YEŞİL ANARŞİZMİN HANGİ ÇEŞİTLERİ VARDIR?

Ekolojik krize çözüm olarak anarşist fikirlerin öne sürülmesi bugünkü anarşizm biçimleri içinde yaygın olan bir düşünüş tarzıdır tondur. Bu eğilim, ondokuzuncu yüzyılın sonlarına ve Peter Kropotkin ile Elisee Reclus’un çalışmalarına kadar geri gider. Örneğin [Reclus], “yerküre ile beslediği insanlar arasında gizli bir ahenk vardır ve ihtiyatsız toplumlar bu ahengi ihlal ettiklerinde, sonunda daima bundan pişmanlık duyarlar” der. Benzer şekilde günümüz anarşistlerin hiçbiri onun şu yorumuna katılmazlık etmeyecektir: “gerçekten uygar erkek {ve kadın} kendi doğasının herkesin ve doğanın çıkarıyla bağlı olduğunu anlar. O, atalarının sebep olduğu zararı onarır ve nüfuz alanını [domain] iyileştirmek için çalışır” (George Woodcock’un alıntısı, “Giriş”, Marie Fleming, Özgürlüğün Coğrafyası, s.15).

Kropotkin ise, anarşist toplumun, hem el ve zihin emeğinin bütünleştirecek, hem de endüstri ile tarımın merkezsizleştirecekeceği[decentralization, adem-i merkeziyetçilik] ve bütünleştirecek birbirine eklemleneceği bir topluluklar konfederasyonuna dayanacağını söyleryen Kropotkin’e kadar gider (klasik eseri Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler’e bakınız). Ekonominin “küçük güzeldir” fikri (E.F. Schumacher’in Yeşil klasiğinin başlığını kullanırsak), alınıp yeşil hareket haline gelecek şey tarafından benimsenmeden haline gelmeden 70 yıl kadar önce öne sürülmüştü. Bunun yanı sıra, Karşılıklı Yardımlaşma’da Kropotkin, türlerin kendi içindeki ve kendileriyle aralarındaki, ve aynı zamanda çevreleriyle arasındaki işbirliğklerinin, onlara için rekabetten genellikle daha çok faydalı sağlayacağını olduğunu ortaya koymuştur. Kropotkin ile beraber William Morris ve Reclus kardeşlerin (Kropotkin gibi her ikisi de dünyaca tanınmış coğrafyacılardı) ve birçok diğerlerinin çalışmaları, anarşistlerin ekolojik konulardaki güncel ilgisinin temellerini atmıştırşekillendirmiştir.

Ancak, her ne kadar klasik anarşizmde ekolojik doğa temalarının çoğu kullanılması varsa da, ekolojik düşünce ile anarşizm arasındaki benzerliklerlerin öne çıkarılması görece yakın ancak son zamanlarda olmuştur (özellikle Murray Bookchin’in “Ekoloji ve Devrimci Düşünce” adlı makalesinin 1965’te yayınlanmasından sonra). Aslında, Murray Bookcin’in fikirleri ve çalışmalarının, ekolojiyi ve ekolojik konuları anarşizm ile anarşist ideallerin kalbine ve analizi yeşil hareketin birçok yönüneün analiz [edilmes]inin kalbine yerleştirildiğini söylemek abartı olmayacaktır.

Yeşil anarşizmin (eko-anarşizm diye de adlandırılır) çeşitlerini tartışmadan önce, anarşizm ile ekoloji arasındaki ortak noktaların tam olarak neler olduğundan bahsetmek faydalı olacaktır. Murray Bookchin’den alıntı yapacak olursak, “hem ekolojistler hem de anarşistler kendiliğindenliğe [spontaneity] vurgu yaparlar” ve “hem ekolojistler hem de anarşistler için devamlı-artanolan bütünlük büyüme büyüyen artan farklılaşmayla başarılır olmaktadır. Genişleyen bir bütün, parçalarının çeşitlenmesi farklılaşması ve zenginleşmesi ile yaratılır meydana getirilir”. Bunun da ötesinde,”aynen ekolojistlerin eko-sistemin alanını genişletmeyi ve türler arasındaki özgür karşılıklı etkileşimi yaygınlaştırmayı amaçlamalarsı gibi, anarşistler de toplumsal tecrübelerin deneyin alanını genişletmeyi ve onun gelişmesi önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmayı yok etmeyi amaçlarlar” (Kıtlık Ötesi Anarşizm, s. 36, s.72, s.78).

Böylece anarşistlerin özgür gelişim, merkezsizleştirme, çok çeşitlilik ve kendiliğindenlik konularındaki ilgileri ekolojik fikir ve ilgilere de yansımıştır. Hiyerarşi, merkezileşme, devlet ve refahın (belli ellerde) yoğunlaşması, çok çeşitliliği, bireylerin özgür gelişimini ve onların toplulukmlarının özgür gelişimini oluşmasını doğal olarak engelleyecektir, böylece de toplumsal eko-sistemin yanı sıra insan toplumlarının ve aynı zamanda da onun bir parçası olduğuarak var olan fiili eko-sistemleri insan toplumlarını zayıflatacaktır. Bookchin’in belirttiği gibi, “ekolojinin yeniden yapılandırmaya yönelik mesajı … çeşitliliği korumamız ve teşvik etmemiz”dir, ancak modern kapitalist toplumun içinde “(t)üm kendiliğinden olan, yaratıcı olan ve bireyselleşen olan şeyler standartlaştırılmış, düzenlenmiş ve kitleselleştirilmiş [olanla]ile çevrelenmiştir” (Op. Cit., s. 76, s. 65, s. 35 ve s. 26). Yani, anarşizm, bireysel ve toplumsal yaşamın özgürce gelişmesini ve doğada giderek çeşitli hale gelmesini sağlamak amacıyla bireyleri ve toplulukları güçlendirmeyi, siyasi, toplumsal ve ekonomik gücü merkezsizleştirmeyi amaçladığı için anarşizmin, pek çok açıdan bireylere ve topluluklara güç kazandırarak; ve de politik, toplumsal ve ekonomik gücü merkezden dağıtarak hem bireyin ve toplumsal hayatın özgürce gelişmesini, hem de böylece doğasının artan şekilde farklılaşmasını garanti altına almayı amaçlaması, ekolojik fikirlerin topluma uygulanması olarak düşünülebilir. Bu nedenledir ki Brian Morris “ekolojiyi –samimi ve gerçek bir şekilde– bütünleyen ve –önceden olduğu gibi– tamamen onunla bağlanan tek siyasal gelenek anarşizminkidir” (Ekoloji ve Anarşizm, s. 132).

Peki, ne gibi yeşil anarşizm çeşitleri vardır? Her ne kadar modern anarşizmin tüm biçimleri kendilerinin ekolojik boyuta sahip olduğunu düşünse de, anarşizm içindeki eko-anarşistzmin iki akımı anarşizm içinde düşünce tarzı iki odak çekim noktasına sahiptir: Toplumsal Ekoloji ve “ilkelci” [pritimivist] anarşistler. Ayrıca, her ne kadar da bazı anarşistler, sayıca çok olmasalar da, bazı anarşistler Derin Ekoloji’den etkilenmişlerdir. Şüphesiz Toplumsal Ekoloji en etkili ve sayıca kalabalık olan akımdır. Toplumsal Ekoloji, 1950’lerden beri ekolojik konularda ve 1960’lardan beri de bu konuları devrimci toplumsal anarşizmle bir araya getirme çabası içinde eserler veren Murray Bookchin ile birlikte ifade edilir. Kıtlık Ötesi Anarşizm, Ekolojik Bir Topluma Doğru, Özgürlüğün Ekolojisi çalışmalarından bazılarıdır.

Toplumsal Ekoloji, ekolojik krizin kökenlerinin insanlar arasındaki tahakküm ilişkileriyle sıkı bir şekilde örtüştüğünü belirtir. Doğaya tahakküm böylece toplum içindeki tahakkümün bir ürünü olarak görülür, ancak bu tahakküm hükmetme kriz haline ancak kapitalizmde kriz boyutuna ulaşır altında varır. Murray Bookchin’in sözleriyle:

“İnsanın doğaya hükmetmesi gerektiği fikri [notion] kavramı doğrudan doğruya insanın insana hükmetmesinden olgusundan ortaya çıkar kaynaklanır … Ancak organik topluluk ilişkileri … ancak piyasa ilişkilerine yol açacak şekilde içerisinde çözüldüğünde, gezegenin kendisi bir sömürü kaynağına indirgendi. Bu yYüzyıllardırca süren bu eğilim, en kötü yoğun gelişimini modern kapitalizmdele beraber gösterdi. Burjuva toplum, özünde içsel olarak sahip olduğu rekabetçi doğası nedeniyle [sadece] insanlarıoğlunu birbirine düşürmekle kalmadı, aynı zamanda da insan kitlelerini doğal dünya ile birbirine düşürdü. Nasıl ki iİnsanların birer metaya mallara dönüştürülürkendüyse, benzer şekilde doğanın her bir yönü öğesi de umarsızca ahlaksızca bir mala metaya, üretimde kullanılacak ve pazarlanabilecek bir kaynağa dönüştürüldü” (a.y., s. 63).
“İnsanlığın maneviyatının piyasa alanınca yağmalanması ile yerkürenin sermaye tarafından yağmalanması birbirine paraleldir” (a.y., s.65).

“Ekoloji ancak bilinçli olarak toplumsal değişime yönelik anti-hiyerarşik ve hükmeden olmayan bir duyarlılık, yapı ve strateji beslediği ölçüde, insanlık ve doğa ve onun gerçekten ekolojik bir toplum gayesi arasında yeni bir dengenin sesi olarak bizzat kendi kimliğini kaybetmeyebilir” diye vurguluyor Bookchin. Toplumsal ekolojistler bununla Bookchin’in “çevrecilik” olarak adlandırdığını karşılaştırırlar, çünkü toplumsal ekoloji “insanın insana tahakkümünü ortadan kaldırarak insanın doğaya tahakkümü kavramını ortadan kaldırmayı amaçlar”ken, “çevrecilik, doğanın insan kullanımına daha ‘elverişli’ kılınması gereken –bu kullanımların neler olabileceğine bakmaksızın, sadece edilgen bir alışkanlık, bir dışsal nesne ve kuvvetler toplaşması olarak görüldüğü ‘araçsalcı’lığı [instrumentalist] veya teknik duyarlılığı yansıtır. Çevrecilik … mevcut toplumun altında yatan nosyonları, özellikle de insanın doğaya hükmetmesi gerektiğini, sorgulamaz. Tam tersine, tahakkümün sebep olduğu tehlikeleri azaltacak teknikleri geliştirerek bu tahakkümü kolaylaştırmayı amaçlar” (Murray Bookchin, Ekolojik Bir Topluma Doğru, s. 77).

Toplumsal ekoloji toplumun doğayla uyum içinde olacağı, “kapitalist teknoloji ile burjuva toplumunun tarihsel gelişimini damgalayan tüm eğilimlerin –makine ve emeğin dakikalık uzmanlaşması, kaynakların ve insanların devasa endüstriyel işletmeler ve kentsel varlıklar içerisinde toplanması, doğa ile insanoğullarının katmanlaşması ve bürokratikleşmesi– kökten tersine çevirilmesini içeren” bir vizyon sunar. “Böyle bir ekotopya, içerisinde bulundukları eko-sisteme göre artistik açıdan şekillendirilen tamamen yeni eko-topluluklar kuracaktır”. Kropotkin’i andırır bir şekilde, Bookchin, “böyle bir eko-topluluk … entelektüel çalışma ile fiziksel çalışmayı, endütriyel ile tarımsal olanı rotasyon usulüyle veya mesleki görevlerin çeşitlendirilmesi yoluyla kaynaştırarak kent ile kır, akıl ile beden arasındaki çatlamayı iyileştirecektir” der. Bu toplum uygun ve yeşil teknolojinin, “üretken uygulamaları, eskimeye ve tapon malların duygusuz niceliksel çıktısına ve büyütülebilir metaların hızlı dolaşımına dayanmayan, [aksine] dayanıklılık ve kaliteyi vurgulayacak olan esnek, çok amaçlı makinalardan oluşan yeni tür bir teknoloji[nin] –veya eko-teknoloji[nin]–” kullanımına dayanacaktır. “… Böyle bir eko-teknoloji, eko-topluluğa kirlilik yaratmayan malzemeler veya yeniden dönüştürülebilir atıklar sağlamak için doğanın tükenmez enerji kaynaklarını –güneş ve rüzgar, gelgitler ve suyolları, yerkürenin ısı farklılılarını, yakıtlar kadar çevremizde bol olan hidrojen– kullanacaktır” (Bookchin, Op. Cit., s. 68-9).

Hepsi bu kadar da değil. Bookchin’in vurguladığı gibi, ekolojik toplum “insanlık ile doğal dünya arasında var olan yığılmakta olan dengesizliği sınırlamaya çalışan bir toplumdan daha fazlasıdır. Böyle bir toplumun işleyişini basit bir teknik veya politik meseleye indirgeyerek bu anemik görüş ekolojik eleştiri tarafından ortaya getirilen meseleleri önemsizleştirir ve onları ekolojik problemlere karşı saf teknik ve araçsal yaklaşımlara yönlendirir. Toplumsal ekoloji her şeyden önce, yalnızca hiyerarşi ve tahakkümün eleştirisini içermeyen, aynı zamanda farklılıkları hiyerarşik bir düzen içerisinde yapılandırmadan çeşitliliği vurgulayan bir etiğin kılavuzluğu altındaki yeniden inşa edici bir görüş açısı da içeren bir duyarlılıktır … böyle bir etiğin ilkeleri … katılım ve farklılaşmadır” (Modern Kriz, s. 24-5).

Bu nedenle, toplumsal ekolojistler, ekolojik sorunların ana nedeni olarak uygarlaşmaya değil, hiyerarşiye ve kapitalizme saldırmanınyı asli olduğunu düşünürler temel unsur olarak nitelendirirler. Bu, ise onların [toplumsal anarşistlerin], modern yaşamın tüm yönlerini çok daha eleştirel bir yaklaşımla ele alan — teknoloji ve büyük ölçekli organizasyonların tüm biçimlerinin reddedecekilmesi dahil olmak üzere, şekilde “uygarlığın sona erdirilmesi”ni talep edecek kadar gibi oldukça ileri uçlara gidenleri de içeren– “İlkelci” Anarşist fikirlerlerle olan temel farklılaşma alanlarından birisidirıdır. Bu fikirleri Kısım A.03.9’da tartışacağız.
“İlkelci” anarşistler, en aşırı durumda doğası gereği hiyerarşik olduklarını söyledikleri teknolojiye karşı çıkarak, insan toplumunun “Avcı-Toplayıcı” biçime geri dönmesinin taraftarlığını yaparlar. İngiltere merkezli “Green Anarchist” [Yeşil Anarşist] adlı dergi, bu fikrin sözlü temsilciliğini yapmaktadır.

Ama aslında pek az anarşist bu kadar aşırıya kaçar. Gerçekte çoğu anarşist, toplumsal altyapının çöktüğü bir durumda geri dönülen “Avcı-Toplayıcı” toplumun hemen hemen tüm ülkelerde kitlesel bir kıtlığa yol açacağını belirterek, “İlkelcilik”in aslında anarşizm bile olamayacağını belirtir. İnsanların büyük kısmı için “İlkelci” fikirlerin içsel olarak çekici olmaması nedeniyle bu hiçbir zaman liberter araçlarla (yani bireylerin kendi davranışlarıyla yarattıkları özgür tercihi ile) [oluşturulamayacağı], ve bu nedenle de bu durumu çok az kişinin gönüllü olarak kabulleneceği düşünülürse, [bu] anarşist olarak da nitelendirilemez. Bu ise “Yeşil Anarşistler”in bir tür eko-öncülük biçimi –Rousseau’nun ifadesini kullanırsak “insanları özgür olmaya zorlamak”– geliştirmesine yol açmaktadır (terörist saldırıları kutlayan 1998’de basılan makaleden görüleceği üzere). Buna ek olarak, “zamanı geriye döndürmek” şeklinde ifade edilebilecek bu görüş önemli açmazları içinde barındırmaktadır; her ne kadar ilk [yerli olarak da çevrilebilir, aboriginal] toplumlar genel olarak anarşist olsalar da, “ilkelci anarşist” sistemlerin cevap olamayacağını gösterecek şekilde bu toplumlar istisnasız olarak devletçi, mülkiyet temelli toplumlara evrilmişlerdir.

Ama eko-anarşistlerin çok az bir kısmı bu aşırı durumun taraftarıdır. “İlkelci” anarşistlerin büyük bir kısmı teknoloji-karşıtı ve uygarlık-karşıtı olmaktan ziyade, (David Watson’un ifadesi ile) “ilkel yaşam tarzlarının kabul edilmesi” ve teknoloji, akılcılık ve ilerleme gibi konulara Toplumsal Ekoloji’nin bakışından daha eleştirel bir yaklaşımın izlenmesi gerektiği konularında farklılaşmaktadırlar. Bu eko-anarşistler, “doğrusal bir şekilde ilk köklerimize dönebileceğimizi öne süren dogmatik ilkelciliği” de, “ilerleme” fikrini de; ve de “hem Aydınlanmanın, hem de Aydınlanma-Karşıtlığının yüceltilmesi” fikrini ve geleneklerini de reddederler. Bu tip eko-anarşistler için İlkelcilik, “devletin yükselmesinden önceki yaşamın bir görüntüsünü yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda uygarlaşma ile oluşan hayatın gerçek koşullarına karşı geçerli bir cevaptır da”; bu nedenle saygı gösterilmeli ve “eski ve yeni taş devri gerçek geleneklerinden” (yerli Kuzey Amerika kabileleri ve diğer yerel insanlar gibilerinden) dersler çıkarılmalıdır. Bu bağlamda, “her ne kadar seküler [secular, dünyevi, laik] düşünme ve hayata bakış biçimlerini bir kenara bırakamasak da, ve bırakmamamız gerekse de; … hayat deneyimini, ve nihayetinde asli ve kaçınılmaz olan neden yaşadığımız, nasıl yaşadığımız sorularını da seküler terimlere indirgeyemeyiz … Bunun da ötesinde, tinsel (ruhani) olanla seküler olan arasındaki sınır pek de belirgin değildir. Tarihimizin, yalnızca “el ideal” için [ideal uğruna] ölen ateist İspanyol devrimcilerini onurlandırmasını değil; aynı zamanda dinsel pasifistleri, düşünce tutsaklarını, Lakota hayalet dansçılarını, taoist çilecileri ve sufi tasavvufçuları da onurlandırmasını teşvik edici sebeplerin kabullenmesi diyalektik anlayışı[-na sahip olmalıyız]” (David Watson, Bookchin’in Ötesinde: Geleceğin Toplumsal Ekolojisine Giriş, s. 240, s. 103, s. 240, s. 66-67).

Bu tip “İlkelci” anarşizm, çoğunluğu Fifth Estate gibi ABD merkezli olan farklı dergilerle ilişkilidir. Örneğin, teknoloji konusunda bu tip eko-anarşistler şunu öne sürerler; “(p)iyasa kapitalizmi ateşi çıkaran kıvılcımken, ve bütünün [complex] merkezinde olmaya devam ederken, aslında daha büyük olan bir şeyin bir parçasıdır; organik insan toplumlarının ekonomik-araçsal uygarlaşmaya, ve sadece hiyerarşik ve dışsal olmakla kalmayıp, giderek ‘hücresel’ ve içsel olan kitle tekniklerine zorla uyumlanması. Bu sürecin birçok bileşenlerinin önce neden ve sonra ikincil etkiler mekanistik hiyerarşisi içinde katmanlaşması hiçbir anlam ifade etmez” (David Watson, a.y., s. 127-8).

Bu nedenle “İlkelci” anarşistler, toplumsal ekolojistlerin insanlığı ve yerküreyi özgürleştirmek için temel gördükleri uygun teknoloji kullanımı çağrısını da içermek üzere, teknolojinin tüm yönlerine daha eleştirel yaklaşırlar. Watson’un belirttiği gibi:

“Teknolojik toplumdan bahsetmek aslında kapitalizm içinde oluşturulmuş tekniklerden, dolayısıyla da sermayenin yeni biçimlerini oluşturacak tekniklerden bahsetmek demektir. Bu teknolojiyi belirleyen toplumsal ilişkilerin kendine özgü (belli) bir alanı olması kavramı, sadece tarihsel ve diyalektik olmamakla kalmaz, aynı zamanda basitleştirilmiş bir alt-üst yapı şeması çeşidini de yansıtır” (a.y., s. 124).
Böylece teknolojiyi kimin kullandığı onun etkilerini belirleyen şey değildir, aksine teknolojinin etkisi büyük ölçüde onu meydana getiren toplum tarafından belirlenir. Diğer bir deyişle, toplumda hangi teknolojinin kullanacağını seçenlerin genel olarak gücü elinde bulunduranlar olması nedeniyle, seçilen teknoloji hiyerarşik gücü tekrar oluşturma eğilimine sahiptir (zulmedilen insanların teknolojiyi güçlüler aleyhine kullanabilme yeteneği, ve teknolojik değişme ile toplumsal mücadelenin karşılıklı ilişki içinde olması hakkında Kısım D.10’a bakınız). Bu nedenle teknolojilerin kimler tarafından kullandığından bağımsız olarak bazı etkilerinin olduğu dikkate alınırsa, uygun teknolojinin kullanımı konusu bile sadece eldeki mevcut teknolojiler arasında seçim yapmaktan daha öte bir şeydir. Bu da bireysel özgürlüğün, yetkilendirmenin ve mutluluğun azamileştirilmesi söz konusu olduğunda teknolojinin tüm yönlerinin değerlendirilmesi, gerekirse düzenlenmesi ve hatta reddedilmesi sorunudur. Toplumsal Ekolojistlerin pek azı buna karşı çıkacaklardır, farklılıklar genelde derin bir siyasi noktadan ziyade yapılan vurgu sorunudur.
Diğer anarşistler, Nihayet “İlkelci” anarşistler, aynen pekçok diğer anarşist gibi, analiz ve önerilerine katılmakla beraber Toplumsal Ekolojistler’nin belediye seçimlerinde yarışan adayları desteklemesini şiddetle eleştiririrler. Toplumsal Ekolojistlerin bunu halkçı popüler kendinden-yönetim meclisleri oluşturmanın ve devlete karşı bir güç oluşturmakta oluşturmanın bir aracıç olarak görürken,mesini pek az anarşist bunu kabul edecektir. Aksine, bBunu özü itibariyle içsel olarak reformist ve toplumsal değişimi meydana getirmekte seçimleri kullanma olanağı hakkında fazlasıyla naif bulurlar (bunun ayrıntılı tartışması için Kısım J.05.14’e bakınız). Radikal fikirlerin sulandırılmasıarak ve katılan ilgili insanların yozlaştırılması ile sonuçlanacak bozulmasına yol açarak seçim kampanyası yürütmeyinin sonu çıkmaz bir sokak olarakduğunu reddederek belirterek, bunun yerine anarşist ve ekolojik fikirlerin öne çıkarılmasının aracı olarak doğrudan eylemi önerirler (Kısım J.02 – Doğrudan Eylem Nedir ?’e bakınız).

“İlkelci” anarşizm hakkında daha çok bilgi için, John Zerran’ın Gelecekteki İlkel ve Reddetmenin Unsurları, ve David Watson’un Bookchin’in Ötesinde ve Mega-Makinaya Karşı adlı eserlerine bakılabilir.

Son olarak, dirimmerkezli [biocentered] dirimmerkezci [bio-centric] mizacı doğası nedeniyle çoğu birçok anarşistin tarafından insan-karşıtı görerek reddettiğiolarak nitelendirilen “derin ekoloji” akımı vardır. İnsanların insan olarak ekolojik krizine yol açtığına sebebi olduğuna inanan az sayıda anarşistler vardır, –ki bu çoğu derin ekolojistler tarafından bunu savunuyor gözüküröne sürülmektedir. Örneğin, Murray Bookchin derin ekolojiyi ve sıklıkla onunla ilişkili olan içindeki insan-karşıtı fikirleri devamlı eleştiren birisi olmuştur (örnek olarak Ekoloji Hareketi Hangi Yöne?’ye bakınız). David Watson da Derin Ekoloji’ye karşı çıkmıştır (George Bradford adı ile yazdığı Derin Ekoloji Ne Kadar Derindir? adlı çalışmasına bakınız). Anarşistlerin pek çoğu insanların değil sistemin sorun olduğunu ve sadece insanların onu değiştirebileceğini savunurlar. Murray Bookchin’in sözleriyle:

“(Derin Ekoloji’nin sorunu), giderek azalmakta olan insanlık algısını gizlemek için ‘doğal yasa’yı kullanan, bahsettiğimiz şeyin ‘İnsanlık’ ve ‘Toplum’ olarak adlandırılan soyutlamalardan değil kapitalizm olduğu olgusunu gözardı ederek toplumsal gerçeklik hakkındaki derin cehaletin üzerine örten devamlı olarak yok olmakta olan insanlık duygusunu saklamak için ‘doğal yasa’ kullanan, ve konuştuğumuzun kapitalizm olduğu gerçeğini ihmal ederek toplumsal gerçekliğin aşırı ihmal edilmesinin üzerini örten, kaba ham biyolojizmindeki otoriter çizgiden çizgisinden kaynaklanmaktadır.” (Toplumsal Ekolojinin Felsefesi, s. 160).
Bu nedenle, Morris’in vurguladığı gibi, “yalnızca ‘insanlık’ kategorisi üzerine odaklanarak Derin Ekolojistler ekolojik problemlerin toplumsal kökenlerini gözardı ederler veya tamamen üstünü karartırlar veya diğer bir deyişle esasen toplumsal olan problemleri biyolojikleştirirler”. Ekolojik eleştiri ve analizi insan ırkının basit bir protestosuna indirgemek, ekolojik yıkımın gerçek nedenlerini ve dinamiklerini gözardı ihmal eder; böylece de bu yıkımın önlenmesini sağlayacak olanın bulunamamasını sağlar. Basitçe ifade edilecek olursa, insanların büyük bir kısmı yaşamlarını, topluluklarını, endüstrilerini ve eko-sistemlerini etkileyen kararlar üzerinde gerçekten bir söz söyleme yetkisine sahip değilken, suçlanacak olanın insanlar olması oldukça güçtür. [Asıl suçlanması gereken] kârları ve gücü insanların ve gezegenin önüne koyan ekonomik ve toplumsal sistemdir. “İnsanlık” üzerine odaklanarak (ve böylece zengin-yoksul, erkek-kadın, beyaz-renkli, sömürenler-sömürülenler ve hükmedenler-hükmedilenler arasında bir ayrım yapmayarak) içinde yaşadığımız sistem ve böylece de ekolojik sorunların kurumsal nedenleri gözardı edilmektedir. Bu, “etkileriyle hem gerici hem de otoriter olabilir, gerçek toplumsal mesele ve kaygıların eleştirel bir incelemesinin yerine naif bir ‘doğa’ anlayışını ikame edebilir” (Morris, Op.Cit., s. 135).
Bazı sözcülerinin Önde gelen temsilcilerinin fikirlerinin anarşistler tarafından devamlı olarak eleştirilmesi sonucu birçok Derin Ekolojist hareketleriylenin ilintili olan insan-karşıtı fikirlerinden uzaklaşmıştır. Derin ekoloji, özellikle de Earth First! [Önce Dünya] zaman içinde oldukça değişmiştir ve bugün EF! sendikalist bir birlik olan Industrial Workers of the World (IWW) [Dünya Sanayi İşçileri] ile yakın çalışma ilişkileri içindedir. Eko-anarşizmin bir kolu olmamakla beraber derin ekoloji birçok ortak fikire sahiptir; ve (EF! gibi) insanlardan nefret eden [misanthropic] toplumsal olmayan fikirlerini reddederek giderek insan ırkının değil hiyerarşinin sorun olduğunu görmeye başladıkları, anarşistler tarafından da kabul edilmektedir (Murray Bookchin ile önde gelen Earth First!’çü Dave Foreman arasındaki tartışma için Dünyayı Savunmak adlı kitaba bakınız).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: