İTALYAN FABRİKA İŞGALLERİNDE ANARŞİSTLER

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, tüm Avrupa’da ve dünyada kitlesel bir radikalleşme başlamıştı. Sendika üye sayıları patlamış; grevler, gösteriler ve çalkantılar ajitasyon sayesinde muazzam seviyelere ulaşmıştı. Bu kısmen savaş yüzünden, kısmen ise Rus Devrimi’nin görünüşteki başarısı yüzündendi. Rus Devrimi’nin çoşkusu Joseph Labadie gibi bireyci anarşistlere bile bulaşmıştı; [o da] diğer pek çok anti-kapitalist gibi, “doğu’daki kızıllığın daha parlak bir günün umudunu {müjdelediğini}”, ve Bolşeviklerin “endüstriyel kölelikğin cehenneminden çıkmak için en azından övgüye değer çabalar gösterdiği”ni söylüyordu (Carlotte R. Anderson’un alıntısı, Önde Gelen Amerikalı AnarşistlerAll-American Anarchist, s. 225 ve s. 241).

Avrupa çapında, anarşist düşünceler daha da popülerleşiyor ve anarko-sendikalist sendikalar büyüklük olarak gelişiyorlardı. Örneğin, bu mayalanma Britanya’da işçi temsilcileri atölye çalışanları hareketini ve Clydeside grevlerini ortaya çıkardı; Almanya, IWW’dan esinleneni endüstriyel sendikacılığının ve “Konseyler Komünizmi” [Council Communism] olarak adlandırılan Marksizmin liberter bir biçiminin yükselişine tanıklık etti; İspanya’da anarko-sendikalist CNT’nin muazzam büyümesi yaşandı. Bunlarınun yanı sıra, bu dönem ne yazık ki hem sosyal demokrat hem de komünist partilerin yükselişine de tanıklık etti. İtalya bir istisna da bunun dışında değildi.

Turin’de, yeni bir alttan [üyelerden] yükselen [rank-and-file] bir hareket gelişiyordu. Bu hareket (özellikle ad hoc [sadece bu amaca yönelik olarak oluşturulmuş] şikayet komiteleri olarak seçilen) “dahili komisyonlar” etrafında temellenmiştiiyordu. Bu yeni örgütlenmeler doğrudan doğruya belirli bir işyerinde birlikte çalışan, 15-20 civarındaatölye çalışanı veya işçi arasından –belirli sorumluklara sahip ve geri çl;ağırılabilir olarak– seçilen işçi temsilcisi insan gruplarına dayanıyordu. Ardından belli bir tesisteki bütün işçi temsilcilerinin atölye çalışanlarının [oluşturduğu] meclis, bu amaçlar doğrultusunda “fabrika konseyi” olarak adlandırılan işçi temsilcileri atölye çalışanları organına karşı doğrudan ve sürekli sorumlu olan bir “dahili komisyon” seçiyordu.

Kasım 1918 ile Mart 1919 arasında, dahili komisyonlar sendika hareketi içinde ulusal bir mesele haline geldi. 20 Şubat 1919’da İtalyan Metal İşçileri Federasyonu (FIOM), fabrikalarda “dahili komisyonlar” seçilmesini sağlayan bir sözleşme yapma hakkını kazandı. Hemen ardından işçiler, bu işçi temsilciliği organlarını yönetsel fonksiyonları olan fabrika konseylerine dönüştürmeye giriştiler. Mayıs 1919’a gelindiğinde, dahili komisyonlar “metal işleri endüstrisindeki sanayisi içinde hâkim güç haline geliyorlardıdu, ve sendikalar marjinal idari birimler haline dönüşme tehlikesi altındaydılar. Reformistlerin gözünde, endişe verici bu gelişmelerinden arkasında liberterler bulunuyordu” (Carl Levy, Gramsci ve Anarşistlerand Anarhists, s. 135). Kasım 1919’a gelindiğinde, Turin dahili komisyonları fabrika konseylerine dönüştürülmüştü.

Turin’deki hareket genellikle, ilk sayısı 1 Mayıs 1919’da yayınlanan haftalık L’Ordine Nuovo (Yeni Düzen) dergisiyle ilişkilendiriliriydi. Daniel Guerin’in özetlediği üzere, [bu dergi] “Carlo Petri takma adıyla yazan anarşist fikirlere sahip Turin Üniversitesi’nden bir felsefe profesörünün ve keza Turin liberterlerinin bütün çekirdek kadrosunun katkılarıyla, sol sosyalist Antonio Gramsci’nin editörlüğü altında [yayınlanıyordu]. Ordine Nuovo grubu, fabrikalarda belli bir kesim tarafından, özellikle de metal sanayisindeki anarko-sendikalist militanlar Pietro Ferrero ve Maurizo Glarino tarafından destekleniyordu. Ordine Nuovo manifestosu, fabrika konseylerini ‘hem ayrı ayrı tek bir fabrikalarnın hem de bütün bir toplumun gelecekteki komünist yönetimine uygun organlar’ olarak kabul etmek noktasında anlaşmaya varan sosyalistler ve anarşistler tarafından ortaklaşa imzalandı” (Anarchism, s. 109).

Turin’deki gelişmeler soyutlanmış bir halde tek başına değerlendirilmemeli. Bütün İtalya genelinde işçiler ve köylüler eyleme geçiyorlardı. Şubat 1920’nin sonlarına doğru, Liguria, Piedmont ve Napoli’de fabrika işgalleri dalgası başlamıştı. Liguria’da ücret görüşmelerinin kesilmesinin ardından, işçiler Sestri Ponente, Cornigliano ve Campi’deki metal ve gemi yapımı fabrikalarını işgal ettiler. Dört gün boyunca, sendikalist önderlik altında, fabrika konseyleri aracılığıyla fabrikaları çalıştırdılar.

Bu dönemde boyunca İtalyan Sendikalist Birliği (USI) 800.000 üye sayısına ulaşmıştı; ve 20.000 üyeli İtalyan Anarşist Birliği (UAI) vile günlük gazetesinin (Umanita Nova) etkisi de paralel bir şekilde büyümüştü. Gallerli Marksist tarihçi Gwyn A. Williams’ın belirttiği üzere, “Anarşistler ve devrimci sendikalistler, soldaki en tutarlı ve bütüncül devrimci gruptulardı … sendikalizm ileve anarşizmin tarihinin 1919-20’deki en belirgin tarihsel özelliği [şuydu]: hızlı ve neredeyse sürekli bir büyümeleri. … Sendikalistler herşey öte sosyalist hareketin yakalamakta tamamen başarısız olduğu militan işçi-sınıfı görüşünü yakalamıştı” (Proletar DüzenProletarian Order, s. 194-195). Turin’de, liberterler “FIOM ile beraber çalışıyorlardı” ve “Ordine Nuovo kampanyasına da başlangıcından itibaren yoğun bir şekilde katılmışlardı” (Op. Cit., s. 195). Ordine Nuovo’nun diğer sosyalistler tarafından “sendikalist” olarak suçlanmasına şaşmamak gerek.

İşyerlerini işgal etme fikrini ilk ortaya atanlar anarşistler ve sendikalistlerdi. Malatesta, bu fikri Umanita Nova’nın Mart 1920 tarihli sayısında bu fikri tartışıyordumaktaydı. Kendi sözleriyle, “Genel grev protestoları artık kimseyi rahatsız etmiyor. … Artık başka bir şeye yönelmeli. Biz bir öneri getiriyoruz: fabrikalara el koyun … kesinlikle geleceği olan bir yöntem, çünkü bu işçi hareketinin nihai hedeflerine denk düşmekte ve nihai mülksüzleştirme eylemi için hazırlık işlevi gören bir uygulamayı meydana getirmekte” (Errico Malatesta: Yaşamı ve FikirleriLife and Ideas, s. 134). Aynı ay içinde, “Mila’da konseyler kurmak üzere yürütülen güçlü sendikalist kampanya [sırasında], {USI’nın anarşist başkan yardımcısısekreteryası} Armando Borghi kitlesel fabrika işgalleri çağrısı yapıyordu. Turin’de işyeri komiserlerinin yeniden seçilmesi, iki haftadır süren ateşli tartışma düşkünlüğünü yeni sonlandırmıştı ve işçiler hararetlenmişti. {Fabrika Konseyi} Komiserleri fabrika işgalleri çağrısında bulunmaya başladılar”. Aslında, “Turin dışındaki konsey hareketi temel olarak anarko-sendikalistti”. Hiç de şaşırtıcı olmayacak biçimdemak üzere, sendikalist metal-işçileri sekreteryası “Turin konseylerine destek sağlanması için uğraşıyordu, çünkü onlar fabrikaların kontrol altına alınmasını amaçlayan ve sendikalist endüstriyel birliklerinin ilk hücreleri olabilecek, anti-bürokratik doğrudan eylemi temsil etmekteydiler. … Sendikalist kongresi oylama sonucunda konseylerin desteklenmesine karar verdi. … Malatesta, … onları isyankârlık üretmeyi garanti altına alan bir doğrudan eylem biçimi olarak desteklemekteydi. … Umanita Nova ve {USI’nın gazetesi} Guerra di Classe, neredeyse L’Ordine Nuovo ve Avanti’nin Turin baskısı kadar kendilerini konseylere adamışlardı” (Williams, Op. Cit., s. 200, s. 193 ve s. 196).

Militanlıktaki bu patlama yükselme kısa süre içinde patronların karşı saldırısını harekete geçirdi. Patronların örgütü fabrika konseylerini suçlayarak onlara karşı harekete geçme çağrısında bulundu. İşçiler ayaklanıyor ve patronların emirlerine uymayı reddediyorlardı –fabrikalarda “disiplinsizlik” artıyordu. [Patronlar], mevcut endüstriyel düzenlemelerin uygulanması için hükümetin desteğini kazandılar. FIOM tarafından 1919’da kazanılan sözleşme, dahili komisyonların üretim bölümlerinde atölyelerde yasaklanmasınıa ve [faaliyetlerinin] çalışma saatleri dışıyla sınırlandırılmasınıa sağlimkan tanıyordu. Bu, Turin’deki işçi temsilcileri atölye çalışanları hareketinin yürüttüğü –işçi temsilcileriniatölye çalışanlarını seçmek üzere çalışmanın durdurulması gibi– faaliyetlerin, sözleşmenin ihlali anlamına gelmesi demekti. Hareket esasen kitlesel bir itaatsizlik sayesinde sürüyordu. Patronlar yapılmış sözleşmenin ihlal edilmesini, Turin’deki fabrika konseyleri ile mücadele etmenin bir aracı olarak kullandılar.

İşverenlerle nihai hesaplaşma, Fiat’daki işçi temsilcileri atölye çalışanları genel meclisinin, birçok işçi temsilcisinin atölye çalışanının işten çıkarılmasını protesto etmek üzere oturma eylemine başlamasıyla Nisan’da gerçekleşti. Bunun üzerine işverenler genel bir lokavt ilan ettiler. Hükümet, büyük bir kuvvet gösterisi, fabrikaları işgal eden birlikleri ve onlara doğrultulmuş makinalı tüfekleriyle lokavt kararını destekledi. İki haftalık grevin ardından işçi temsilcileri atölye çalışanları hareketi anlaşmazlık konusu olan acil konularda feragat etmeye karar verdiğinde, işverenler işçi temsilcileri atölye çalışanları konseyinin [faaliyetlerinin] FIOM’la yapılan sözleşmeye uygun olarak çalışma saatleri dışıyla sınırlı olması ve idari kontrolün tekrar uygulanması taleplerini dayattılar.

Bu talepler fabrika konseyleri sistemini hedef alıyordu ve Turin işçi hareketi bunu savunmak üzere kitlesel bir genel grevle cevap verdi. Turin’de greve katılım tamdı, [grev] kısa zaman içinde Piedmont bölgesinin geneline yayıldı ve en yüksek döneminde 500.000 işçiyi kapsamaktaydı. Turin grevcileri grevin tüm ülkeye yayılması çağrısı yaptılar; ve genelde sosyalistlerin önderliğinde oldukları için de CGL sendikasına ve Sosyalist Parti liderlerine yöneldiler, [onlar ise] bu çağrıyı reddeddiler.

Turin genel grevine tek destek, bağımsız demiryolu ve deniz işletmeleri işçileri sendikaları gibi anarko-sendikalist etki altında olan sendikalardan geldi (“Bir tek sSendikalistler tek harekete geçtilerenlerdi” (Williams, Op. Cit., s. 207). Pisa ve Floransa’daki demiryolu işçileri, Turin’e gönderilecek olan askeri birlikleri taşımayı reddettiler. Tüm Cenova genelinde, USI’nın oldukça etkili olduğu liman işçileri arasında ve işyerlerinde atölyelerde grevler vardı. Williams’ın belirttiği üzere, “sosyalist hareketin tamamı tarafından ihanete edilmişuğratılmış ve terk edilmiş olan”masına karşın Nisan hareketi, “anarko-sendikalistlerin doğrudan yaptığı ve dolaylı olarak esinlendirdiği … eylemler” ile “hala popüler destek bulmaktaydı”. Bizzat Turin’de, anarşistler ve sendikalistler, “konsey hareketini (Gramsci’nin ve Ordine Nuovo’nun etkisinden) koparmakla tehdit ediyorlardı” (Williams, Op. Cit., s. 207, s. 193 ve s. 194).

En sonunda, CGL liderliği, işverenlerin ana talebi olan işçi temsilcileri atölye çalışanları konseylerinin faaliyetlerinin çalışma saatleri dışıyla sınırlandırılmasını kabul ederek grevleri sona erdirdi. Konseyler artık faaliyetleri ve üretim bölümlerindeki atölyedeki varlıkları açısından oldukça kısıtlanmış olsalar da, Eylül’deki fabrika işgalleri sırasında bu konumlarını tekrar kazanacaklardı.

Anarşistler “sosyalistleri ihanetle suçladılar. Sosyalistleri kendi korkak liderliklerine bağımlı kılan, yanlış olduğuna inandıkları disiplin anlayışları [nedeniyle] eleştirdiler. Her hareketi ‘hesapların, korkuların, hataların ve liderlerinin olası ihanetlerine’ mahkum eden bu disiplinle; Turin’le dayanışma içinde mücadele eden Sestri Ponente işçilerinin disiplinini, güvenlik güçlerini Turin’e taşımayı reddeden demiryolu işçilerinin, ve parti ve grup hesaplarını unutarak kendilerini Torinesi’nin emrine adayan anarşistlerin ve Unione Sindicale üyelerinin disiplinini karşılaştırdılar” (Carl Levy, Op. Cit., s. 161). Ne üzücüdür ki, sosyalistlerin bu yukarıdan-aşağı “disiplini”, fabrika işgalleri sırasında korkunç sonuçlarıyla birlikte kendini tekrar edecektti.

Eylül 1920’de, ücret kesintileri ve lokavtlara karşı İtalya’da büyük -ölçekli oturma eylemleri düzenlendi. “Kriz ortamının merkezinde, sendikalistlerin yükselişi vardı”. Ağustos ortasında, USI metal işçileri “her iki sendikanın da fabrikaları işgal etmesi çağrısında bulundu” ve lokavtlara karşı “önleyici işgaller” çağrısı yaptı. USI, (“gerekli tüm tedbirlerle” savunulması gereken) bunu “fabrikalara metal işçileri tarafından el konulması” olarak değerlendirdi ve “diğer sanayilerdeki işçilerin de mücadeleye çağrılmasının” gerektiğini gördü (Williams, Op. Cit., s. 236 ve s. 238-9). Aslında, “eğer FIOM işverenlerin lokavtına karşı fabrikaların işgal edilmesi şeklindeki sendikalist düşünceyi kucaklamamış olsaydı, USI pekala Turin’deki siyasal açıdan politik olarak aktif olan işçi sınıfı arasında büyük bir destek kazanabilirdi” (Carl Levy, Op. Cit., s. 129). Bu grevler motor fabrikalarında başladı ve kısa sürede demiryollarına, yol taşımacılığına ve diğer endüstrilere sıçradı –köylüler de topraklara el koyuyordu. Ancak, grevlerciler yalnızca işyerlerini işgal etmekle yetinmedilerten daha fazlasını yaptılar; [işyerlerini] işçilerin özyönetimine bıraktılar. Çok geçmeden 500.000’den fazla “grevci”, kendileri adına için üretmek üzere işbaşı yapmıştı. Bu olaylara katılanın bir parçası olan Errico Malatesta şöyle yazıyor:

“Metal işçileri ücretler meselesiyle hareketi başlattılar. Bu yeni tür bir grevdi. Fabrikaları terk etmek yerine, çalışmadan içerde kalmak fikri vardı. … İtalya çapında işçiler arasında devrimci bir çoşku şevk vardı ve kısa zaman içinde taleplerin nitelikleri değişti. İşçiler, ilk ve son defa olmak üzere, tüm üretim araçlarının sahipliğini ele geçirmek için üzere bu anın uygun olduğunu düşündüler. Savunma için silahlandılar … ve üretimi kendi başlarına düzenlemeye başladılar. … Ortadan kaldırılan aslında mülkiyet hakkıydı … ; bu, çoşkuyla doğan şey, yeni bir rejim, yeni bir toplumsal yaşam biçimiydi. Ve hükümet arka çıktı, çünkü muhalefet etmekten aciz olduğunu hissetti” (Errico Malatesta: Yaşamı ve FikirleriLife and Ideas, s. 134)

Daniel Guerin hareketin boyutları hakkında iyi bir özet sunuyor:

“Fabrikaların yönetimi … teknik ve idari işçi komiteleri tarafından yürütülüyordu. Özyönetim oldukça yol katetmişti: ilk zamanlarda bankalardan destek sağlandı, ancak bu [destek] geri çekilince, özyönetim sistemi işçilerin ücretlerini ödemek üzere kendi parasını bastı. Çok katı bir özdisiplin gerekiyordu; alkollü içeceklerin kullanılması yasaklandı ve savunma amacıyla silahlı devriyeler örgütlendi. Özyönetim altındaki fabrikalar arasında çok yakın bir dayanışma kuruldu. Madenler ve kömür ortak bir havuza konarakdu, ve adaletli eşit bir şekilde paylaştırıldı” (AnarşizmAnarchism, s. 109).

İtalya, “yarım milyon işçinin [çalıştıkları] fabrikaları işgal ederek kızıl ve kara bayrakları göndere çekmesiyle felç olmuştu”. Hareket yanlızca Milan, Turin ve Cenova etrafındaki endüstriyel merkezleriyle sınırlı kalmayarak, Roma, Floransa, Napoli ve Palermo’ya sıçramış, bütün İtalya’ya yayılmıştı. Umanita Nova “hareket oldukça ciddidir ve bizler onun hızlı bir şekilde yayılması için gereken herşeyi yapmalıyız” derken, “USI’lı militanlar kesinlikle hareketin en ön saflarında yer alıyorlardı”. USI’nın ısrarlı çağrıları, “‘el koyma[yla sonuçlanacakn] genel grevleri’ yerleştirmek için hareketi tüm sanayiye yaymak” amacını güdüyordu (Williams, Op. Cit., s. 236 ve s. 243-4). Liberterlerin etkisi altındaki olan demiryolu işçileri askeri birliklerin taşımayı reddetti, işçiler reformist sendikaların aksi yöndeki kararlarına rağmen greve katıldılar ve köylüler de toprakları işgal ettiler. Anarşistler, “fabrikaların ve toprakların işgal edilmesi bizim eylem programımıza tam manasıyla uymaktadırduğu için” diyerek hareketi doğal olarak bütün kalpleri ile desteklediler (Malatesta, Op. Cit., s. 135). Luigi Fabri, işgalleri “proletaryanın o güne değin farkında olmadığı gücünü ortaya çıkar”mıştı diye anlatıyor (Paolo Spriano’nun alıntısı, Fabrikaların İşgaliThe Occupation of the Factories, s. 134).

Ancak, dört haftalık işgalin ardından işçiler fabrikaları terk etmeye karar verdiler. Bunun sebebi, Sosyalist Parti ve reformist sendikaların eylemleriydi. Onlar harekete karşı çıkıyor ve patronlarla işbirliği içinde, işçilerin kontrolünü yasal olarak genişletme vaadi sözü karşılığında “normal”e dönüş için devletle pazarlık yapıyorlardı. Devrim sorunu, Sosyalist Parti’nin herhangi bir karar almayı reddetmesinin ardından –sendikalist sendikalara danışılmaksızın– CGL’nin 10-11 Nisan’da Milan’da topladığı ulusal konsey tarafından oylamayla karara bağlandı.

Söylemek gereksiz, bu “işçi kontrolü” sözü tabii ki tutulmadı. Fabrikalar arasında bağımsız örgütlerin yokluğu, diğer şehirlerde neler olup bittiğini öğrenmek konusunda için işçilerin sendika bürokratlarına bağımlı kalmasına yol açtı; ve onlar da bu gücü fabrikaları, şehirleri ve fabrikaları birbirlerinden ayırmak izole etmek için kullandılar. Bu ise, “fabrikalara dağılmış bulunan bireysel anarşistlerin muhalefetine rağmen” işbaşı yapılmasıyla sonuçlandı (Malatesta, Op.Cit., s. 136). Reformist sendikaların işbirliği yapmayı reddetmesi yüzünden yerel sendikalist sendika konfederasyonları tam anlamıyla uyumlu bir işgal hareketini gerçekleştirmek için gerekli yapıyı oluşturamadılar; ve anarşistler de büyük bir azınlık olmalarına rağmen yine de azınlıktılar:

“Sendikalist birlik, 12 Eylül’de düzenlenen (Unione Anarchia’nın, demiryolu işçileri ve deniz işletmeleri sendikalarsının katıldığı) ‘proletarlar-arası’ kongrede toplantıda, sosyalist parti ve CGL olmadan ‘kendi başımıza bunu yapamayız’ kararı aldı; azınlıkçı, keyfi ve hükümsüz olduğunu ilan ettiği değerlendirdiği Milan’daki ‘karşı-devrimci oylama’yı protesto etti; yeni ve belirsiz, ancak ateşli eylem çağrıları yaparak sonuçlandı” (Paolo Spriano, Op.Cit., s. 94).

Malatesta Milan’daki fabrikalardan birisinde işçilere hitap etti. Şöyle diyordu, “{Confederazione ile kapitalistler arasında} Roma’da imzalanan anlaşmayı büyük bir zafer olarak kutlayanlar sizi kandırıyorlar. Zafer gerçekte eşiğine geldikleri uçurumun kenarından kurtarılan Giolitti’ye, hükümete ve burjuvaziye aittir”. İşgaller sırasında, “burjuvazi sarsılıyordu, hükümet ise durumu göğüsleyecek güce sahip değildi”. Bu nedenle:

“Roma anlaşması, kurtulmanın eşiğine geldiğiniz burjuvazinin sömürüsüne sizi tekrar maruz bırakırken, zaferden söz etmek bir yalandır. Eğer fabrikalardan vazgeçecekseniz, bunu büyük bir savaşı kaybetttiğinize inanarak, ve ilk fırsatta mücadeyi yeniden canlandırmak ve sonuna kadar götürmek niyetiyle yapın. … Zaferin aldatıcı niteliği hakkında hayallere kapılmıyorsanız, sizin için kaybedilmiş bir şey yoktur. Fabrikaların kontrolü hakkındaki ünlü kararname bir maskaralıktır [sizi] alaya almaktır … çünkü bu [kararname] sizin çıkarınızla burjuvazininkini, kurtla kuzunun çıkarlarını uyumlu kılmak gibi uyumlu hale getirmek eğilimindedir. Her gün devrimi başka bir güne erteleyerek sizi aptal yerine koyan liderlerinize inanmayınız. Şartlar kendisini dayattığı zZamanı geldiğinde, asla [yanınıza] gelmeyecek veya geldiğinde de size eyleminizden vazgeçmenizi bırakmanız için size emretmek söylemek için üzere gelecek olan emirleri beklemeksizin devrimi siz kendiniz gerçekleştirmelisiniz. Kendinize güvenin, geleceğe inançla bakıninizi ellerinizde tutun, kazanacaksınız” (Max Nettlau’nun alıntısı, Errico Malatesta: Bir Anarşistin OtobiyografisiThe Biography of an Anarchist).

Malatesta’nın haklı olduğu kanıtlandı. İşgallerin sona ermesiyle zafer kazananlar yanlızca burjuvazi ve hükümet olmuştu. Çok geçmeden işçiler Faşizm ile karşılaşacaklardıtılar; ancak bundan öncesinde Ekim 1920’de, “fabrikaların boşaltılmasının hemen ardından” (gerçek tehditin kimden geldiğini açıkça bilen) hükümet, “USI ve UAL’ın bütün lider kadrolarını tutukladı. Sosyalistler buna yanıt vermediler” ve “artık yaşlanmış olan Malatesta’nın ve diğer tutuklu anarşistlerin Milan’daki hücrelerinde açlık grevine başladığı 1921 baharına gelinceye kadar da liberterlerin yargılanmalarını az- çok görmezden geldiler” (Carl Levy, Op.Cit., s. 221-2). Dört günlük bir yargılamanın ardından hepsi beraat ettiserbest bırakıldı.

1920 olayları dört şeyi gösterdi. Birincisi, işçiler patronları olmaksızın kendi işyerlerini başarılı bir şekilde idare edebilirler. İkincisi, anarşistlerin emek hareketiyle ilgilenmeleri gerektiğiyle ilgilidir. USI’nin desteği olmadan, Turin hareketi belki daha da fazla yalıtılmış olacaktıizole edilecekti. Üçüncüsü, sınıf mücadelesini etkileyebilmeleri için anarşistlerin örgütlenmeleri gereklimektedir. UAI ve ISI’nın hem etki hem de boyut olarak büyümesi bunun önemini gösteriyor. Anarşistler ve sendikalistlerin fabrikaların işgal edilmesi fikrini ortaya getirmemiş ve hareketin desteklenmemiş olsaydılarsi fikrini savunması olmasaydı, [hareketin] bu kadar başarılı olacağı ve yayılacağı şüpheli bir hale gelirdi. Son olarak, hiyerarşik tarzda örgütlenen sosyalist örgütler devrimci bir üyelik üretmemekteriler. Devamlı olarak liderlere bakani gözeterek, hareket sakat kalmış ve tam potansiyeline ulaşamamıştır.

İtalyan tarihinin bu dönemi Faşizmin İtalya’daki büyümesini açıklamaktadır. Tobia Abse’nin belirttiği üzere, “faşizmin yükselişi, öncesindeki 1919 ve 1920’nin kızıl yıllarındaki (biennio rosso) olaylardan ayrı tutulamaz. Faşizm, başarısız olan devrimin sonucunda başlatılan … bir önleyici karşı-devrimdi” (“Bir Sanayi Kentinde Faşizmin YükselişiThe Rise of Fascism in an Industrial City”, s. 54, İtalyan Faşizmini Yeniden DüşünmekRethinking Italian Fascism içinde, David Forgas (ed.), s. 52-81). “Önleyici karşı-devrim” terimi aslen esas olarak önde gelen anarşistlerden Luigi Fabbri tarafından geliştirilmişti. kitabının içinde, David Forgas (editör), s. 52-81). ”

Malatesta’nın fabrika işgalleri döneminde söylediği üzere, “{e}ğer sonuna kadar gitmezsek, şu anda burjuvazinin içine saldığımız korkunun bedelini kanlı gözyaşlarıyla ödeyeceğiz” (Tobias Abse’nin alıntısı, Op.Cit., s. 66). Daha sonra, işçi sınıfına yerini öğretmek üzere kapitalistler ve zengin toprak sahipleri faşistleri desteklediklerinde, olaylar [Malatesta’yı] doğrulamıştır. Tobias Abse’nin sözleriyle:

“1921-22’de Faşistlerin ve sanayicilerle tarımcılar arasında onları destekleyenlerin amacı basitti: örgütlü işçilerli ve köylülerin gücünü mümkün olduğunca parçalamak ezmek; kurşun ve sopalarla, sadece biennio rosso’nun kazanımlarını değil, ama yüzyılın başıyla Birinci Dünya Savaşı’nın patlaması arasındaki dönem zarfında … alt sınıfların tabakanın kazandığı herşeyi ortadan kaldırmak” (Op.Cit., s. 54).

Faşist ekipler birimler anarşist ve sosyalist toplantı yerlerine, toplumsal merkezlere, radikal basına ve Camera del Lavaro’lara (yerel sendika konseylerine) saldırdılar ve tahrip ettiler. Ancak, faşist terörün bu karanlık günlerinde bile, anarşistler totaliterliğin kuvvetlerine karşı direndiler. “Faşizme karşı en güçlü işçi-sınıfı direnişinin … oldukça güçlü anarşist, sendikalist veya anarko-sendikalist geleneklere sahip şehirlerde ve kasabalarda olması bir rastlantı değildi” (Tobias Abse, Op.Cit., s. 56).

Anarşistler, işçilerin çıkarlarının savunulmasına adanmış bir işçi-sınıfı örgütü olan Arditi del Popolo’ya katıldılar ve sıklıkla da onun şubelerini seksiyonlarını örgütlediler. Arditi del Popolo, işçi-sınıfını örgütlüyor ve onları faşist birliklere direniş göstermeye teşvik ediyordu cesaretlendiriyor ve onları örgütlüyordu; sıklıkla daha büyük olan faşist kuvvetleri bozguna uğratılıyordu (örneğin, anarşistlerin merkezi olan Parma’da Ağustos 1922’de “binlerce [kişilik] Italo Balbo ekipbirimlerinin, işçi sınıfı semtlerinde oturanların desteğini arkalarına alan birkaç yüz [kişilik] Arditi del Pobolo [üyesi] tarafından rezil edilmesitamamen alaya alınması” gibi (Tobias Abse, Op.Cit., s. 56).

Arditi del Popolo, Malatesta ve UAI’nin belirttikleri gibi, İtalya’da faşizm karşısında birleşik bir devrimci işçi-sınıfı cephesi fikrine en yakın fikirdi. Bu hareket, “burjuvazi karşıtı ve anti-faşist bir çizgilerdedoğrultada gelişmiş,ti ve yerel şubelerinin seksiyonlarının bağımsızlığıyla öne çıkmıştı” (Kızıl Yıllar, Kara Yıllar: İtalya’da Faşizme Karşı Anarşist DirenişRed Years, Black Years: Anarchist Resistance to Fascism in Italy, s. 2). Arditi sadece “anti-faşist” bir örgüt olmanın ötesinde, “soyut bir ‘demokrasi’yinin savunulmasıan bir hareketi de değildi; ancak esasen sanayi işçilerinin, liman işçilerinin ve büyük sayıdaki zanaatkâr ve el emekçisinin çıkarlarını savunmaya adanmış bir işçi-sınıfı örgütüydü” (Tobias Abse, Op.Cit., s. 75). Arditi del Popolo’nun “en güçlü ve başarılı olduğu yerlerin, Bari, Livorno, Parma ve Roma gibi geleneksel işçi sınıfı siyasal kültürünün yalnızca komünist gelenekle sınırlı olmayıp, güçlü anarşist veya sendikalist geleneklerin etkisinde olduğu bölgeler olduğu gözleniyor” (Antonio Sonnessa, “İşçi Sınıfı Savunma Örgütlenmesi, Anti-Faşist Direnişler ve Turin’de Arditi del Popolo, 1919-22”, s. 183-218, European History Quarterly, cilt 33, sayı 2).

Ancak, hem sosyalist hem de komünist partiler bu örgütten çekildiler. Sosyalistler, Ağustos 1921’de Faşistlerle “Uzlaşma Anlaşması” imzaladılar. Komünistler ise “üyelerinin anarşistlerle çalışmasına izin vermektense yerine, onları Arditi del Popolo’dan uzaklaştırmayı tercih ettiler” (Kızıl Yıllar, Kara YıllarRed Years, Black Years, s. 17). Aslında, “anlaşmanın imzalandığı gün, Ordine Nuovo PCd’I’nın (İtalya Komünist Partisi) komünistleri” Arditi del Popolo “ile ilgilenmemeleri konusunda uyaran bir bildirisini yayımladı”. Dört gün sonra Komünist liderlik “hareketle ilişkisini resmen kesti.” Örgütle “ilişki içinde olmayı sürdüren komünistlere karşı ciddi disiplin tedbirleri tehditi getirildi”. Böylece, “1921 Ağustos ayının ilk haftasına gelindiğinde, PSI, CGL ve PCd’I resmen” örgütü “mahkum etmişlerdi”. “(Arditi del Popolo)nun programına her zaman sempatiyle yaklaşmamalarına karşın hareketi terk etmeyen bir tek anarşist liderler oldu”. Aslında, Umanita Nova, “anti-faşist direnişin popüler bir ifadesini temsil etmesi ve örgütlenme özgürlüğünü savunması temellerinde (hareketi kuvvetle destekledi” (Antonio Sonnessa, Op.Cit., s. 195 ve s. 194).

Ancak, liderlerinin aldığı karara rağmen alt kademelerdeki birçok sosyalist ve komünist hareketin içinde yer almıştır. Komünistler, “PCd’I liderliğinin (hareketten) giderek uzaklaşmasına açıkça isyan ederek” katılmışlardı. Örneğin, Turin’de, Arditi del Popolo’da yer alan komünistler “bunu komünist olmalarından daha çok daha geniş, işçi sınıfı öz-kimlikleriyle” yapıyorlardı. Oradaki “önemli sosyalist ve anarşist varlığı da bu dinamiği bir kat daha güçlendiriyordu”. Komünist liderliğin hareketi desteklemekteki başarısızlığı, halk hareketinin gereksinimlerine karşı tepkisiz kalan Bolşevik örgütlenme biçimlerinin iflâsını göstermektedir. Aslında, bu olaylar, “liberter otoriteden özerk olma ve otoriteye direnme âdetinin aynı zamanda işçi hareketi liderleri karşısında da geçerli olduğunu –özellikle de halk tabanındaki durumu yanlış anlamakta ısrar ettiklerinde–” göstermektedir (Sonnessa, Op.Cit., s. 198 ve s. 193).

Böylece, Komünist Parti faşizme karşı popüler direnişini desteklemekte başarısız oldu. Komünist lider Antonio Gramsci, “Arditi del Popolo meselesinde ilişkin olarak parti liderliğinin tavrının, … parti üyelerinin, partinin liderliği olmayan bir liderlik tarafından kontrol edilmesini engellemek gereksinimine tekabül ettiğini” söylerken [bunun] nedenini açıklıyordu. Gramsci, bu politikanın “tabandan yükselen başlayan ve bizim tarafımızdan siyasali olarak istifade edilebilecek olan bir kitle hareketinin diskalifiye edyetkisizleştirilmesine hizmet ettiğini” ekliyordu. (Siyasal Yazılardan SeçmelerSelections from Political Writings (1921-1926, s. 333). Diğer Komünist liderlere göre Arditi del Popolo’ya karşı daha az tutucu olmasına karşın, “Gramsci de komünist liderlerle birlikte PCd’I öncülüğündeki askeri ekiplerin kurulmasını bekliyordu” (Sonnessa, Op.Cit., s. 196). Diğer bir deyişle, faşizme karşı mücadele sorunu Komünistler tarafından daha çok üye kazanmak aracı olarak görülüyordu anlamına geliyordu; ve bunun aksi olası olduğu zaman, yenilgiyi ve faşizmi takipçilerinin anarşizmin etkisi altında kalmasına tercih ettiler.

Abse’nin belirttiği gibi, Arditi’yi “ulusal çapta sakat bırakan şey, Sosyalist ve Komünist partilerin desteklerini geri çekmesi oldu.” (Op.Cit., s. 74). Böylece, “sosyal reformist bozgunculuk ve komünist sekterlik, yaygın ve dolayısıylaböylece de etkin olan bir silahlı muhalefetin oluşmasını imkânsız hale getirdi; yalıtılmış haldeki halk direnişleri başarılı bir strateji etrafında birleştirilemedi”. Faşizm yenilebilirdi: “Temmuz 1921’de Sarzanna’da ve Ağustos 1922’de Parma’da yaşanan ayaklanmalar, anarşistlerin eylemde ve propagandada savundukları politikaların doğru olduğunun birer örneğidir” (Kızıl Yıllar, Kara YıllarRed Years, Black Years, s. 3 ve s. 2). Tarihçi Tobias Abse de bu çözümlemeyi onaylar: “Eğer Sosyalist ve Komünist Partiler, Malatesta’nın Faşizme karşı birleşik bir devrimci cephe çağrısına ağırlıklarını koyarak desteklemiş olsaydılar, Ağustos 1922’de Parma’da yaşananlar başka yerlerde de yaşanabilirdi” (Op.Cit., s. 56).

Sonunda, faşist şiddet başarılı oldu ve kapitalist iktidar yerini korudu:

“Anarşistlerin arzu ve cesaretleri, devletin baskıcı organları tarafından arka çıkılan, malzeme ve silah açısından fazlasıyla desteklenen faşist çetelere karşı koymaya yeterli değilmedi. Anarşistler ve anarko-sedikalistler bazı yerlerde ve bazı endüstrilerde belirleyiciydiler, ancak Sosyalist Parti ve {reformist işçi sendikası} Genel Emek Konfederasyonu’nun benzeri bir doğrudan eylem tercihinde bulunması ancak faşizmi durdurabilirdi ancak” (Kızıl Yıllar, Kara YıllarOp.Cit., s. 1-2).

Devrimin yenilmesine yardım etmelerinin ardından Marksistler faşizmin zaferini garanti altına almasına yardım ettilerış oldular.

Anarşistler, faşist devletin kurulmasından sonra bile gerek İtalya’danın gerekse hem içinde hem de dışınarıda direnişe devam ettiler. Anarşist olan olmayan,ler ve anarşist olmayanlar dahil olmak üzere pek çok İtalyan, 1936’da Franko’ya direnmek üzere İspanya’ya gitti (Ayrıntılar için Umberto Marzochhi’nin İspanya’yı Hatırlarken: İspanya İç Savaşında İtalyan Anarşist GönüllülerRemembering Spain: Italian Anarchist Volunteers in the Spanish Civil War adlı eserine bakınız). İkinci Dünya Savaşı sırasında, anarşistler İtalyan Partizan hareketinin önemli bir kesimini meydana getiriyorlardı. ABD ve İngiltere’nin “kurtardıkları” yerlerde (özellikle de Partizanlar tarafından zaten ele geçirilmiş şehirlerde; [yani] Müttefikler aslında şehirleri kendi sakinlerinden “kurtarıyordu”!) hükümet mevkilerine tanınan faşistleri yerleştirmelerinin ardındaki gerçek, anti-faşist harekete anti-kapitalist unsurların hâkim olmasıydı.

İtalya’da faşizme karşı direnişin tarihi ortadayken, bazılarının İtalyan faşizminin sendikalizmin bir ürünü veya biçimi olduğunu iddia etmeleri şaşırtıcıdır. Hatta bBu hatta bazı anarşistler tarafından dabile iddia edilmiştir. Bob Black’e göre “İtalyan sendikalist hareketi büyük ölçüde Faşizmin tarafına geçmişti”, ve bu iddiasını desteklemek için David A. Roberts’in 1979 tarihli Sendikalist Gelenek ve İtalyan FaşizmiThe Syndicalist Tradition and Italian Fascism adlı çalışmasına referans verir (Solculuğun Ardından AnarşizmAnarchy after Leftism, s. 64). Social Anarchism’deki yazısında sendikalizmin “en büyük başarısızlığının, faşizmin bir aracına dönüşmesi” olduğunu söyleyen Peter Sabatini de benzer bir açıklama yapmaktadır (Social Anarchism, Sayı 23, s. 99). Bu iddiaların arkasındaki gerçek nedir peki? dergisindeki [yazısında], sendikalizmin ”

Black’in referansına bakınca, eğer sendikalistler diyerek USI’nin (İtalyan Sendikalist Birliği) üyelerini kastediyorsak eğer, İtalyan sendikalistlerinin çoğunluğunun faşizmin tarafına geçmediği gerçeğini keşfediyoruz. Roberts şunu söylüyor:

“Örgütlü işçilerin büyük bir çoğunluğu sendikalistlerin çağrılarını yanıtlamakta başarısız oldu ve nafileamaçsız bir kapitalist savaş olarak gördükleri {İtalya’nın Birinci Dünya Savaşına} katılmasına karşı çıkmaya devam etti. SendikalistlerAnarşistler USI içindeki çoğunluğu bile ikna etmeyi başaramadılar, … çoğunluk USI içindeki anarşistlerin lideri Armando Borghi’nin tarafsızlığını tercih etti. De Ambris’in [savaşa] katılma taraftarı azınlığını konfederasyondranstan çekmesiyle de hizipleşme ortaya çıktıbölünme gerçekleşti” (Sendikalist Gelenek ve İtalyan FaşizmiSyndicalist Tradition anda İtalian Fascism, s. 113).

Ancak, eğer “sendikalistler” kelimesinden bazı entelektüelleri ve savaş öncesi hareketin bazı entelektüelleri ile ve “liderler”ini anlıyorsak eğer, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından “önde gelen anarşistlerin çabucak ve neredeyse toptan [savaşa] katılınmasını savundukları” bir durum ortaya çıkar (Roberts, Op.Cit., s. 106). Savaş-yanlısı olan bu “önde gelen sendikalistler”in pekçoğu sonradan faşist olmuşlardır. Ancak, (çoğunluğun peşlerinden dahi gitmediği!) bir elin parmakları kadar sayıdaki “liderlere” yoğunlaşarak, bunun “İtalyan sendikalistlerinin çoğunlukla Faşizmin tarafına geçmiş” olduğunu göstediğini söylemek akla zararlıdır. Daha da kötüsü, yukarıda gördüğümüz üzere, İtalyan anarşist ve sendikalistlerinin faşizme karşı en azimli ve başarılı savaşçılar olmasıdır. Sonuçta, Black ve Sabatini bütün bir harekete iftira atmışlardır.

Bir başka ilginç olan şey ise, bu “önde gelen sendikalistlerin” anarşist ve dolayısıyla anarko-sendikalist olmadıkmalarıdır. Roberts’in belirttiği üzere, “İtalya’da, sendikalist doktrin açıkçası Sosyalist parti içinde faaliyet gösteren ve reformizme karşı bir alternatif arayan bir grup entelektüelin ürünüydü”. “Anarşizmi açıkça suçluyor” ve “Marksist ortodoksinin bir çeşidinde ısrar ediyorlardı”. “Ssendikalistler Marksist geleneğin içinde çalışmayı samimiyetle arzuladılar –ve denediler” (Op.Cit., s. 66, s. 72, s. 57 ve s. 79). İtalyan anarşizmine ilişkin değerlendirmesinde Carl Levy’e göre, “diğer sendikalist hareketlerin aksine, İtalyan [sendikalizminin aldığı] biçim İkinci Enternasyonal tarafıyla birleşmişti. Taraftarları kısmen sosyalist uzlaşmazcılardan [intransigents, taviz vermeyen] gelmişti; … güneyli sendikalist entelektüeller cumhuriyetçiliklerini ifade ediyorlardı. … Bir başka kesim ise, … Partito Operaio’nun artıklarından oluşmuştu” (“İtalyan AnarşizmiItalian Anarchism: 1870-1926”, Anarşizm İçin: Tarih, Teori ve PratikFor Anarchism: History, Theory, and Practice içinde, David Goodway (editör), s.51).

Diğer bir deyişle, birincisi faşizme yönelen İtalyan sendikalistleri sendikalist birlikler içindeki çoğunluğu dahi ikna edememiş olan bir entelektüel bir azınlıktı; ikincisi, bunlar, anarşist, anarko-sendikalist ve hatta devrimci sendikalist olmaktan ziyade Marksist ve cumhuriyetçiydi.

Carl Levy’e göre, Roberts’in kitabı “sendikalist aydınlar üzerine” ve “güneyli sendikalist entelektüellerin popülist ve cumhuriyetçi söylemleriyle benzerlikler taşıyan, … yeni Milliyetçi hareketin oluşmasına yardımcı olan veya sempatik bir şekilde yaklaşan … bazı sendikalist entelektüeller üzerine yoğunlaşıyor”. Kitapta, “sendikalist entelektüellere ve milliyetçi örgütçülere olduğundan [gerçekte olduğundan] çok fazla vurgu yapıldığı” ve [aslında] sendikalizmin “uzun-dönemli canlılığı için ulusal liderliğe çok az dayandığı” belirtiliyor (Op.Cit., s. 77, s. 53 ve s. 51). “Çoğunlukla faşizme katılan” bir grup bulmak yerine USI’nın üyelik yapısına bakacak olursak eğer, ölesiye faşizme karşı savaşmış ve fazlasıyla faşist şiddete maruz kalmış bir grup insanı gruplarını keşfederiz.

Özetlemek gerekirse, İtalyan Faşizminin sendikalizmle hiçbir ilgisi yoktur; ve yukarıda görüldüğü üzere, USI faşizme karşı savaşmıştır ve UAI, Sosyalist Parti ve diğer radikallerle birlikte [faşizm] tarafından yok edilmiştir. Bir elin parmakları kadar sayıdaki savaş-öncesi Marksist-sendikalistin sonradan Faşist olması ve “Milliyetçi-Sendikalizm” talepleri, sendikalizmle faşizmin ilişkili olduğu anlamına gelmez (sonradan Marksist olmuş bazı anarşistlerin, anarşizmi Marksizm’in için bir aracıç haline getirmesinden olarak kullanmalarından daha fazla olmayacak bir şekilde!).

Anarşistlerzmin, Faşizmin en tutarlı ve başarılı hasmı olması hiç de şaşırtıcı değildir. Birisi kapitalizmin hizmetindeki tam bir devletçiliğe, diğeri ise özgür, kapitalist olmayan bir topluma aday olan iki hareket birbirlerinden daha uzak duramazlar. Ne de ayrıcalıkları ve iktidarları tehlike altında olduklarında, kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin kendilerini kurtarmak için yüzlerini faşizme çevirmeleri şaşırtıcıdır. Bu süreç tarihte yaygın bir özelliktir (sadece birkaç örnek verirsek İtalya, Almanya, İspanya ve Şili).

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: A.5 What are Some Examples of ‘Anarchy in Action’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: