ANARŞİZME YAKIN OLAN MARKSİST DÜŞÜNÜRLER VAR MIDIR?

Son kısımda değindiğimiz liberter sosyalistlerden hiçbirisi Marksist değildi. Marksizmin çoğu biçimi otoriter olduğu için bu şaşırtıcı değildir. Ancak, bu Marksizmin tüm okulları için geçerli değildir. Marksizmin, anarşist öz-yönetimli toplum vizyonunu paylaşan pek çok alt kolu vardır. Konsey Komünizmi, Durumculuk ve Otonomculuk bunlar arasındadır. Anarşizme çok yakın olan bu az sayıdaki Marksist eğilimin, anarşizmin kolları gibi, kendilerini kişilerin adlarıyla tanımlamamaları önemlidir. Her birini sırasıyla tartışacağız.

Konsey Komünizmi, Rus sovyetlerinin örneğinden esin alan ve anakım Marksist sosyal-demokratların merkeziyetçiliğinden, oportünizminden ve ihanetinden bıkan Marksistlerin, Bakunin’den bu yanadır anarşistlerin savunduğu anti-parlamentarist, doğrudan eylemci ve merkezsizleşmeci sonuçlara benzer sonuçlar çıkardıkları 1919 Alman Devrimi’nde doğdu. Marx’ın Birinci Enternasyonal’deki liberter muhalifleri gibi onlar da işçi konseyleri federasyonunun sosyalist toplumun temelini oluşturacağını savundular ve sonuçta da onların oluşumu desteklemek amacıyla militan işyeri örgütlenmeleri inşa etmenin gerekliliğini gördüler. Lenin, sert ve küçümser bir tonla yazdığı Left-wing Communism: An Infantile Disorder [Sol-kanat Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı] adlı kitabında –ki konseyci komünist Herman Gortor’un An Open Letter to Comrada Lenin’de [Yoldaş Lenin’e Açık Mektup] yerle bir etmiştir– bu harekete ve taraftarlarına saldırdı. 1921’de, Konseyci Komünistler kendilerini zaten ulusal Komünist Partiler ile Komünist Enternasyonel’den ihraç etmiş olan Bolşevizmden koptular.

Anarşistler gibi onlar da Rusya’nın bir devlet-kapitalist parti diktatörlüğü olduğunu ve sosyalizmle hiçbir ilgisi olmadığını savundular. Ve, yine anarşistler gibi, konsey komünistleri de yeni bir toplum inşa etme sürecinin aynen devrimin kendisi gibi halkın eseri olacağını, aksi takdirde başlangıçtan yenilgiye mahkum olduğunu ileri sürdüler. Anarşistlerle birlikte, Bolşeviklerin (sendikalarda olduğu gibi) sovyetleri ele geçirmesini devrimin çökertilmesi, baskı ile sömürünün yeniden tesis edilmesi olarak değerlendirdiler.

Konsey komünizmi hakkında daha fazla bilgi edinmek için Paul Mattick’in eserleri temel okumalardır. Daha çok Marx and Keynes [Marx ve Keynes], Economic Crisis and Crisis Theory [Ekonomik Kriz ve Kriz Kuramı] ve Economics, Politics and the Age of Inflation [Ekonomi, Politika ve Enflasyon Çağı] gibi Marksist ekonomik uram hakkındaki yazılarıyla tanınsa da, Mattick 1919/20 Alman Devrimi’nden beridir bir konsey komünisti idi. Anti-Bolshevik Communism [Bolşevik Karşıtı Komünizm] ve Marxism: The Last Refuge of the Bourgeoisie? [Marksizm: Burjuvazi’nin Son Sığına mı?] adlı kitapları politik fikirleri hakkında mükemmel giriş niteliğinde çalışmalardır. Bir başka temel okuma ise Anton Pannekeok’un çalışmasıdır. Klasik eseri Workers’ Councils [İşçi Konseyleri] ana ilkelerinden başlayarak konsey komünizmini açıklarken, Lenin as Philosopher [Felsefeci olarak Lenin] Lenin’in Marksist olduğu iddialarını ayrıntılarıyla ele alır (Pannekeok’un fikirlerinin gelişimi hakkındaki iyi bir çalışma için bakınız Serge Bricianer, Pannekook and the Workers’ Councils [Pannekeok ve İşçi Konseyleri]). Birleşik Krallık’ta, militan bir oy hakkı taraftarı olan Slyvia Pankhurst Rus Devrimi’nin etkisiyle konseyci komünist olmuş, Guy Aldred gibi anarşistlerle birlikte Leninizmin İngiltere komünist hareketine ithal edilmesine karşı muhalefet etmiştir (Birleşik Krallık’taki liberter komünizmin ayrıntıları için bakınız Mark Shipway, Anti-Parliamentary Communism: The Movement of Workers Councils in Britain, 1917-45 [Anti-Parlamenter Komünizm: Britanya’da İşçi Konseyleri Hareketi, 1917-45]). Otto Ruhle ve Karl Kosch bu geleneğin diğer önemli düşünürleridir.

Konsey komünizmi fikirleri üzerinden şekillenen Durumcular kendi fikirleri önemli şekillerde geliştirdiler. 1950’lerin sonu ile 1960’larda faaliyet gösteren [Durumcular] savaş sonrası kapitalizmine ilişkin etkileyici bir eleştiri üretmek üzere konsey komünizmi fikirlerini gerçeküstücülük ve diğer radikal sanat biçimleriyle birleştirdiler. Fikirlerinin üzerlerinde etkisi olduğu Castoriadis’in aksine, Durumcular kendilerini Marksist olarak görmeye devam ettiler, yabancılaşmanın kapitalist üretimde yerleşmiş olmaktan günlük yaşama kaymasından ötürü Marx’ın kapitalist ekonomi eleştirisini kapitalist toplumun eleştirisine doğru geliştirdiler. İçinde insanların kendi yaşamlarına yabancılaştırıldıkları ve dinleyici, seyirci rolü oynadıkları toplumsal sistemi betimlemek amacıyla “Gösteri” ifadesini ortaya attılar. Böylece, bir varlığa ve şimdiye dönüşmüş olan kapitalizm, gösteriyle birlikte bir görüntüye kavuştu. Uzak bir devrimi bekleyemeyeceğimizi, aksine insanları sarsarak toplum içerisindeki verili rollerinden sıyrılmalarını sağlamak üzere sıradan ve normal olanı aksatacak olaylar (“durumlar”) yaratarak kendimizi hemen şimdi ve olduğumuz yerde özgürleştirmemiz gerektiğini ileri sürdüler. Sıradan üyelerin [rank and file, hareketin saflarında yer alanların] oluşturduğu egemen meclisler ile öz-yönetimli konseylere dayanan bir toplumsal devrim nihai “durum”dur ve tüm Durumcuların amacıdır.

Anarşizme karşı eleştirel olmalarına rağmen, iki kuram arasındaki farklar görece önemsizdir ve Durumcuların anarşizme etkisi azımsanamaz. Birçok anarşist onların modern kapitalizm eleştirisini, onların devrimci amaçlarla modern sanat ve kültürün çökertilmesi fikrine ve günlük yaşamı devrimcileştirme çağrısına katılır. İroniktir ki, Durumculuk kendisini Marksizm ile anarşizmin geleneksel biçimlerini aşmaya yönelik bir girişim olarak görürken, esasen anarşizm içinde sınıflandırılır bir hale gelmiştir. Guy Debord’un Society of the Spectacle [Gösteri Toplumu] ve Raoul Veneigem’in The Revolution of Everyday Life [Günlük Yaşamın Devrimi] durumculuğun klasik çalışmalarıdır. (Ken Knabb tarafından edit edilen) Situationist International Anthology’nin [Durumcu Uluslararası Antoloji] yanı sıra Knabb’ın kendi Public Secrets’i [Kamusal Sırlar] Durumcularla ilgilenenler için temel okumalardır.

Son olarak Otonomcu Marksizm vardır. Konsey komünizmi, Castoriadis, durumculuk ve bazı diğer çalışmalara dayanarak, sınıf savaşımını kapitalizm analizinin tam kalbine yerleştirir. İlk olarak 1960’larda İtalya’da geliştirildi ve içinde bazıları anarşizme diğerlerinden daha yakın olan pek çok akımı barındırır. Otonomcu gelenekteki en ünlü düşünürün muhtemelen (Marx Beyond Marx’ta [Marx’ın Ötesinde Marx] “paranın sadece tek bir yüzü vardır, patronunki” harika deyişini söyleyen) Antonio Negri olmasıyla birlikte, aslında onun görüşleri daha çok geleneksel Marksizm içerisinde yer alır. Fikirleri anarşizme daha yakın olan bir Otonomcu için, Kropotkin’in fikirleri hakkındaki en iyi özetlerden birisini yazan, yazısında anarko-komünizm ile Otonomcu Marksizm arasındaki benzerliklere işaret eden ABD’li bir düşünür ve eylemciye yönelmemiz gerekir (“Kropotkin, Kendini Değerli Kılma ve Marksizmin Krizi”, Anarchist Studies, cilt 2, sayı 3). Reading Capital Politically [Kapital’i Politik Açıdan Okumak] adlı kitabı Otonomculuğu ve tarihçesini anlamak için temel bir okumadır.

Cleaver’a göre, “otonomcu Marksizm”, işçilerin otonom [özerk] gücünü vurgulayan –açıktır ki kapitalizmden otonomisini, ancak aynı zamanda onun resmi örgütlerinden (örn. sendikalar, politik partiler); ve dahası, işçi sınıfından insanlardan oluşan belli bazı grupların diğer gruplardan (örn. kadınların erkeklerden) otonom bir şekilde hareket etme gücünü– çeşitli hareket, politika ve düşünürleri anlatmak için kullanılan markasız [generic, genel] bir isimdir. “Otonomi” ile anlatmak istenilen şey, işçi sınıfının kendi çıkarlarını tanımlayabilme ve bunlar için mücadele edebilme; kritik olarak, sömürüye karşı sadece tepki vermenin ötesine geçerek sınıf savaşımını şekillendirecek ve geleceği belirleyecek tarzda saldırıya geçebilme becerisidir. Böylece, kapitalizm hakkındaki, onun nasıl geliştiği ve dinamiklerinin (keza onun içerisinde yer alan sınıf mücadelesinin dinamiklerinin) neler olduğu hakkındaki düşüncelerinin merkezine işçi sınıfının gücünü koyarlar. Bu yalnızca işyeriyle, işçilerin fabrika ve bürolar içerisindeki iş dayatmasına karşı iş yavaşlatmalar, grevler ve sabotajlar yoluyla direnmesiyle sınırlı kalmaz, yaşamlarının çalışmaya indirgenmesine karşı ücretle ilgili olmayan direnişi de içerir. Otonomculara göre, komünizmin yaratılması daha sonra olacak bir şey değildir, işçi sınıfının öz-eylemliliğinin yeni biçimlerinin mevcut gelişmeleriyle tekrar tekrar yaratılan bir şeydir.

Toplumsal anarşizmle olan benzerlikler açıktır. Otonomcuların, Lenin’in konsey komünizmiyle ilgili rehberliğini takip ederek onları anarşist olarak damgalayacak ve gözardı edecek diğer Marksistler karşısında fikirlerini haklı çıkarmak için Marx’ı incelemeye bu kadar zaman ayırmalarının ve ondan bu kadar alıntı yapmalarının sebebi belki de budur! Anarşistlere göre, tüm bu Marx alıntıları gülünçtür. Eninde sonunda, eğer Marx gerçekten de bir Otonomcu Marksist idiyse, o zaman Otonomcular Marx’ın “gerçekte” ne dediğini yeniden düzenlemek için neden bu kadar zaman harcıyorlar ki? Neden bunu doğrudan başında söylememiş ki? Benzer şekilde, kendi anlayışınızı haklı çıkarmak için Marx’tan (zaman zaman muğlak olan) alıntıları ve (zaman zaman öylesine geçen) yorumları bağlamından koparıp kullanmaya ne gerek var? Eğer bir şeyden ilk defa Marx bahsetmemişse bu onun doğru olmasını engeller mi? Otonomculuğun anlayışı ne olursa olsun, onun Marksizmi, politikasının uzunca süre önce ölmüş olan iki Almanın metinlerinde kök bulmasıyla, kendisini geriye doğru sürükleyecektir. 1920’lerde Troçki ile Stalin arasında “Tek Ülkede Sosyalizm” hakkında yapılan gerçeküstü tartışmanın Lenin’den yapılan alıntılarla sürdürülmesi gibi, bunun yegane kanıtlayabileceği şey belli bir fikrin doğru olup olmadığı değil, karşılıklı olarak üzerinde görüş birliğine varılan otorite şahsiyetin (Lenin veya Marx) bu [fikre] sahip olmuş olabileceğidir. Bu nedenle, anarşistler Otonomistlerin Marx ve Engels söz konusu olduğunda da biraz otonomi göstermelerini önerirler.

Anarşizme yakın olan diğer Marksist liberterler arasında Erich Fromm ve Wilhelm Reich bulunur. Her ikisi de kapitalizmin ve sebep olduğu kişilik bozukluklarının radikal bir eleştirisini üretmek amacıyla Marx ile Freud’u birleştirmeye çalışmıştır. Erich Fromm, The Fear of Freedom [Özgürlük Korkusu], Man for Himself [Kendisi için İnsan], The Sane Society [Aklı Başında Toplum] ve To Have or To Be? [Sahip Olmak mı, Olmak mı?] adlı kitaplarında kapitalizmin güçlü ve anlamlı bir analizini geliştirmiş, kapitalizmin bireyi nasıl şekillendirdiğini ve özgürlükle gerçek [otantik] yaşam önüne nasıl psikolojik engeller kurduğunu tartışır. Çalışmalarında, etik, otoriter kişilik (sebeplerinin neler olduğu ve nasıl değişeceği), yabancılaşma, özgürlük, bireysellik ve iyi bir toplumun neye benzeyeceği gibi birçok önemli konu tartışılır.

Fromm’un kapitalizme ve yaşam tarzına “sahip olma”ya ilişkin analizi son derece öğreticidir, özellikle de günümüzün tüketimciliği bağlamında. Fromm’a göre, yaşama, çalışma ve örgütlenme şeklimiz, nasıl gelişeceğimi, (ruhsal ve fiziksel) sağlığımızı, mutluluğumuzu zannettiğimizden çok daha fazla etkilemektedir. İnsanlık karşısında mülkiyete imrenen, öz-belirlenim ve kendini-gerçekleştirme yerine itaat ve tahakküm kuramlarına bağlı kalan toplumun aklı başındalığını sorgular. Modern kapitalizme karşı sert suçlamaları, bugün hakim olan tecrit olmuşluğun ve yabancılaşmanın ana kaynağının kapitalizm olduğunu gösterir. Yabancılaşma, Fromma göre, sistemin kalbinde yer alır (ister özel isterse devlet kapitalizmi olsun). Bizler kendimi gerçekleştirdiğimiz ölçüde mutlu oluruz ve bunun gerçekleşmesi için toplumumuzun insanı cansız olanın (mülkiyetin) üstünde değerlendirmesi gereklidir.

Fromm, Leninizm ile Stalinizmi Marx’ın fikirlerinin otoriter saptırmaları olarak reddederek, fikirlerini Marx’ın hümanist yorumlanmasına dayandırır (“sosyalizmin tahribatı … Lenin’le başlamıştı.”). Ayrıca, anarşistlerin Marx’ın devletlere ve merkeziyetçiliğe yönelik tercihlerini sorgulamakta haklı olduklarını belirterek, merkezsizleşmiş ve liberter bir sosyalizm biçiminin gerekliliğini vurgular. Kendi ifadesiyle, “Marx ile Engels’in ve … {onların} merkeziyetçi yönelimlerinin yanlışları, köklerinin, Fourier, Owen, Proudhon ve Kropotkin’den çok on sekiz ve on dokuzuncu yüzyılların orta-sınıf geleneklerinden kaynaklanmış olmaları olgusundan ötürüdür”. Marx’daki “merkeziyetçilik ve ademi merkeziyetçilik ilkeleri” arasındaki “çelişki”de olduğu gibi, Fromm’a göre, “Marx ile Engels, Proudhon, Bakunin, Kropotkin ve Landauer gibileriyle karşılaştırıldığında çok daha ‘burjuva’ydılar. Her ne kadar kulağa çelişkili gelse de, Sosyalizmin Leninist gelişimi, Owen, Proudhon ve başkaları tarafından oldukça zekice ifade edildiği gibi, yeni bir sosyalist kavramın aksine burjuva devlet ve politik iktidar kavramlarına doğru bir gerilemeyi yansıtıyordu” (Aklı Başında Toplum, s. 265, s. 267 ve s. 259). Dolayısıyla, Fromm’un Marksizmi temelde liberter ve hümanist türde bir Marksizm idi ve anlayışı toplumu daha iyiye götürmekle ilgilenen herkes için son derece önemlidir.

Fromm gibi Wilhelm Reich da hem Marksizme hem de psikoanalize dayanan bir toplusal psikoloji geliştirmek amacıyla yola koyulmuştu. Reich’a göre, cinsel baskı insanların otoriterliğe karşı yumuşak başlı ve otoriter rejimlere tabi olmaktan mutlu olmasına yol açmıştı. Bilindiği üzere (Mass Psychology of Fascism’nde [Faşizmin Kitle Psikolojisi]) faşizmi bu yolla incelerken, anlayışı diğer toplumlara ve hareketlere de uygulanabilir (örneğin, Amerika’da dini sağın evlilik öncesinde sekse karşı çıkması, bunu hastalık, kirlilik ve suçluluk gibi şeylerle ilişkilendirerek gençleri etkilemek amacıyla korkutma taktikleri kullanması bir rastlantı değildir).

Argümanına göre, bizler, cinsel baskıdan ötürü, kendi ezilmemizi içselleştiren ve bizim hiyerarşik bir toplumda yaşabilmemizi sağlayan “karakter zırhı” dediği şeyi geliştiririz. Bu toplumsal koşullama ataerkil aile tarafından üretilir ve bunun net sonuçları hakim ideolojinin güçlü bir şekilde sağlamlaştırılması ve itaatın içlerine yerleşmiş olduğu bireylerin üretimidir –öğretmenin, rahibin, işverenin ve politikacının otoritelerini kabul etmeye; hüküm süren toplumsal yapıyı onaylamaya hazır bireyler. Bu, bireylerin kendilerini sömüren ve ezen hareketleri ve kurumları nasıl destekleyebildiğini açıklar. Diğer bir deyişle, [bireyler] kendilerine karşı düşünür, hisseder ve hareket ederler; üstelik, ikincil konumlarını savunmayı amaçlayacak ölçüde kendi ezilmelerini içselleştirebilirler.

Dolayısıyla, Reich’a göre, cinsel bastırma otoriter düzene uyum gösteren, bunun sebep olduğu tüm sefalete ve aşağılamaya karşın ona boyun eğecek olan bir birey üretir. Net sonuç özgürlük korkusuyla birlikte muhafazakar, gerici bir zihniyettir. Cinsel bastırma, yalnızca bireyleri edilgen ve apolitik yapmasıyla değil, aynı zamanda onların karakter yapısında otoriter düzeni fiilen desteklemeyi üretmesiyle de politik iktidara yardımcı olur.

[Reich’ın] seks üzerine tek-boyutlu odaklanması yanlış bir konumlanma olsa da, hiyerarşinin hükmü altında hayatta kalabilmek için baskıyı nasıl içselleştirdiğimize ilişkin analizi, en çok ezilenlerin birçoklarının neden toplumsal konumlarından ve kendilerini yönetenlerden çok memnunmuş gibi gözüktükleri anlamak için önemlidir. Bu kolektif karakter yapısını ve bunun nasıl oluştuğunu anlayarak, insanlık toplumsal değişim önündeki bu tür engelleri nasıl aşacağı hakkında yeni araçlar elde edebilir. İnsanların karakter yapısının nasıl onların kendi gerçek çıkarlarının farkına varmasını engellediğini anlayarak bununla mücadele edilebilir ve toplumsal kendini-özgürleştirme gerçekleşebilir.

Maurice Brinton’un Politika’da İrrasyonel adlı eseri, Reich’ı liberter sosyalizmle ilişkilendiren fikirlerine mükemmel, kısa bir giriş niteliğindedir.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak:”A.4 Who are the major anarchist thinkers?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: