“EYLEMDE ANARŞİ”NİN BAZI ÖRNEKLERİ NELERDİR?

Anarşizm, her şeyden öte, son iki yüzyıl içinde dünyayı değiştiren milyonlarca devrimcinin çabalarısı hakkındadır. Biz burada, tümünün tamamen anti-kapitalist bir doğaya sahip olduğu bu hareketin bazı en önemli noktalarını tartışacağız.

Anarşizm dünyayı temelli değiştirmektir; yalnızca mevcut sistemin içindeki anarşistçe eğilimlerin büyüyüp gelişmesini teşvik ederek, onu daha az da gaddar bir hale getirmekle değildir., dünyayı temelli değiştirmekle ilgilitdir; Tamanen Saf olarak anarşist olan bir devrim henüz gerçekleşmemiş olsa da, son derece fazlasıyla anarşist karaktere ve bir katılım düzeyine sahip olan çok sayıda [devrim] yaşanmıştır. Ve bunların tümü de yıkılmış olmakla beraber; her durumda [bu yıkım] anarşizme özgü içsel bir sorundan meseleden dolayı değil, (ya Komünistlerce ya da Kapitalistlerce desteklenerek) karşılarına çıkarılan dış güçlerin eliyle olmuştur. Çok kuvvetli bir kuvvetin gücün karşısında varolmakta başarısız olmalarına rağmen; bu devrimler, hem anarşistler için bir esin kaynağkları, hem de anarşizmin yaşayabilir bir toplumsal kuram olduğunun ve büyük bir ölçekte uygulanabileceğinin kanıtları olmuşturlardır.

Bu devrimlerin paylaştıkları şey, Proudhon’un ifadesi ile “aşağıdan [tabandan] devrim” olmalarıdır –bunlar “kolektif eylemliliğin, halkın kendiliğindenliğinin” örnekleriydiler. Özgür bir toplumu yaratabilecek olan yegane şey, toplumun ezilenlerin kendi eylemleriyle toplumun aşağıdan yukarıya dönüştürülmesidir. Proudhon’un sorduğu üzere, “hangi ciddi ve kalıcı bir devrim aşağıdan, halk tarafından yapılmamıştır?”. Bu nedenle bir anarşist, “aşağıdan devrimi savunan birisidir”. Bu suretle, bu kısımda tartışacağımız toplumsal devrimler ve kitlesel hareketleri, halkın öz-etkinliğinineylemliliğinin [self-activity, kendinden faaliyetinin eylemliğinin] ve öz-kurtuluşunun [self-liberation, –bir başka erke, iktidar odağına, örn. devlet aracılığına dayanmaksızın kendini özgürleştirmesinin kurtuluşunu sağlamasının] örneklerini oluşturur –(Proudhon’un 1848’de ifade ettiği üzere, “proletarya kendi kendisini özgürleştirmelidir kılmalıdır”) (George Woodcock’un alıntısı, Pierre-Joseph Proudhon: Biography [Pierre-Joseph Proudhon: Biyografi], s. 143 ve s. 125). Tüm anarşistler, Proudhon’un aşağıdan bir devrimci değişim, yeni toplumun ezilenlerin kendi eylemlikleriyle sonucu yeni bir toplumun yaratılması fikirlerini tekrar ederler. Örneğin Bakunin şöyle der:, anarşistler, “tüm Devlet örgütlerinin düşmanı olmak sıfatıyla, … insanların ancak herhangi bir vasinin gözetimi koruyucunun denetimi olmadan, kendi özerk ve tamamen özgür birlikleri aracılığıyla aşağıdan örgütlendikleri zaman, mutlu ve özgür olarak yaşayabileceklerine inanırlar; [ve] bu kendi yaşamını yaratacaktır” diyor (Marxism, Freedom and the State [Marksizm, Özgürlük ve Devlet], s. 63). Anarşistlerin toplumsal devrimden ne anladıklarını ve bunun neleri içerdiğini Kısım J.07’de tartışacağızmaktayız.

Bu devrimlerin ve devrimci hareketlerin çoğu anarşist olmayanlarca görece bilinmemektedir. Rus devrimini çoğu kimse duymuştur, ancak Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesinden önce onun hayat kaynağı olan halk hareketlerini veya anarşistlerin burada oynadığı rolü pek az kimse bilir. Paris Komünü, İtalyan fabrika işgalleri veya İspanyol kolektiflerini pek az kişi duymuştur. Bu şaşırtıcı değildir, çünkü Herbert Read’in belirttiği gibi tarih “iki türlüdür –alenen gerçekleşen, gazetelerin manşetlerini süsleyen ve resmi kayıtlarda belirtilen olayların kaydı– buna yerüstü tarih diyebiliriz”, ancak “aynı zamanda gerçekleşen, bu alenen gerçekleşen olayları hazırlayan, onları önceleyen [olaylar] başka türlü bir tarihtir, resmi kayıtlarda yer almayan, görünmez bir yeraltı tarihi” (William R. McKercher’in alıntısı, Freedom and Authority [Özgürlük ve Otorite], s. 155). Halk hareketleri ve ayaklanmalar, neredeyse tanımsal olarak “yealtı tarihi”nin bir parçası, –şöhretleri çoğunluğu ezmelerinin ürünü olan kralların, kraliçelerin, politikacıların ve servet sahiplerinin anlatısı [olan]– elit tarih lehine gözardı edilen bir toplumsal tarihdir.

Yani, bizim “eylemde anarşi” örneklerimiz Rus anarşisti Voline’ın “Bilinmeyen Devrim” dediği şeyin bir parçasıdır. Voline, bu ifadeyi kendisinin aktif bir katılımcısı olduğu Rus devrimine ilişkin klasik anlatısının başlığı olarak kullanmıştı. Halın nadiren bilinen bağımsız, yaratıcı hareketlerine gönderme yapmak için kullanmıştı bunu. Voline’ın ifadesiyle, “bir devrimin nasıl incelenmesi gerektiği bilinmiyor” ve çoğu tarihçi “devrimin derinliklerinde sessizce gerçekleşmekte olan gelişmelere güvenmiyor ve gözardı ediyor … bunlara en fazlasından geçerken şöyle bir değiniyorlar … {Ancak} önemli olan, ve incelenen olaylara ve döneme doğru bir ışık tutacak olan şeyler de aslında bu gizli olgulardır” (The Unknown Revolution [Bilinmeyen Devrim], s. 19). Aşağıdan bir devrime dayanan anarşizm geçmiş yüzyıllardaki hem “yeraltı tarihi”ne hem de “bilinmeyen devrim”e önemli ölçüde katkıda bulunmuştur; SSS’ın bu kısmı onun başarılarına bir nebze ışık tutacaktır.

Bu örneklerin geniş-ölçekli toplumsal deneyler olduğunu ve günlük yaşamda –kapitalizmdeki [günlük yaşamda] bile– içten içe var olan anarşist uygulamaları ihmal etmediğimizi belirtmek önemlidir. Hem Peter Kropotkin (Mutual Aid’de [Karşılıklı Yardımlaşma]) ve Colin Ward (Anarchy in Action’da [Eylemde Anarşi]), genellikle anarşizmden habersiz olan sıradan insanların kendi ortak çıkarlarını sağlamak üzere, eşitler olarak birpekçok şekilde birliktearada çalıştıklarını ortaya koymuşturlardır. Colin Ward’ın ifade ettiği gibi, “anarşist bir toplum, [yani] kendisini otorite olmadan örgütleyen bir toplum; aynen karın altına gömülmüş bir tohum gibi, devlet ve onun bürokrasisinin, kapitalizm ve onun israfının, ayrıcalık ve onun adaletsizliklerin, milliyetçiliğin ve onun intihar niteliğindeki yok edici bağlılıklarının, dini farklılıklar ve onların [sebep olduğu] boşatıl inançlar[-a dayanan] ayrımcılıklarının ağırlığı altında gömülü olarak daima var olmuştur” (Eylemde Anarşi, s. 14).

Anarşizm yanlızca gelecekteki topluma ilişkin değildir, aynı zamanda bugün olmakta olan toplumsal mücadeleye ilişkindir. Bir durum koşul değil, kendi öz-etkineylemliliğimiz ve öz-kurtuluşumuzla yarattığımız bir süreçtir.

Ancak, 1960’lara gelindiğinde, pek çok yorumcu anarşizmden geçmişe ait olan bir şeymişçesine bahsetmekteydi. Avrupa anarşist hareketlerini savaş öncesi ve sırasındaki yıllarda sadece faşizm bitirmemişti; dahası bu hareketlerin savaş sonrası dönemde tekrar canlanması bir yandan kapitalist Batı’da, öte yandan ise Leninist Doğu’da engellenmişti. Aynı dönem boyunca, anarşizm ABD’de, Latin Amerika’da, Çin’de, (Kore Savaşı’ndan önce anarşist bir içeriğe sahip olan toplumsal devrimin bastırıldığı) Kore’de ve Japonya’da da bastırılmıştı. En kötü baskılardan sakınabilen bir iki ülkede bile, Soğuk Savaş ve uluslararası izolasyon birleşimi, İsveç SAC sendikası gibi liberter sendikaların reformist olmasına tanıklık etti.

Ancak 60’lar yeni bir mücadelenin [yükseldiği] bir on yıldı, ve tüm dünyada ‘Yeni Sol’ fikirlerini oluşturmak üzere diğer yerlere olduğu kadar anarşizme de baktığııyordu bir on yıl oldu. Fransa’daki kitlesel Mayıs 1968 patlamasının önde gelen şahsiyetlerinden çoğu kendisini anarşist olarak nitelendiriyordu. Bu hareketler yozlaşsalar da, bu [hareketlerden] gelenler fikri canlı tuttular ve yeni hareketler oluşturdular. 1975’de Franco’nun ölmesi, CNT’nin ilk Franco sonrası gösterisine katılan 500.000 kişinin katılmasıyla ile, İspanya’da anarşizmin muazzam bir yeniden doğuşuna tanıklık etti. 70’lerin sonları ve 80’lerde, bazı Güney Amerika ülkelerinde sınırlı demokrasiye geri dönülmesi, oralarda da anarşizmin büyümesine tanıklık eşlik etti. Nihayet, 80’lerin sonlarında, 1928’den sonraki ilk protesto yürüyüşünü 1987’de Moskova’da gerçekleştiren anarşistler, Leninist SSCB’ne ilk darbeyi indirenler oldulardi.

Bugün hala zayıf olsalar da, anarşist hareketler pek çok ülkedeki onbinlerce devrimciyi örgütlemekte. Aralarında 250.000 kadar kişiyi örgütleyenlerin de yer aldığı İspanya, İsveç ve İtalya’da liberter sendikalar bulunmakta. Diğer Avrupa ülkelerinin çoğu binlerce faal aktif anarşiste sahip. Aralarında Nijerya ve Türkiye’nin de bulunduğu diğer bazı ülkelerde anarşist gruplar ilk defa ortaya çıkmaya başladılar. Hareket Güney Amerika’da muazzam bir şekilde yeniden canlandı. Venezuellalı anarşist grup Corrio A tarafından dağıtılan iletişim adresleri broşürü, her ülkede 100’den fazla örgütün adından bahsediyor.

Belki de yeniden canlanış en yavaş Kuzey Amerika’da gerçekleşiyor, ancak orada da yine liberter örgütler önemli bir büyüme geçiriyor gözüküyorlar. Ve bu büyüme hızlandıkça, eylemde anarşinin daha fazla örneği yaratılacak ve giderek daha çok insan anarşist örgütlerde ve eylemlerde yer alacak; SSS’ın bu kısmının önemini giderek azaltacaklar.

Ancak, aldatıcı “ütopyacılık” suçlamalarından kaçınmak üzere, anarşizmin büyük ölçekteki kitlesel örneklerini aydınlatmak önemlidir. Tarih kazananlar tarafından yazıldığı için, [bahsedilecek] bu eylemde anarşi örnekleri karmaşık kitapların içinde görünürden uzakta saklıdırlar. Okullarda ve üniversitelerde nadiren bahsedilirler (bahsedilseler bile çarpıtılırlar). Söylemek gereksiz, verdiğimiz az sayıdaki örnek sadece birkaç tane.

Anarşizm çoğu ülkede uzun bir geçmişe tarihe sahiptir, ve her örneği belgelemeye girişemeyiz; sadece önemli gördüklerimizi ele alacağız. Eğer örnekler Avrupa-merkezci gözüküyorsa, üzgünüz. Yer ve zaman kısıtları nedenleriyle, Britanya’daki sendikalist devrimi (1910’dan 1914’e kadar) ve işyeri temsilcileri dükkan çalışanları hareketini (1917-21), Almanya (1919-21), Portekiz (1974), Meksika devrimlerini, Küba devrimindeki anarşistleri, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve ertesinde Kore’de Japon (sonra ise ABD ve Rus) emperyalizmine karşı yürütülen mücadeleyi, Macaristan’ı (1956), 1960’ların sonlarındaki “çalışmayı reddetme” ayaklanmasını (özellikle 1969’da İtalya’daki “sıcak Sonbahar”ı), Birleşik Krallık madenciler grevini (1984-85), Britanya’da Kafa Vergisi’ne karşı verilen mücadeleyi (1988-92), Fransa’daki 1986 ve 1995 grevlerini, 80 ve 90’larda İtalya’daki COBAS hareketini, 21. yüzyılın başındaki Arjantin ayaklanması sırasında kurulan halk meclisleri ile öz-yönetimli işgal edilmiş işyerlerini ve anarşist öz-yönetim [self-management] fikirlerinin (genellikle anarşistlerin asli veya “lider” bir rol üstlenmesi gerekmeden, hareketin kendi içinde gelişen fikirlerin) işin içinde olduğu sayısız diğer önemli mücadeleleri dışarda tutmak zorundaydık.

Anarşistlere göre için, sıradan insanların kendileri için hareket etmeye başlayarak ederek, hem kendilerini ve hem de dünyayı değiştirdikleri devrimler ve kitlesel mücadeleler, “ezilenlerin festivali”dirler.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: A.5 What are Some Examples of ‘Anarchy in Action’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: