NEDEN ANARŞİSTLER EŞİTLİK TARAFTARIDIR?

Yukarıda bahsedildiği üzere anarşistler kendilerini toplumsal eşitliğe adamışlardır, çünkü ancak bu şartlar altında bireysel hürrieyt gelişip, serpilebilir. Ama “eşitlik” hakkında bir dolu boş şey yazılmıştır ve yaygın olarak inanılan çoğu şey de aslında oldukça gariptir. Anarşistlerin eşitlik derken ne anladıklarını tartışmadan önce, ne anlamadıklarını ortaya koymamız gerekiyor.

Anarşistler zaten var olmayan, ama gerçekleştirilebilse bile hiç de istenmeyen bir şey olacak olan “doğuştan [endowment] eşitlik”e inanmazlar. Herkes biriciktir [tektir]. Biyolojik olarak belirlenmiş insanlar arası farklılıklar olmasının yanı sıra, bunlar “korku ya da utanma değil, sevinç kaynakları”dır. Neden? Çünkü “klonlar arasındaki bir yaşam yaşanmaya değer bile olmaz ve aklı başında bir insan ancak farklı yetenekleri olanlarla mutlu olacaktır” (Noam Chomsky, Marksizm, Anarşizm ve Alternatif Gelecekler, Red and Black Revolution, Sayı 2, s. 782).

Bazı insanların anarşistlerin “eşitlik”le herkesin aynı olması gerektiğini söylediklerini ciddiyetle öne sürmeleri, bugünkü entelektüel kültürel durumun ve kelimelerin [anlamlarının] bozulmasının üzünç verici bir yansımasıdır –bu [anlam] bozulması, eşitsiz ve otoriter sistem [üstündeki] ilgiyi dağıtarak, insanları biyolojik [içerikli] tartışmalara [doğru] saptırmak için kullanılagelmiştir. “Kendinin biricikliği hiçbir şekilde eşitlik ilkesiyle çatışmaz” diyordu Erich Fromm. “İnsanların eşit olarak doğdukları tezi, onların aynı insani nitelikleri paylaştıklarını, onların insanoğullarının aynı temel kaderini paylaştıklarını, onların ellerinden alınamaycak aynı özgürlük ve mutlu olma haklarına sahip olduklarını ima eder. Keza onların kendi aralarındaki ilişkilerin tahakküm-itaat değil dayanışma olduğunu ima eder. Eşitlik kavramı tüm insanların birbirine benzer olması anlamına gelmez” (Özgürlük Korkusu, s. 228). Bu nedenle, anarşistlerin eşitliği hedeflediklerini, çünkü herkesin farklı olduğunu ve dolayısıyla bu biricikliğin tam olarak onaylanmasını ve gelişimini amaçladığını söylemek daha adil olur.

Anarşistler aynı zamanda “sonucun eşitliği” denilen şeyin de taraftarı değillerdir. Herkesin aynı malları elde ettiği, aynı tip evlerde yaşadığı, aynı üniformayı giydiği, vb. bir toplumda yaşamayı arzu etmiyoruz. Anarşistlerin kapitalizm ve devlete karşı isyan etmelerinin bir nedeni de, onların hayatı aşırı standartlaştırmalarıdır (Kapitalizmin standartlaşmaya ve refah düşkünlüğüne doğru yönelmesi hakkında, George Reitzer’in Toplumun McDonaldlaşması adlı eserine bakınız). Alexander Berkman’ın sözleriyle:

“Otoritenin ruhu, yazılı ve yazılı olmayan yasa, gelenek ve örf bizi ortak bir mezara girmeye zorlar ve erkek (veya kadını) bağımsızlığı ve bireyselliği olmayan, irade-siz bir otomosyana dönüştürecektir. … Hepimiz kurbanız ve sadece istisnai bir şekilde güçlü olanlar –ve onlar da ancak kısmen– bu zincirleri kırmakta başarılı olabilir” (Anarşizm Nedir?, The ABC of Anarchism, s. 26, s. 165).
Anarşistler bu yüzden bu “ortak mezarı” daha da derinleştirme konusunda hiç de arzulu değildirler. Daha ziyade, biz bunu ve ilk başta bunu yaratan tüm toplumsal ilişki ve kurumları yıkmak istiyoruz.
“Sonucun eşitliği” ancak zorla uygulanabilir ve sürdürülebilir; ve bazıları diğerlerinden daha fazla güce sahip olacakları için, bu zaten eşitlik olmayacaktır. Her bir bireyin farklı gereksinimleri, yetileri, arzuları ve ilgileri olduğunu ayırdettiğimiz için, anarşistler “sonucun eşitliği”nden özellikle nefret ederler. Herkesin aynı şeyi tüketmesini sağlamak tiranlık olacaktır. Açıktır ki bir kişinin tıbbi bakıma ihtiyacı varsa ve bir diğerinin yoksa, onlar “eşit” miktarda tıbbi bakım görmezler. Aynı şey diğer insan ihtiyaçları için de doğrudur. Alexander Berkman’ın ifade ettiği üzere:

“eşitlik eşit miktar demek değildir, eşit fırsat demektir. … Hürriyetteki eşitliği, tutuklu kampındaki zorunlu eşitlikle özdeşleştirme hatasına düşmeyiniz. Gerçek anarşist eşitlik özgürlük demektir, miktar [demek değildir]. Bu herkesin aynı şeyi yemesi, içmesi veya giyinmesi, aynı işi yapması veya aynı şekilde yaşaması demek değildir. Bırakın bunu bir yana: aslında tam tersidir”.

[Berkman] şöyle devam eder: “Bireylerin İnsanların arzuları [iştahları] değişik olduğu için, gereksinimleri ve tercihleri de farklı olacaktır. Gerçek eşitliği oluşturan şey, bunları tatmin etmek için eşit fırsat’a sahip olmaktır.

Böylesi bir eşitlik, bırakın hepsini bir düzeye getirmeyi, faaliyet ve gelişme için olası azami çeşitliliğin yolunu açacaktır. Çünkü insan karakteri farklı farklıdır. … Özgürce kendi bireyselliğini ifade etme ve eyleme dökme fırsatı, doğal farklılıklar ve çeşitliliklerin gelişmesi demektir” (age, The ABC of Anarchism, s. 25, s. 164-5).
Anarşistler için, “sonucun eşitliği” veya “doğuştan eşitlik” gibi “eşitlik kavramları” anlamsızdır. Ancak, hiyerarşik bir toplumda “fırsat eşitliği” ile “sonuç eşitliği” birbirleriyle ilgilidir. Örneğin kapitalizmde, her kuşağın karşı karşıya olduğu fırsatlar önceki kuşakların sonuçlarına bağlıdır. Bu demektir ki, bir milyonerin ve bir çöpçünün çocuğu arasında gerçek bir fırsat eşitliği olmadığına göre, kabaca bir (gelir ve kaynaklar anlamında) “sonucun eşitliği” olmaksızın kapitalizmde “fırsat eşitliği”nin olması anlamsızdır. Daha önceki sonuçların yarattığı engelleri göz ardı ederek “fırsat eşitliği”nden bahsedenler, neden bahsettiklerini bilmeden konuşuyorlar –hiyerarşik toplumlarda fırsat sadece yolun açık olmasına değil, aynı zamanda eşit bir başlangıca da bağlıdır. Bu bariz gerçekten anarşistlerin “sonucun eşitliğini” arzuladığı yanlış kanısı ortaya çıkar –ama bu hiyerarşik sistemlerde geçerlidir, özgür bir toplumda (göreceğimiz üzere) durum böyle olmayacaktır.
Anarşist kuramda eşitlik, bireysel farklılık ve biricikliğin reddedilmesi demek değildir. Bakunin’in gözlemlediği üzere:

“bir kere eşitlik başarıldığı ve iyice yerleştirildiğinde, [bu] muhtelif bireylerin yeteneklerindeki ve enerji seviyelerindeki farklılıkların sona ereceği anlamına mı gelir? Bazı farklılık varolacaktır; belki bugünkü kadar fazla değil, ama bazı farklılıklar daima varolacaktır. Hiçbir ağacın asla tamamen birbirinin aynısı olan iki yaprak vermeyeceği herkesçe bilinen bir şeydir. Yapraklardan çok daha karmaşık olan insan oğulları için, bu çok daha fazla geçerli olacaktır. Ama bu çeşitlilik hiç de kötü bir şey değildir. Bunun aksine … o insan ırkının kaynağıdır. Bu çeşitlilik sayesinde, insanlık, her bir bireyin tüm diğerlerini tamamladığı ve onlara ihtiyacı olduğu kolektif bir bütündür. Sonuç olarak, insan bireylerinin sonsuz sayıdaki çeşitliliği dayanışmanın birincil sebebi ve bizzat temelidir. Bu, eşitlik taraftarı çok güçlü bir argümandır” (“Çok Yönlü Eğitim”, Temel Bakunin, s. 117-8).
Anarşistler açısından eşitlik toplumsal eşitlik demektir; veya Murray Bookchin’in ifadesini kullanırsak “eşitsizlerin eşitliği” demektir (aynı fikri ifade etmek için, Malatesta gibi bazıları “koşulların eşitliği” terimini kullanmıştır). Bununla [Bookchin], anarşist toplumun bireylerin yeteneklerindeki ve gereksinimlerindeki farklılıkların farkında olduğunu, ama bu farklılıkların güce dönüşmesine müsade etmeyeceğini ifade etmektedir. Diğer bir deyişle bireysel farklılıklar “önemsiz olacaktır; çünkü bir takım yasal uydurmalara veya kurumlara tutunamadıkça, eşitsizlik kolektivite içerisinde yok olacaktır” (Michael Bakunin, Tanrı ve Devlet, s. 53).
Eğer hiyerarşik toplumsal ilişkiler ve onları yaratan kuvvetler, katılımı cesaretlendiren ve “bir insan, bir oy” ilkesine dayanan [bir yapı] lehine yıkılırlarsa, o zaman doğal farklılıklar hiyerarşik güce dönüştürülemeyecektir. Örneğin, kapitalist mülkiyet hakları olmadan, bir azınlığın ücret sistemi ve tefecilik (kâr, rant ve faiz) aracılığıyla diğerlerinin çalışması sayesinde [ortaya çıkan] yaşam araçlarını (makina ve toprak) tekelleştirmesi ve bu yolla kendilerini zenginleştirmeleri mümkün olmayacaktır. Benzer şekilde, eğer işçiler işlerini kendileri yönetirlerse, onların emekleri üstünden giderek zenginleşecek bir kapitalistler sınıfı da olmayacaktır. Bu nedenle Proudhon [şöyle diyor]:

“Peki bu eşitsizliğin kaynağı ne olabilir?
Gördüğümüz üzere, … bu toplumda varolan şu üçlü soyutlamanın gerçekleşmesidir: sermaye, emek ve yetenek.

Bunun sebebi, toplumun kendisini bu formülün üç terimine denk düşen üç yurttaş kategorisine bölmesidir. … bu kast bölünmeleri her zaman ortaya çıkmıştır ve insan ırkının yarısını köleleştirmiştir … bu nedenle sosyalizm, sermaye-emek-yetenek [şeklindeki] aristokratik formülünün, … her bir vatandaşı aynı anda, eşit bir şekilde ve aynı ölçüde kapitalist, emekçi ve uzman veya sanatçı yapmak için [gerekli olan] daha basit bir formül [olan] emeğe indirgenmesinden başka bir şey değildir!” (Ne Tanrılar Ne Efendiler, cilt 1, s. 57-8).

Tüm anarşistler gibi Proudhon da, işlevlerin bu bütünleşmesinin eşitlik ve özgürlük için anahtar olduğunu görmüş ve bunu başarmanın yolu olarak da kendinden-yönetimi önermiştir. Yani, kendinden-yönetim toplumsal eşitlik için anahtardır. Örneğin, bir işyerinde toplumsal eşitliğin anlamı, işyerinin nasıl gelişeceği ve değişeceğine dair politika kararlarında herkesin eşit söz [hakkının] olması demektir. Anarşistler, “herkesi etkileyenin herkesçe karara bağlanması” kuralının güçlü inananlarıdırlar.
Ama bu uzmanlığın tamamen gözardı edileceği ya da herkesin herşeye karar vereceği anlamına gelmez. Uzmanlık söz konusu olunca, farklı insanlar farklı ilgilere, kabiliyetlere ve yetilere sahiptirler; doğaldır ki farklı şeyleri öğrenmek ve farklı işlerde çalışmak isteyeceklerdir. Yine açıktır ki, insanlar hasta olduklarında bir komiteye değil de, kendi işini yapan bir doktora –uzmana– danışacaklardır. Bu noktalardan bahsettiğimiz için üzgünüz, ama toplumsal eşitlik ve işçilerin özyönetimi söz konusu olduğunda, bazı insanlar tamamen anlamsız şeyler söylemeye başlıyorlar. Toplumsal olarak eşit bir şekilde yönetilen bir hastanede, doktorların bir ameliyatı nasıl yapması gerektiği hakkındaki bir oylamanın, tıbbi [tıbbi işlemlerle ilgisi] olmayan çalışanların oyunu içermeyeceği genel bir sağduyu gereğidir!

Aslında toplumsal eşitlik ve bireysel hürriyet birbirinden ayrılamaz. Bireyi (hürriyeti) etkileyen kararların bireysel özyönetimi tamamlayan grubu (eşitliği) etkileyen kararların kolektif özyönetimi olmaksızın, özgür bir toplum imkansızdır. Her ikisinin [birlikte] olmaması halinde, bazıları diğerleri üstünde güce sahip olacak, onlar adına kararlar verecektir (yani onları yönetecektir) ve böylece bazıları diğerlerinden daha fazla özgür olacaktır. Bu da, bilineni bir kez daha dile getirecek olursak, anarşistler, sadece zenginlik anlamında değil yaşamın tüm yönlerinde eşitliği amaçlarlar. Anarşistler, “her kişinin sadece toplumsal refahtan değil, aynı zamanda toplumsal iktidardan da payına düşeni almasını talep ederler” (Malatesta ve Hamon, Ne Tanrılar, Ne Efendiler, cilt 2, s. 20). Yani kendinden-yönetim hem hürriyeti hem de eşitliği güvenceye almak için gereklidir.

Kendinden-yönetim “ortak sorunları çözmek ve ortak hedeflere ulaşmak amacıyla kendi bakış açılarının biricikliğini ortaya koymak için, insanların arkadaşları ile yüz yüze ilişkilere girmesi” (George Benello, Tabandan Yukarı, s. 160) demek olduğu için; toplumsal eşitlik, bireylerin kendilerini yönetmeleri ve ifade etmeleri için gereklidir. Yani eşitlik bireyselliğin ifade edilmesini mümkün kılar ve bu nedenle bireysel hürriyetin temelidir.

Kısım F.03 (Neden anarko-kapitalistler “eşitliğe” çok az veya hiç değer vermezler?) eşitlik hakkındaki anarşist fikirleri daha fazla tartışmaktadır. Noam Chomsky’nin (Chomsky Okumaları içerisindeki) “Eşitlik” makalesi bu konudaki liberter fikirlerin iyi bir özetidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: