toplumsal refahın tamamının işçilerce ele geçirilmesini gerektirecektir. Bu devrim ancak işçiler sayesinde, ancak kentsel ve kırsal işçiler her yerde bu amacı kendi başlarına yerine getirirse başarılı olabilir. Bu amaca ulaşmak için kendi eylemlerini devrimden önce başlatmalıdırlar; bu ise ancak ortada güçlü bir işçi örgütlenmesi varsa yapılabilir” (Anarşizm ve Devrim Üzerine Seçme Yazılar [Selected Writings on Anarchism and Revolution], s. 20). Bu tür popüler öz-yönetimli örgütlenmeler “eylemde anarşi”den başka bir şey değildir.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: A.5 What are Some Examples of ‘Anarchy in Action’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: