NEDEN ANARŞİSTLER ISRARLA HÜRRİYET ÜSTÜNDE DURURLAR?

Bakunin’in sözleriyle anarşist, “insanoğlunun zekâ, onur ve mutluluğunun gelişebilmesi ve büyüyebilmesi için gerekli yegâne koşul olduğunu düşündüğü özgürlüğün fanatik aşığı”dır (Michael Bakunin: Seçme Yazılar, s. 196). İnsanların düşünen yaratıklar olması nedeniyle onların hürriyetini reddetmek, onların kendi başına düşünmesini reddetmek demektir; ki bu da onların bizzat insan olarak varlıklarını yadsımaktır. Anarşistler için özgürlük insanlığımızın bir ürünüdür, çünkü:

“açık bir gerçektir ki, … kendisinin [ve] diğerlerinden farklı olduğunun bilincinde olan kişi özgürce hareket etme yaşama arzusunu geliştirecektir. Hürriyet ve kendini ifade etmek için aşırı tutkulu olmak, çok temel ve baskın bir özelliktir” (Emma Goldman, Kızıl Emma Konuşuyor, s. 393, s. 439).
İşte bu nedenle anarşizm, “bireyin kendine saygısının ve bağımsızlığının, otorite [yetke] tarafından yaratılan tüm kısıt ve saldırılardan kurtarılmasını önerir. İnsan ancak özgürken, tüm benliğini büyütebilir [geliştirebilir]. Ancak özgürken, düşünmeyi ve eylemeyi öğrenir ve kendisinin en iyisini ortaya koyabilir. [İnsan] ancak özgürken, insanları birbirine kenetleyen ve aslında normal bir toplumsal hayatın gerçek temelleri olan toplumsal bağların gerçek gücünün farkına varabilir” (age, s. 59, s. 72-3).
Bu nedenle, anarşistler için özgürlük temel olarak kendi usulleriyle kendileri için iyi olanı gerçekleştirmeye çalışan bireylerdir. Bunu yapmak, kendilerine ve kendi yaşamlarına dair kararlar vermeleri demek olduğu için, bireylerin eylemliliğini ve gücünü ortaya çıkarır. Sadece özgürlük bireysel gelişmeyi ve çeşitliliği temin edebilir. Bunun sebebi, bireylerin kendilerini yönetirken ve kendi kararlarını alırken zihinlerini çalıştırmalarıdır; ve bunun ise söz konusu bireyleri geliştirmek ve teşvik etmekten başka bir etkisi olamaz. Malatesta’nın ifadesiyle, “insanların özgürlüklerini ve kendi çıkarlarını idare etmeyi öğrenmesi için, kendi başlarına hareket etmeleri, sonuçları iyi ya da kötü kendi eylemlerinin sorumluluğunu hissetmeleri gerekir. Hata yapacaklardır, ancak sonuçlara bakarak nerede hata yaptıklarını anlayacak ve yeni yollar deneyeceklerdir” (Fra Condotini, s. 26).

Yani, bir toplumsal bir ürün olan ve ancak topluluk [community, cemaat] içinde ve onun vasıtası ile başarılabilecek özgürlük bir kimsenin bireysel potansiyelini azami şekilde geliştirmesinin ön koşuludur. Sağlıklı, özgür bir topluluk özgür bireyler üretecektir ve bu da topluluğu şekillendirecek ve onu oluşturan insanlar arasındaki toplumsal ilişkileri zenginleştirecektir. Toplumsal olarak üretilen hürriyetler, “yasal olarak bir kağıt parçası üzerine yazılı oldukları için değil, insanların içine işlemiş alışkanlıklar haline geldikleri için ve onları zayıflatmak için yapılan herhangi bir teşebbüs halkın şiddetli direnciyle karşılaştığı için var olmuşlardır … Bir kimse bir insan olarak onurunu nasıl savunabileceğini bilirse, diğerlerinden saygı talep edebilir. Bu sadece özel yaşamda değil, aynı zamanda politik yaşamda da her zaman doğrudur”. Aslında, “bizler bugün az ya da çok faydalandığımız tüm siyasi hakları ve ayrıcalıkları hükümetlerin iyi niyetlerine değil, kendi gücümüze borçluyuz” (Rudolf Rocker, Anarko-sendikalizm, s. 64, s. 75).

İşte bu nedenle anarşistler “Doğrudan Eylem” taktiğini desteklerler (bakınız Kısım J.02), çünkü, Emma Goldman’ın söylediği gibi, “almayı arzuladığımız kadar hürriyetimiz var. Anarşizm bu nedenle doğrudan eylemi, tüm ekonomik, toplumsal ve ahlaki yasa ve sınırlamara açıkça meydan okunmasını ve bunlara karşı direnilmesini savunur”. Bu, “bütünlük, kendine güvenme ve cesaret {gerektirir}. Kısacası, özgür, bağımsız ruhlar gerektirir” ve “ancak inatçı bir direniş en sonunda bizi özgürleştirebilir. İş yerindeki otoriteye karşı doğrudan eylem, yasanın otoritesine karşı doğrudan eylem, ahlaki yasanın saldırgan, işgüzar otoritesine karşı doğrudan eylem, Anarşizm’in mantıksal, tutarlı bir yöntemidir” (Kızıl Emma Konuşuyor, s. 76-7).

Doğrudan eylem, diğer bir deyişle, şimdi ve burada baskıya karşı direnmek için kullanılan, hürriyetin bir uygulamasıdır ve keza özgür bir toplum yaratmanın aracıdır. Hürriyetin yeşereceği gerekli bireysel anlayışı ve toplumsal koşulları yaratır. Hürriyet ancak topluma karşıt olarak değil onun içinde gelişeceği için, her ikisi de aslidir. Kısacası özgürlük ancak toplum içinde gelişir; ona karşıt olarak değil. Bu nedenle Murray Bookchin şöyle yazar:

“Belli bir tarihsel dönem içinde insanların sahip olduğu özgürlük, bağımsızlık ve özerklik uzun vadeli köklü toplumsal geleneklerin ve … kolektif bir gelişimin ürünleridirler –bu, bireylerin bu gelişmede önemli rolleri olduğunu reddetmek demek değildir; aksine gerçekte eğer özgür olmayı arzuluyorlarsa kaçınılmaz olarak böyle olması gereklidir” (Toplumsal Anarşizm ve Yaşamtarzı Anarşizm, s. 15).
Ama özgürlük içinde büyüyüp, gelişebileceği doğru bir toplumsal çevre [ortam] çeşidi gerektirir. Böyle bir çevre merkezsizleşmiş ve işi yapanların iş üzerinde doğrudan yönetimine dayanıyor olmalıdır. Çünkü merkezileşme baskıcı otorite anlamına gelirken, kendinden-yönetim [self-management, özyönetim] ise özgürlüğün özüdür. Kendinden-yönetim, işe dahil olan bireylerin bütün yetilerini –özellikle de zihinsel olanlarını– kullanmasını (ve böylece de geliştirmesini) temin eder. Hiyerarşi ise aksine dahil olan bütün bireylerin faaliyet ve düşüncelerinin yerine bir azınlığın eylem ve düşüncelerini ikame eder. Bu nedenle hiyerarşi, onların yetilerini tam olarak geliştirmek yerine, çoğunluğu marjinalize eder ve onların gelişimlerinin körleşmesini sağlar (bakınız Kısım B.01).
İşte bu nedenledir ki anarşistler hem kapitalizm hem de devlete karşı çıkarlar. Fransız anarşisti Sebastian Faure’nin ifade ettiği üzere, otorite “kendisini iki temel biçimde takdim eder: siyasi biçim, yani Devlet; ve ekonomik biçim, yani özel mülkiyet” (Peter Marshall’ın alıntısı, İmkansızı İstemek, s. 43). Kapitalizm ise, aynen devlet gibi, asıl amacı işi yapanları işin yönetiminden soyutlamak olan merkezileşmiş bir otoriteye dayanır (yani patronun işçi üstündeki [otoriteye]). Bunun anlamı ise, “işçilerin gerçek, nihai, tam özgürlüğünün tek bir koşula bağlı olduğudur: işçilerin her yönden sermayeye, yani toprak da dahil olmak üzere, hammadde ve tüm emek araçlarına el koyması” (Michael Bakunin, Rudolf Rocker’ın alıntısı, Anarko-Sendikalizm, s. 45, s. 50).

Bu nedenle Noam Chomsk’nin belirttiği üzere, “tutarlı bir anarşizm, emeğin özgürce üstlenilmesi ve üreticinin kontrolü altında olması ilkesiyle uyumlu olmaması nedenlerinden ötürü üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ve bu sistemin bütünleyici bir parçası olan ücretli köleliğe karşı çıkmalıdır” (“Anarşizm Üzerine Notlar”, Devletin Nedenleri Üzerine, s. 158).

Böylece anarşistler için hürriyet, bireylerin ve grupların kendinden-yönetime işlerlik kazandırabilecekleri, yani kendi kendilerini yönetecekleri, otoriter olmayan bir toplum demektir. Bunun içerdiği anlam önemlidir. Birincisi, bu anarşist toplumun zorlayıcı olmayacağı anlamına gelir, yani şiddet veya şiddet tehdidi bireyleri herhangi bir şeyi yapmaya “razı etmek için” kullanılmayacaktır. İkincisi,bu, anarşistlerin bireysel egemenliğin samimi destekçisi oldukları anlamına gelir; ve bu destek nedeniyle anarşistler zorlayıcı bir otoriteye dayanan kurumlara, yani hiyerarşiye karşı çıkarlar. Ve nihayet, anarşistlerin “hükümet”e karşı çıkmalarının, yalnızca merkezi, hiyerarşik, bürokratik örgütlenmelere veya hükümetlere karşı çıkmak olduğunu ifade eder. Gücün “temsilcilere” havale edilmesi yerine, doğrudan demokrasiye dayandıkları sürece, anarşistler merkezsizleşmiş konfederasyonlar, taban örgütlenmeleri [grassroots organizations] aracılığı ile oluşturulmuş kendinden-yönetime karşı çıkmazlar. Otoritenin hürriyetin zıttı olması nedeniyle, gücün havale edilmesine dayanan her örgütlenme biçimi, bu güce bağlı [idaresi altında] olan insanların onuruna ve hürriyetine karşı bir tehdittir.

Anarşistler, özgürlüğün insan onuru ve çeşitliliğinin serpilebileceği yegâne toplumsal ortam olduğunu savunurlar. Kapitalizm ve devletçilik altında ise, özel mülkiyet ve hiyerarşinin bireylerin çoğunun eğilimlerini ve yargılarını efendilerin iradesine mahkum bırakması, onların özgürlüklerini ciddi bir şekilde kısıtlaması ve “her bireyde saklı kalan tüm maddi, entelektüel ve ahlaki güçlerin tam gelişmesini” (Bakunin, Anarşizm Hakkında Bakunin, s. 261) imkansız kılması nedenleriyle, çoğunluk için özgürlüğe yer yoktur (kapitalizm ve devletçiliğin hiyerarşik ve otoriter doğasının daha ayrıntılı bir tartışması için bakınız Kısım B).

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak:”A.2 What does anarchism stand for?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: