HİYERARŞİYE KARŞI ÇIKMADAN ANARŞİST OLMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Hayır. Anarşistlerin otoriterlikten nefret ettiklerini gördük. Ama eğer bir kimse anti-otoriter ise tüm hiyerarşik kurumlara karşı çıkmalıdır, çünkü onlar da otorite ilkesini barındırırlar. Çünkü, Emma Goldman’ın söylediği gibi, “her tür bireysel değer ve nitelik için tahripkar olan devlet anlamındaki hükümet değildir sadece. Yaşamı boğan bütün bir otorite ve kurumsal tahakküm kompleksidir. Otorite ve kurumsal tahakkümü destekleyenler hurafe, efsane, bahane, kaytarma ve uşaklıktır” (Kızıl Emma Konuşuyor, s. 435). Bu, “hiyerarşi, otorite ve tahakküm yapılarını ve özgürlük önündeki kısıtları keşfetme ve üstesinden gelme gereksimi daima vardır ve var olacaktır: kölelik, ücretli-kölelik {yani kapitalizm}, ırkçılık, cinsiyetçilik, otoriter okullar vb.” (Noam Chomsky, Dil ve Siyaset, s. 364). Bu nedenle tutarlı bir anarşist devlete olduğu gibi hiyerarşik ilişkilere de karşı çıkmalıdır. Bunun arkasında yatan açıklama (eğer ihtiyacı olan varsa) şöyledir:

Hiyerarşi, güç, prestij ve (genellikle) [maddi] ödemelerin; bir dizi dereceler, sıralamalar veya mevkilere [offices, yönetici pozisyonları] göre arttığı bir piramitsel yapı örgütlenmesidir. Hiyerarşik yapılar üstüne çalışan araştırmacılar onun sahip olduğu iki temel ilkenin tahakküm [domination] ve sömürü olduğunu ortaya koymuşlardır. Örneğin modern fabrikaları incelediği “Patronlar Ne Yapar?” (Review of Radical Political Economy, cilt 6, sayı 2, s. 6 ve s. 7) adlı çalışmasında, Steven Marglin, şirket hiyerarşisinin [corporate hierarchy, örn. fabrika] ana işlevinin (kapitalistlerce iddia edildiği üzere) daha fazla üretkenlik olmadığını, nihai amacı daha etkin bir sömürü olan, işçiler üzerinde daha fazla denetim [sağlanması] olduğunu ortaya koyar.

Bir hiyerarşide denetim zor [coercion] yoluyla, yani şu veya bu şekildeki olumsuz yaptırım tehditleriyle –fiziksel, ekonomik, psikolojik, toplumsal,, vb.– sağlanır. Muhalif olanların ve isyan edenlerin bastırılmasını da içeren bu tip bir denetim zorunlu olarak merkezileşmeyi gerektirir: [yani] en büyük denetimin tepede yer alan bir avuç kişinin (özellikle örgütün başında olanların) [elinde] olduğu, orta kademede yer alanların çok daha az ve en altta yer alan çoğunluğun ise neredeyse hemen hemen hiç denetime sahip olmadığı bir güç ilişkileri dizisi.

Tahakküm, zor ve merkezileşmenin otoriterliğin asli özellikleri olmaları nedeniyle ve bu özellikler hiyerarşilerin içinde yer aldığı için, tüm hiyerarşik kurumlar otoriterdir. Bunun da ötesinde, anarşistler açısından hiyerarşi, merkeziyetçilik ve otoriterlikle damgalanmış herhangi bir organizasyon, devlet benzeridir veya “devletçi”dir. Ve anarşistler hem devlete hem de otoriter ilişkilere karşı çıktıklarına göre, hiyerarşinin tüm biçimlerini ortadan kaldırmayı hedeflemeyen bir kimse anarşist olarak adlandırılamaz. Noam Chomsky, kapitalist bir firmanın yapısının özü itibariyle son derece hiyerarşik, aslında faşist olduğunu belirtiyor:

“Faşist sistem … yukarıdan aşağıya giden bir mutlak-iktidar demektir. … ideal devlet, halkın temel olarak emirleri yerine getirdiği yukarıdan aşağıya [olan] bir denetim demektir.
Bir şirketi ele alalım … Onların ne olduğuna bakacak olursanız, iktidar katı bir şekilde yukarıdan aşağıyadır; yönetim kurulundan yöneticilere, daha düşük seviyedeki yöneticilere ve en nihayetinde atölyede çalışan insanlara; mesajlar yazılması v.b. Aşağıdan yukarıya olan bir iktidar akışı veya bu yönde herhangi bir planlama mevcut değildir. İnsanlar bunu aksatabilir ve önerilerde bulunabilirler, ancak bu köle toplumu için de doğrudur. İktidar yapısı yukarıdan aşağıya doğru doğrusaldır” (İnsan Güruhunu Hizaya Getirmek, s. 237).

David Deleon aşağıdakileri yazarken şirket ve devlet arasındaki bu benzerliklere işaret eder:
“Fabrikaların çoğunluğu askeri diktatörlüklere benzer. En alttakiler erlerdir, onları denetleyenler çavuşlardır ve hiyerarşinin zirvesine doğru böyle gider. Organizasyon giyimimizden ve saçımızın biçiminden yaşamımızın büyük bir kısmını –çalışırken– nasıl harcayacağımıza kadar herşeyi bize dikte edebilir. Bizi fazla çalışmaya zorlayabilir; tıbbi bir şikayetimiz varsa bizden şirket doktorunu görmemizi talep edebilir; boş zamanlarımızda siyasi faaliyetlere katılmamızı yasaklayabilir; ifade, yayın yapma ve toplanma özgürlüklerini kısıtlayabilir –bizi takip etmek üzere kapalı devre televizyonların yanı sıra ID kartları ve silahlı güvenlik kuvvetlerini kullanabilir; muhalefet edenleri ‘disipline yönelik geçici işten çıkarmalar’ (GM’in [General Motors] verdiği adla) ile cezalandırabilir veya bizi işten atabilir. Koşullar yüzünden, bunların çoğunu kabul etmeye mecbur bırakılırız, ya da işsiz milyonlara katılırız. … Hemen hemen her işte [sahip olduğumuz tek hak] işten ayrılma ‘hakkı’dır. Temel kararlar en yukarıda alınır, ister fildişi kulesinde isterse maden ocağında çalışalım bizden bunlara itaat etmemiz beklenir” (“Çalıştığımız Yerde Demokrasi İçin: Toplumsal Kendinden-Yönetimin Mantığı”, Anarşiyi Yeniden Keşfetmek, Bir Kez Daha, Howard J. Ehrlich (editör), s. 193-4).
Bu nedenle, tutarlı bir anarşist, kapitalist firmalar da dahil olmak üzere, hiyerarşiye tüm biçimleriyle karşı çıkmalıdır. Bunu yapmamak demek archy’i desteklemek demektir –ki anarşist tanımsal olarak bunu yapamaz. Diğer bir deyişle, anarşistler için, “itaat etmeye söz vermek, (ücretli) kölelik sözleşmeleri, tabi konumda olmanın kabulünü gerektirecek anlaşmalar; tüm bunların hepsi gayri meşrudur, çünkü bunlar bireysel özerkliği kısıtlar ve geriletirler” (Robert Graham, “Anarşist Sözleşme”, Anarşiyi Yeniden Keşfetmek, Bir Kez Daha, Howard J. Ehrlich (editör), s. 77). Hiyerarşi, bu nedenle, anarşizmi yönlendiren temel ilkelere aykırıdır. Bizi insan yapan şeyleri inkar eder ve “kişiliği en ayrılmaz özelliklerinden mahrum bırakır; bireyin yalnızca kendi kişisel yaşamının idaresiyle değil aynı zamanda onun en önemli bağlamıyla, toplumsal bağlamı, başa çıkma yetisine sahip olduğu nosyonunu inkar eder” (Murray Bookchin, Özgürlüğün Ekolojisi, s. 129).
Bazıları birlik gönüllü olduğu müddetçe, onun hiyerarşik bir yapıya sahip olup olmamasının alakasız olacağını öne sürerler. Anarşistler buna katılmaz. Bunun iki sebebi vardır. İlk olarak, kapitalizmde işçiler, ekonomik gereklilikler yüzünden, emeklerini yaşam araçlarına sahip olanlara satmaya mecbur kalırlar. Bu süreç, “işçiler, kapitalistlere emeklerini gerçek değerini yansıtmayan bir fiyattan sattığı müddetçe … muazzam refah farklılıkları” yaratarak, işçilerin karşı karşıya kaldığı ekonomik koşulları tekrar tekrar üretir (Robert Graham, Op.Cit., s. 70). Bu nedenle:

“Örneğin, iş sözleşmesinin taraflarını özgür ve birbirlerinin eşiti olarak tasvir etmek, işçi ile işveren arasındaki ciddi pazarlık yapma gücü farklılıklarının göz ardı etmek demektir. Buradan hareketle, doğal olarak ortaya çıkacak tabi olma ve sömürü ilişkilerini özgürlüğün bir örneği [epitome, sembolü] olarak tasvir etmek, hem bireysel hürriyet hem de toplumsal adaletle dalga geçmek olacaktır” (Robert Graham, age, s. 70).
İşte bu nedenle anarşistler kolektif eylemliliği ve örgütlenmeyi desteklerler: bu, çalışan insanların pazarlık gücünü artıracak ve onların özerkliklerini ifa etmelerine olanak tanıyacaktır (Kısım J’ye bakınız).
İkinci olarak, birliğin gönüllü olup olmamasını anahtar unsur olarak kabul edeceksek, o zaman halihazırdaki devletçi sistemin “anarşi” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylememiz icap ederdi –. Modern demokraside, belli bir devlet içerisinde yaşaması için hiç kimse bireyi zorlamamaktadır. Ayrılmakta ve başka bir yere gitmekte özgürüzdür. Birliğin hiyerarşik doğasını göz ardı ederek, kendinizi özgürlüğün reddine dayanan (kapitalist şirketler, silahlı kuvvetler, hatta devletler dahil olmak üzere) örgütlenmeleri destekler konumda bulabilirsiniz, çünkü bunların hepsi “gönüllü”dür. Bob Black’in belirttiği üzere, “dünya ekonomisini kontrol eden büyük-ölçekli şirketlerde [yapılmakta olan] özdeş, ama kontratla-kutsanmış hizmetkarlık anlaşmalarını göz ardı ederken, devlet otoriterliğini şeytan ilan etmek, en kötü biçimiyle bir fetişizmdir” (“Muhafazakâr Olarak Liberter”, Çalışmanın Lağvedilmesi ve Diğer Makaleler, s. 142). Anarşi, efendiyi seçme özgürlüğünden daha fazlasıdır.

Bu nedenle hiyerarşiye karşı çıkmak anahtar niteliğinde olan bir anarşist konumlanıştır, aksi takdirde sadece –güçlükle anarşistik olan– “gönüllü bir anarşist” olursunuz. Daha fazlası için Kısım A.02.14’e (Gönüllülük neden yeterli değildir?) bakınız.

Anarşistler örgütlerin hiyerarşik olmalarının gerekmediğini öne sürerler; kendi işlerini doğrudan yöneten eşitler arasındaki işbirliğine de dayanabilirler. Bu sayede, hiyerarşik yapılar (yani gücün bir azınlığın ellerine devredilmesi) olmadan yaşayabiliriz. Bir birlik ancak üyeleri tarafından kendinden yönetildiği zaman, gerçekten de anarşistçe olarak adlandırılabilir.

Bu konuyu vurguladığımız için üzgünüz, ama özgürlükle olan bağıntısından dolayı “anarşist” ismini kendilerine mal etmeye çalışan bazı kapitalist müdafiler [özürcüler], son zamanlarda bir kimsenin hem anarşist hem de kapitalist olabileceğini (“anarko” kapitalizm adı altında olduğu gibi) iddia etmekteler. (Bırakın devletçilik ve sömürüyü bir kenara) kapitalizmin hiyerarşiye dayanıyor olması nedeniyle, kavram olarak “anarko”-kapitalizmin bir çelişki olduğu sanırım şimdi oldukça açıklık kazanmıştır. (Bu konuda daha fazlası için, Kısım F’ye bakınız).

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak:”A.2 What does anarchism stand for?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: