DİNSEL ANARŞİSTLER VAR MIDIR?

Evet, vardır. Her ne kadar anarşistlerin büyük bir kısmı köklü bir şekilde insan-karşıtı olması ve dünyeviasal otorite ile köleliği haklı gösterici olumlayıcı olması nedeniyle Tanrı fikrine ve dine karşı olsa da; bazı inananlar, [dinisel] fikirlerini anarşist sonuçlara vardırmıştlardır. Tüm anarşistler gibi bu dinsel anarşistler de, devlete karşı çıkmaylarını özel mülkiyet ve eşitsizlikle ilgili olarak bağlamında eleştirel bir duruşları ile birleştirirler. Diğer bir deyişle, anarşizmin ateist olması gerekmez. Aslında, Jacques Ellul’e göre, “kitab-ı mukaddese ait düşünceler İncil’deki görüşler doğrudan anarşizme yol açar ve bu da Hristiyan düşünürlerle uyumlu yegane olan tek ‘politik anti-politik’ siyasi anti-siyasi duruştur” (Peter Marshall’ın alıntısı, İmkansızı İstemek’teki alıntısı, s. 75).

Dinsel fikirlerden ilham almış birçok farklı anarşizm çeşitleri vardır. Peter Marshall’ın dikkat çektiği üzere, “anarşist duyarlılığın ilk açıkça ifadesi, M.Ö. altıncı yüzyılda varolan, eski Çin’deki Taoist’lere kadar geri götürülebilir takip edilebilir”; ve “Budizm, özellikle Zen formundaki [Budizm], … güçlü bir liberter özgürlükçü ruha … sahiptir” (Op.Cit., a.y., s. 53 ve s. 65). Küreselleşme karşıtı aktivist Starkhawk gibi bBazıları ise anarşist fikirlerini Pagan ve Tinselci [Spiritüal] etkilerle birleştirir. Ancak, dinsel anarşizm genellikle, bizim de burada üzerine yoğunlaşacağımız Hristiyan Anarşizmi biçimini alır de şekillenir.

Hristiyan Anarşistler, İsa’nın takipçilerine söylediği “krallar ve yöneticiler insanlar üzerinde hakimdirleriyet hakkına sahiptirler; aranızda onlar gibileri olanlar olmasın” sözlerini ciddiye alırlar. Benzer şekilde, Paul’un “Tanrı’dan başka bir otorite yoktur” özdeyişi, yargısı toplumda devlet otoritesinin reddedilmesiylenin bir açık sonucuna ulaştırılır olarak değerlendirilir. Bu nedenle, gerçek bir Hristiyan için, devlet Tanrı’nın otoritesine el koymaktadır; ve her bireyin kendini yönetmesi ve (Tolstoy’un ünlü bir kitabının başlığını kullanacak olursak) Tanrı’nın Krallığının Kendi İçinizde Olduğu’nu keşfetmesi n farkına varması, yine her bireyin kendi sorumluluğundadır.

Benzer şekilde, İsa’nın gönüllü yoksulluğu, servetin yozlaştırıcı bozucu etkileri üstüne yorumları ve İncil’deki dünyanın insanların için ortaklaşa olarak faydalanmalarık üzere için yaratıldığı yolundaki ifadeler, özel mülkiyetin ve kapitalizmin toplumsal eleştirisi için hep birer temel olarak ele alınır. Aslında, ilk Hristiyan kilisesi, (her ne kadar daha sonra onları devlet dini içine sınırlandırsa da, kölelerin kurtuluş özgürleşme hareketi olarak kabul edilebilecek olan) erken dönem Hristiyan kilisesi, radikal Hristiyan hareketleri içerisinde (aslında İncil ezilenlerin tahakküm altında olanların liberter hürriyet özlemlerinin bir ifade etmek amacıylasi olarak kullanılacaktırgelmiştir, ki bu daha sonra anarşist veya Marksist terminoloji biçimini alacaktırmıştır) tekrar tekrar ortaya çıktığını gözlemlediğimiz maddi malların komünsel [communistic, komünistçe] paylaşımına dayanmaktadır. Bu nedenledir ki, İngiltere’deki 1381 Köylü Ayaklanmasında papaz dini lider John Ball şu eşitlikçi yorumu yapıyordu ifadeyi kullanmıştır:

“Adem toprağı kazarken Havva yün eğiriyordu,
Peki o zaman efendi kimdi?”
Hristiyan anarşizminin tarihçesi, Orta Çağ’da Aykırı Özgür Ruhun Dinsel İnançlara Aykırı Mezhebini [heresy] hareketi, sayısız Köylü ayaklanmasınılarına ve 16. yüzyıldaki Anabaptistleri kapsarhareketine kadar uzanır. Hristiyanlıkdaki liberter içindeki hürriyetçi gelenek 18. yüzyılda William Blake ve ‘in yazılarında tekrar yüzeye çıkar, ve Adam Ballou 1854’te yazdığı Pratik Hristiyan Sosyalizmi’nde adlı eserinde anarşist sonuçlara ulaşan varır Adam Ballou’in eserlerinde yazılarında tekrar yüzeye çıkar. Ancak, Hristiyan anarşizmi gerçek anlamıyla anarşist hareketin bir parçası haline ünlü Rus yazarı Leo Tolstoy’un çalışmasıyla ile gelmiştir.
Tolstoy, İncil’in mesajını ciddiyetle ele alarak gerçek bir Hristiyanın devlete karşı çıkması gerektiği sonucuna varır. Tolstoy İncil’i okumasından anarşist sonuçlara varır çıkarır:

“yönetmek güç kullanmak demektir, güç kullanmak ise gücün [üzerinde] kullanıldığı kişinin yapmaktan hoşlanmadığının ve de gücü kullananın kendisine yapılmasından da kesinlikle hoşlanmayacağının, ona [gücün üzerinde kullanıldığı kişiye] yapılmasıdır. Sonuç olarak, yönetmek bize yapılmasını istemediğimiz şeylerin başkalarına yapılması demektir, yani yanlış yapılmasıdır demektir” (Tanrının Krallığı Kendi İçinizdedir, s. 242).
Bu nedenle gerçek bir Hhristiyan diğerlerini yönetmekten sakınmalıdır uzak durmalıdır. Bu devlet karşıtı duruş nedeniyle doğaldır ki, o [Tolstoy] aşağıdan kendinden-örgütlenen bir toplumun taraftarlığını yapmıştır:
“Resmi [bir görevi] olmayan insanların kendi yaşamlarını kendi başlarına düzenlemeyeceği, keza Hükümet[te yer alan] insanların hem kendileri hem de başkaları adına için bunu yapabilecekleri neden düşünülür ki?” (Anarşist Okuma Kitabı, s. 306).
Tolstoy, bireylerin ruhsal dönüşümünü anarşist bir toplumun yaratılmasının anahtarı olarak gördüğü için baskıya karşı şiddet içermeyen eylemi savunur. Max Nettlau’nun söylediği üzere, “Tolstoy tarafından vurgulanan [şey], büyük gerçek, iyinin, iyiliğin, dayanışmanın –ve aşk diye adlandırdığımız tüm her şeyin– gücünün kendi içimizde yattığının; ve bunun uyandırılmasının, geliştirilmesinin ve ifa edilmesinin kendi davranışlarımızdla olabileceğinin ve olması gerektiğinin kabul edilmesidir” (Anarşizmin Kısa Tarihi, s. 251-2).
Tüm anarşistler gibi, Tolstoy da özel mülkiyet ve kapitalizme karşı eleştireldir. Henry George gibi (Proudhon gibi onun [Tolstoy] üstünde önemli etkisi olmuştur), toprak üzerindeki özel mülkiyete şöyle karşı çıkıyorduar; “toprak mülkiyetinin savunulması ve sonucunda fiyatında yükselme olmasaydı, insanlar bu kadar dar alanlarda kümelenmeyeceklerdi; aksine halen dünyada oldukça bol olan serbest topraklara doğru üzerine yayılacaklardı”. Bunun da ötesinde, “bu {toprak mülkiyeti için [yapılan]} mücadelede, hiçbir zaman toprağı işleyenler kta çalışan değil, aksine daima hükümetin şiddetinde pay sahibi olanlar avantaja sahiptirler” (Op.Cit.a.y., s. 307). Tolstoy, kullanımın ötesine taşan dışındaki bütün mülkiyet haklarının var olmasının, onların korunmasının devlet şiddetini gerektireceğinin farkındadır; (iyelik [possession; burada kullanım hakkı anlamında] “her zaman gelenekçe, kamuoyunca, adalet ve karşılıklılık hislerince korunurmaktadır ve bu nedenle de şiddet tarafından korunmalarsı gerekmez” (a.y.). Aslında, şöyle demektedir:

“Tek bir mal sahibine ait olan onbinlerce dönümlük ormanın arazisinin –binlerce insanın yakacağı yokken– şiddet kullanılarak korunması gerekir. Aynı şey birçok işçinin ve nesliillerinin aldatıldığı ve halen de aldatılmakta olduğu fabrikalarda ve işyerlerinde de geçerlidir. Keza, Yine aynı zamanda, tek bir kişi tarafından sahip olunan sahibinin kıtlık zamanında üç katı fiyata satmak amacıyla sakladığı yüzbinlerce kilelik hububat için de, kıtlık zamanında üç kat fiyatla satılmak üzere saklanmaktadır” (Op.Cit.a.y., s. 307).
Tolstoy, kapitalizmin bireyleri hem ahlâki hem de fiziksel olarak perişan mahvettiğini ve kapitalistlerin birer “köle-tüccarları” olduğunu ifade eder. Gerçek bir Hristiyanın kapitalist olmasının imkansız olduğunu düşünür, çünkü “sanayici [manufacturer, imalatçı], gelirini işçilerin vicdansızca el koyulan değerinden oluşan sömürerek elde eder; ve mesleği tamamen tüm faaliyeti zorunlu, doğal olmayan emeğe bağlıdır dayanan bir insandır” diyerek, gerçek bir Hristiyanın kapitalist olmasının imkansız olduğunu söyler; dolayısıyla, ve bu nedenle, “öncelikle kendi kârı için insan yaşamlarını mahvetmekten vazgeçmesi gerekir” (Tanrının Krallığı Kendi İçinizdedir, s. 338, s. 339). Hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde, Tolstoy, kooperatiflerin “şiddetin taraftarı olmak istemeyen aklâklı, kendine saygılı bir kimsenin katılabileceği yegane tek toplumsal faaliyet” (Peter Marshall’ın alıntısı, Op.Cit.a.y., s. 378) olduğunu belirtir.
Şiddete karşı çıkmasından dolayı, Tolstoy hem devleti hem de özel mülkiyeti reddeder, ve, toplumdaki şiddetin sona erdirilmesi ve adil bir toplumun yaratılması için pasifist taktiklerin kullanılması çağrısı yapar. Nettlau’nun ifadesiyle, o [Tolstoy] “şeytana kötülüğe karşı direnilmesini … öne sürdü; ve direniş yollarından birisine –aktif güç [kullanımı]– yeni bbir yol ekledi: itaatsizlik yoluyla direniş, pasif güç [kullanımı] yoluyla direniş” (Op.Cit.a.y., s 251). Özgür toplum fikrinde, Tolstoy gözle görülür bir şekilde kırsal Rus yaşamından ve Peter Kropotkin (örneğin, Tarlalar, Fabrikalar ve Atölyeler [İşlikler]), P. J. Proudhon ve anarşist olmayan Henry George’un çalışmalarından etkilenmiştir.

Tolstoy’un fikirleri İngilizleri Hindistan’dan kovmak için halkından şiddetsiz direniş göstermesini uygulamalarını isteyen Gandhi’yi derinden etkilemiştir. Bunun da ötesinde, Gandhi’nin bağımsız Hindistanı bir köylü komünleri federasyonu olarak tasavvur etmesi de Tolstoy’un anarşist özgür toplum görüşüne benzerdir (her ne kadar Gandhi’nin anarşist olmadığını vurgulamamız gerekse de). 1933’te ABD’de Catholic Worker [Katolik İşçi] adlı gazeteyi kuran, inançlı bir Hristiyan pasifist ve anarşist olan Dorothy Day ve Katolik İşçi Grubu, yine Tolstoy’dan (ve Proudhon’dan) oldukça etkilenmişti. Tolstoy’un ve dinsel anarşizmin etkileri, Hristiyanlıkğın fikirlerini işçi sınıfı ile köylüler arasındaki toplumsal aktivizmetkinliklerle birleşaraya getiren Latin ve Güney Amerika Kurtuluş Teolojisi [Liberation Theology] hareketlerinde de görülebilir (ancak Kurtuluş Teolojisi’nin anarşist fikirlerden ziyade devlet sosyalizmi fikirlerinden etkilendiğini belirtmemiz e dikkat etmemiz gerekiyor).

Dolayısıyla, anarşizm içinde dinden anarşist sonuçlar çıkaran bir azınlık geleneği vardır. Ancak, Kısım A.02.20’de belirtmiş olduğumuz gibi, çoğu anarşist anarşizmin ateizmi ima ettiğini, incil’e ait düşüncenin tarihsel olarak hiyerarşiyle ve dünyevi yöneticilerin savunusuyla bağlantılı olmasının bir rastlantı olmadığını belirterek buna katılmaz. Yani, anarşistlerin ezici bir çoğunluğu ateisttir, çünkü “doğal veya doğaüstü olsun herhangi bir varlığa tapınmak veya hürmet etmek daima toplumsal tahakkümü ortaya çıkaracak bir kendiliğinden boyun eğme [self-subjugation] ve hizmetkarlık biçimidir. Bookchin’in yazdığı gibi, ‘insanoğullarının kendilerinden daha ‘yüce’ bir şey önünde diz çöktükleri anda hiyerarşi özgürlük karşısındaki ilk zaferini kazanmış olur”” [Brian Morris, Ekoloji ve Anarşizm, s. 137). Yani, anarşistlerin büyük bir kısmı, eğer Tanrı varsa bile, insan özgürlüğü ve saygınlığı için ortadan kaldırılması gerektiği konusunda Bakunin’le hemfikirdir. İncil’in neler söylediği ortadayken, pek az anarşist onun otoriter fikirlerden ziyade liberter fikirleri desteklemek için kullanılabileceğini düşünür.

Ateist anarşistler, her türlü suistimali savunmasından ötürü İncil’in kötülüğüyle ün saldığı olgusuna işaret ederler. Hristiyan anarşizmi bunu nasıl uzlaştıracaktır? Öncelikli olarak bir Hristiyan mıdırlar, yoksa bir anarşist mi? Eşitlik mi, Kitab-ı Mukaddes’e bağlılık mı? Bir inanan açısından, seçim bile söz konusu değildir. Eğer İncil Tanrı sözüyse, bir anarşist Tanrı’ya, onun otoritesine ve onun yasalarına inandığını iddia ederken nasıl daha aşırı konumları destekleyebilir?

Örneğin, hiçbir kapitalist ulus İncil’in açıkladığı Sabbath yasasındaki [Hristiyanların çalışılmaması gerektiğine inandıkları gün; genellikle pazar günü] çalışmamayı uygulamayacaktır. İncil’deki taşlanarak öldürülme cezasına rağmen çoğu Hristiyan patron işçilerini yedinci günde de çalışmaya zorlamaktan memnundur (“Altı gün çalışılmalıdır, ancak yedinci gün tatiliniz, Lord’la kalacağınız dinlenme günü olmalıdır; her kim ki o gün çalışır, öldürülmelidir”, Exodus 35:2). Hristiyan bir anarşist Tanrı’nın yasasının ihlal edilmesinden ötürü böyle bir cezalandırmayı savunacak mıdır? Aynı şekilde, gerdek gecesinde bakire olmamasından ötürü bir kadının taşlanarak öldürülmesine izin verecek bir ulus –haklı olarak– kesinlikle şer olarak göülecektir. Ancak, bu “iyi kiyat”ta belirtilen bir yazgıdır (Deuteronomy 22:13-21). Kadınların evlilik öncesi seks yapması bir Hristiyan anarşiste göre ölüm cezası gerektiren bir şey midir? Veya hatta, “babasının dediklerini veya annesinin dediklerini dinlemeyen dik başlı ve isyankar oğul” da keza “şehrin tüm erkeklerinin ölene kadar onu taşa tutması” yazgısına maruz kalmalı mıdır? (Deuteronomy 21:18-21). Veya İncil’in kadınlara tavrını ne demeli: “Kadınlar, kendinizi erkeklerinize teslim edin” (Corinthians 14:34-35). Erkek yönetimi açıkça ifade edilir: “Her erkeğin başının İsa olduğunu; ve kadının başının erkek olduğunu; ve İsa’nın başının Tanrı olduğunu bilmelisiniz” (I Corinthians 11:3).

Açıktır ki, İncil’in öğretilerini uygulamak söz konusu olduğunda Hristiyan anarşist fazlasıyla seçici anarşist olmayan birisi olmak zorundadır. Zengin olan nadiren yoksulluğun gereğinden bahseder (en azından kendileri için) ve örneğin (aynen kiliseler gibi) zengin olanın görünüşte cennete girmekte karşılaşağı zorluğu unutmaktan mutlu gözükür. İsa’nın şu tembihini unutmuş gözükürler: “Mükemmel olacaksanız, gidin ve sahip olduklarınızı satın ve yoksullara verin; cennette hazinelere sahip olacaksınız: gelin ve beni takip edin” (Matthew 19:21). Hristiyan sağın taraftarları bunu kendi politik liderlerine ve hatta ruhani liderlerine uygulamazlar. Pek azı şu özdeyişi takip eder: “her insana sizden istediğini verin; ve senden isteyerek aldıkları şeyleri onlardan geri istemeyin” (Luke 6:30, keza Matthew 5:42). Ne de onlar ilk Hristiyan inanırların yaptığı gibi “her şeyi ortaklaşa” kullanırlar (Acts 4:32). Yani, eğer anarşist olmayan bir inanan, anarşist inanırlar tarafından İncil’in öğretilerini göz ardı ediyor görülürse, aynısı onların saldırdıkları tarafından kendileri için de söylenebilir.

Ayrıca, Hristiyanlığın temel olarak anarşizm olduğunu tarihle bağdaştırmak oldukça zordur. İncil, adaletsizle savaşmaktan çok daha fazla adaletsizliği savunmak için kullanılmıştır. İrlanda’da, Güney Amerika’nın bazı kesimlerinde, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıl başı İspanyasında olduğu gibi, Kilise’nin de facto [fiilen] siyasi güce sahip olduğu ülkelerde anarşistler tipik olarak din-karşıtıdırlar, çünkü Kilise gücünü muhalifleri karşı çıkanları ve sınıf mücadelesini bastırmak için kullanmaktadır. Yani, Kilise’nin fiili rolü, İncil’in anarşist bir metin olduğu iddiasının yanlış olduğunu gösterir. Böylece (yani Bakunin’in eğer Tanrı varolsaydı, insanoğlunun özgürlüğü ve onuru için onu ortadan kaldırmak gerekirdi deyişine katılarak) anarşistlerin çoğu ateist olmakla beraber, anarşizm içinde dinden anarşist sonuçlar çıkarsayan bir azınlık geleneği vardır.

Bunun yanı sıra toplumsal anarşistlerin çoğu, daha büyük kötülüklere karşı durmak için (bazen) şiddet kullanılması gerektiğini görerek, Tolstoycu pasifizmi dogmatik ve aşırı olarak değerlendirirler. Ama anarşistlerin büyük bir kısmı, anarşist bir toplum yaratmanın anahtarınınolarak, değerlerin bireysel dönüştürülmesinin gerekliliği her birinin değişimini sağlamak olduğu ve genel bir taktik olarak şiddet-karşıtlığının önemli olduğu konularında Tolstoyculara katılacaktır (yine, anarşistlerin ancak çok az bir kesiminin, başka hiç bir seçenek kalmadığı durumlarda, kendini savunma amacıyla olsa bile şiddet kullanımını reddettiğini vurgulamalıyız).

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak: “A.3 What types of anarchism are there?”, Anarşist Sıkça Sorulan Sorular (versiyon 11.2).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: