ANARŞİZM VE İSPANYOL DEVRİMİ

Noam Chomsky’nin belirttiği üzere, “büyük ölçekli gerçekten anarşist bir devrimin iyi bir örneği –aslında bildiğim kadarıyla en iyi örneği, Cumhuriyetçi İspanya’nın büyük bir kısmında gerek endüstriyi gerekse tarımı kapsayan oldukça esinlendirici bir anarşist devrimin yaşandığı 1936 İspanya Devrimi’dir … İnsani ölçütlere, aslında herhangi bir kimsenin iktisadî ölçütlerine göre oldukça başarılıydı. Yani üretim etkin biçimde devam ettirildi; çiftlik ve fabrikalardaki işçiler, çoğu sosyalistin, komünistin, liberalin ve başkalarının inanmak istediğinin aksine yukarıdan bir zorlama olmaksızın işlerini kendi başına yürütme becerisine fazlasıyla sahip olduklarını gösterdiler”. 1936 Devrimi, “anarşist fikirleri nüfusun oldukça büyük kesimlerine yayan üç kuşaklık bir deneyime, düşünceye ve çalışmaya dayanıyordu” (Radikal Öncelikler, s. 212).

Bu anarşist örgütlenme ve ajitasyon sayesinde İspanya 1930’larda dünyadaki en büyük anarşist harekete sahipti. İspanyol “İç Savaş”ının başlangıcında, bir buçuk milyondan fazla işçi ve köylü anarko-sendikalist sendikalar federasyonu olan CNT’nin (Ulusal Emek Konfederasyonu); 30.000 kişi ise FAI’nin (İberya Anarşist Federasyonu) üyesiydi. İspanya’nın o zamanki nüfusu ise 24 milyondu.

18 Temmuz 1936’da Faşist darbeye maruz kalan toplumsal devrim, liberter sosyalizmin bugüne kadarki en büyük deneyimidir. Son kitlesel sendikalist birlik olan CNT burada yanlızca faşist yükselişi geciktirmekle kalmadı, aynı zamanda yaygın bir şekilde toprağa ve fabrikalara el konulmasını cesaretlendirdi. İki milyona yakın CNT üyesi dahil olmak üzere yaklaşık yedi milyon insan, en güç koşullar altında dahi özyönetimi uygulamaya geçirdi, ve fiilen aslında hem çalışma koşullarının hem de üretimin gelişmesini sağladı.

19 Temmuz’un ardından gelen karmaşık günlerde, inisiyatif ve iktidar gerçekte CNT ve FAI’nin sıradan üyelerinin elindeydi. Bunlar, hiç kuşkusuz ki Faistas (FAI üyelerinin) ve CNT militanlarının etkisi altında olan sıradan insanlardı. Faşist ayaklanmayı yendikten sonra, üretimi, dağıtımı ve tüketimi tekrar başlattıkları gibi (tabii ki daha eşitlikçi düzenlemelerle); İspanya’nın Franco’nun işgali altında bulunan kesimlerini kurtarmak üzere gönderilecek milisleri de örgütlediler ve gönüllü olarak (on binleri bulan sayılarda) [milislere] onlara katıldılar. İspanya işçi sınıfı, kendi toplumsal adalet ve özgürlük düşüncelerine –doğal olarak anarşizm ve anarko-sendikalizm fikirlerinden esinlenen düşüncelere– dayanacak yeni bir dünyayı mümkün olan her yolla yaratmak için kendi hareketlerini yaratıyordu.

George Orwell’in 1936 Aralık sonundaki devrimci Barselona’ya ilişkin tanıklığı, başlayan toplumsal dönüşümün canlı bir resmini çiziyor:

“Anarşistler Katalonya’da hala fiili denetimi ellerinde tutuyorlardı ve devrim henüz en canlı safhasını yaşıyordu. Başından beri orada bulunan birisine, Aralık’ta ve Ocak’ta bile, devrimci dönem sona eriyormuş gibi görünebilirdi; ama, dosdoğru İngiltere’den gelen biri için Barselona’nın görünümü şaşırtıcı ve çok kuvvetliydi. İşçi sınıfının denetlediği bir şehirde ilk defa bulunuyordum. Küçüklü büyüklü bütün binalar fiilen işçiler tarafından ele geçirilmiş ve kızıl bayraklarla ya da Anarşistlerin kızıl-kara bayrağı ile donatılmıştı; tüm duvarlara orak ve çekiç ve devrimci partilerin başharfleri çiziktirilmişti. Hemen hemen bütün kiliseler yakılmış ve tasvirler de yakılmıştı. Şuradaki buradaki kiliseler işçi çeteleri tarafından sistemli olarak tahrip ediliyordu. Her dükkan ya da kafede, kolektifleştirildiğini bildiren yazılar asılmıştı; hatta ayakkabı boyacıları bile kolektifleştirilmiş ve sandıkları kızıl-kara renge boyanmıştı. Garsonlar ve dükkan çalışanları dosdoğru yüzüne bakıyor ve size eşitiniz olarak davranıyordu. Hizmetkarlık ve hatta şatafatlı hitap şekilleri bile geçici olarak ortadan kalkmıştı. Hiçkimse ‘Señor’, ‘Don’ ve hatta ‘Usted’ [Siz] bile demiyor; herkes birbirine ‘Comrade’ [Yoldaş] veya Thou’ [Sen] diye sesleniyor, ve ‘Buenos Dias’ [İyi Günler] yerine ‘Salud’ [Selam] kullanıyordu … Herşey bir yana, devrime ve geleceğe yönelik inanç, birdenbire bir eşitlik ve özgürlük çağı açılmış gibi bir his vardı. İnsanoğulları, kapitalist makinanın dişlileri gibi değil de, insan gibi davranmaya çalışıyorlardı” (Katalonya’ya Selam, s. 2-3; [bu kısmın çevirisinde Jülide Ergüder’in çevirisinden yararlanılmıştır; Alan Yayıncılık, 1985, İstanbul]).

Bu tarihi devrimin bütün boyutları burada ele alınamaz. Ayrıntılı olarak bu SSS’ın Kısım I.8’inde tartışılacaktır. Burada tüm yapabileceğimiz, bu olayların önemine dair bazı deliller sunacağı ve insanları bu konuda daha fazla okumaya teşvik edeceği ümidiyle birkaç ilginç noktayı aydınlatmak olacaktır.

Katalonya’daki bütün sanayi ya işçilerin özyönetimi ya da işçi kontrolü denetimi altına girmişti (yani, ya ilk durumda idarenin bütün yönlerini ele geçiriyorlardı; ya da ikinci durumda ise eski idareyi denetliyorlardı). Bazı durumlarda, bütün bir şehir veya bölge ekonomisi bir kolektifler federasyonularına dönüştürülmüştüüyordu. (Katalonya, Aragon ve Valencia’daki demiryolu hatlarını idare etmek üzere oluşturulmuş olan) Demiryolları Federasyonu bunun örneği tipik bir örneğidk olarak verilebilir. Federasyonun temeli yerel meclislerdi:

“Her yerellikteki tüm işçiler, yapılması gereken bütün işlerle ilgili incelemeleri yapmak olarak, denetlemek amacıyla haftada iki kere toplanıyorlardı … Yerel genel meclis, her istasyon ve bağlantı yerindeki genel işleri yönetmek üzere bir komite belirliyordu. Bu toplantılarda, üyeleri (eski işlerinde) çalışmaya devam eden bu komitenin [aldığı] tüm kararların (direccion) [geçerliliği], raporların sunulupmasının ve soruların cevaplanmasının ardından, [bu kararların] işçilerce onaylanmasına ya da onaylanmamasına tabiydi”.

Komite delegeleri istendiği zaman herhangi bir anda meclis tarafından görevden alınabiliyordurdi; ve Demiryolları Federasyonu’nun en yüksek düzenleme koordinasyon organı ise üyeleri çeşitli bölümlerdeki branşlardaki birlik meclislerince seçilen “Devrimci Komite” idi. Gaston Leval’e göre, demiryolu hatları üstündeki denetim “devletçi ve merkezi bir sistemde olduğu gibi yukarıdan aşağıya doğru işlememekteydi. Devrimci Komite’nin böyle bir gücü yoktu … Komite … üyeleri[nin görevi], genel faaliyetlere denetlemek ve [demiryolu] ağı[nı] meydana getiren farklı güzergâhları düzenlemekle hatları koordine etmekle sınırlıydı” (Gaston Leval, İspanyol Devrimi’nde Kolektifler, s. 255).

Toprakta, onbinlerce köylü ve günlük kırsal tarım işçisi gönüllü, özyönetime sahip kolektifler meydana getirdi. İşbirliğinin Cupertino’nun sağlık hizmetlerinin, eğitimin, makinaların ve toplumsal altyapıya yatırımının başlatılmasınıyla mümkün hale getirmesiyle beraber yaşam kalitesinde iyileşme yükselme oldu. Bir üyenin ifade ettiği üzere, “bir kimsenin düşündüğünü söyleyebildiği, eğer köy komitesi yetersizse gözüküyorsa bunu ifade edebileceği özgür bir toplumda, bir kolektifte yaşamak … harikulade bir şeydi. Komite, bütün köyü genel bir mecliste toplantısına çağırmadan hiçbir önemli kararı almazdı. Bütün bunlar harikaydı” (Ronald Fraser, İspanya’nın Kanı, s. 360).

Devrimi ayrıntılı olarak Kısım I.8’de tartışacağız. Endüstriyel Sinai kolektiflerin nasıl işlediği ayrıntılarıyla Kısım I.8.3 ve Kısım I.8.4’de tartışılmaktadır. Kırsal kolektifler Kısım I.8.5 ve Kısım I.8.6’da tartışılmaktadır. Bu kısımların devasa bir toplumsal hareketin birer özetleri olduğunu ve daha fazla bilgiye Gaston Leval’in İspanyol Devrimi’nde Kolektifler, Sam Dolgoff’un Anarşist Kolektifler, Jose Peirats’ın İspanyol Devrimi’nde CNT ve devrimin diğer anarşist tanıklıklarından ulaşılabileceğini vurgulamalıyız.

Toplumsal cephede, anarşist örgütler rasyonel okullar, liberter sağlık hizmetleri, toplumsal merkezler ve benzerlerini şeyler oluşturdular. Mujeres Libres (Özgür Kadınlar) kadının İspanyol toplumundaki geleneksel konumuyla mücadele ederek, anarşist hareketin içinde ve dışında yer alan binlerce [kadına] güç kazandırdılar (Bu çok önemli örgüt hakkında Martha A. Ackelsberg’in yazdığı İspanya’nın Özgür Kadınları kitabına bakınız). Toplumsal cephedeki bu faaliyet savaşın patlamasından çok önce başlamış olan çalışmalar sayesinde kurulmuştur; örneğin sendikalar sık sık rasyonel okulları, işçi merkezlerini vb. mali açıdan finanse ediyorlardı.

İspanya’nın geri kalanını Franco’dan kurtarmayı amaçlayana giden gönüllü milisler anarşist ilkeler temelinde örgütlenmiştlerdi ve hem erkekleri hem de kadınları içinde barındırıyordu. Hiçbir rütbe, selamlama ve subay tabakası yoktu. Herkes eşitti. POUM milislerinin (POUM, Komünistlerin iddia ettiğinin aksine Troçkistlerden değil de Leninizm’in etkisi altında olan, muhalif bir Marksist partiydi) üyesi olan George Orwell bunu açık hale getiriyor:

“{Milis} sisteminin temel noktası, subay ve erler arasındaki toplumsal eşitlikti. Genarelden ere kadar herkes aynı parayı alıyor, aynı yemeği yiyiyor, aynı elbiseleri giyiyordu ve herkes tam bir eşitlikle kaynaşmıştı. Tümen komutanın ensesine vurup bir sigara almak isterseniz, bunu yapabiliyordunuz ve hiçkimse bunun tuhaf olduğunu düşünmüyordu. Kuramsal olarak, her milis birliği hiyerarşi değil, bir demokrasiydi. Emirlere itaat edilmesi gerektiği anlaşılmıştı; ancak bunun yanı sıra bir emir verdiğinizde bunun bir üstten bir asta değil, bir yoldaştan diğer bir yoldaşa verildiği de anlaşılmıştı. Subaylar ve N.C.O.’lar {erler} vardı, ancak bilinen anlamında askeri rütbe yoktu; ne ünvan, ne nişan, ne topuk çarpma ve ne selam verme. Milis güçleri içinde, geçici olarak işleyecek bir sınıfsız toplum modeli oluşturmaya kalkışmışlardı. Tabiatıyla tam bir eşitlik söz konusu değildi, ancak şimdiye kadar gördüğümden veya savaş zamanında olabileceğini düşündüğümden çok daha fazla eşitlik vardı” (ay, s. 26).

Ancak, başka pek çok yerde olduğu üzere, İspanya’da da anarşist hareket Stalinizm (Komünist Parti) ile Kapitalizm (Franco) arasında ezildi. Ne yazıktır ki anarşistler anti-faşist birliği devrimin önüne geçirdiler, böylece de düşmanlarının hem kendilerini hem de devrimi yenmesine yardım etmiş oldular. Bu hale koşulların zorlamasıyla gelip gelmedikleri ve bundan kaçınıp kaçınamayacakları hâlâ tartışılmaktadır (CNT-FAI’nin neden işbirliğine gittiğinin hakkındaki tartışması için Kısım I.8.10’a ve neden bu kararın anarşist kuramın bir ürünü olmadığı konusunda Kısım I.8.11’e bakınız).

Orwell’in milis birliklerindeki deneyimlerine ilişkin tanıklığı, İspanyol Devrimi’nin anarşistler açısından neden çok önemli olduğunu ortaya koyuyor:

“Kapitalizme inanmazlığın ve siyasali bilincin aksi yöndeki görüşlerden karşıtlarından daha normal olduğu, Batı Avrupa’daki bu biricik topluluğa, ben az ya da çok biraz şans eserila düşmüştüm. Burada, Aragon’da, aynı seviyede yaşayan ve birbirleriyle eşitlik içinde kaynaşan, hepsi değilse bile çoğu işçi sınıfı kökenli olan onbinlerce insanın arasındaydım. Kuramsal olarak bu mutlak bir eşitlikti ve uygulama bile bundan çok uzak değildi. Bir anlamda Sosyalizmin gelecekte hazzı şimdiden yaşanıyordu demek doğru olur sanırım –bunu söyleyerek, hakim olan manevi atmosferin Sosyalizminki olduğunu anlatmak istiyorum. Uygar yaşamın birçok normal güdüleri –züppelik, paragözlük peşinde koşmak, patronlardan korkusumak, vb.– düpedüz ortadan kalkmıştı. Toplumun olağan sınıf-ayrımı, İngiltere’nin para kokan havasında neredeyse düşünülemeyecek bir boyutta ortadan kaybolmuştu; bizlerden ve köylülerden başka hiç kimse yoktu ve kimse kimsenin efendisi değildi … Umudun, uyuşukluk ya da herşeyde köütülük görmekten daha normal olduğu; ‘yoldaş’ sözünün çoğu ülkelerdeki gibi zıpırlık için değil, gerçekten yoldaşlık anlamında kullanıldığı bir toplulukta bulunulmuştu. Eşitliğin havası solunmuştu. Şu aralar, Sosyalizm ile eşitliğin hiçbir ilişkisinin olmadığının moda olduğunun farkındayım. Dünyanın her ülkesinde, kiralık parti kalemleri ve besili küçük profesörler güruhu, Sosyalizmin gasp etmeyağma [edinme] güdüsü dokunulmadan bırakılmış, bir planlı devlet-kapitalizminden başka bir şey olmadığını harıl harıl ‘kanıtlamakla’ uğraşıyorlar. Neyse ki, bundan oldukça farklı bir başka Sosyalizm görüşü de yaşıyor. Sıradan insanları sosyalizme çeken ve hayatlarını bu yolda riske atmaya istekli kılan, Sosyalizmin ‘üstün yanı’ [hikmeti] bu eşitlik fikridir; halkın büyük bir kesimi için Sosyalizm sınıfsız bir toplum demektir, aksi takdirde hiçbir anlamı olmaz … Hiç kimsenin ne yapıp edip zengin olmaya çalışmadığı, her şeyin kıt olmasına rağmen dalkavukluğun olmadığı bu toplumda, belki de insan, Sosyalizmin başlangıç aşamalarının nasıl bir şey olacağına dair ham bir ön fikir ediniyordu. Ve, her şey bir yana, bu beni hayal kırıklığına uğratacak yerde çok derinden etkilemişti …” (Op.Cit., s. 83-84).

İspanyol Devrimi hakkında daha fazla bilgi için, şu kitaplar önerilir: Vernon Richards’ın İspanyol Devrimi’nin Öğrettikleri; Jose Pairats’ın İspanyol Devrimi’nde Anarşistler ve İspanyol Devrimi’nde CNT; Martha A. Ackelsberg’in İspanya’nın Özgür Kadınları; Sam Dolgoff’un editörlüğünü yaptığı Anarşist Kolektifler; Noam Chomsky’nin (Chomsky Okuma Kitabı’ndaki) “Nesnellik ve Liberal Eğitim”; Jerome R. Mintz’in Casas Viejas’ın Anarşistleri; ve George Orwell’in Katalonya’ya Selam.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: A.5 What are Some Examples of ‘Anarchy in Action’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: