ANARŞİSTLER TERÖRİZMİ DESTEKLER Mİ?

Hayır ve bunun üç sebebi vardır.

Terörizm, masum insanları hedeflemek veya onların ölmesine aldırmamak demektir. Anarşinin var olabilmesi için halk kitlesi sıradan insanlar tarafından yaratılması gerekir. insanları havaya uçurarak, [onların] size inanmasını sağlayamazsınız. İkinci olarak ise, anarşizm kendini-özgürleştirmekle ilgilidir. Toplumsal ilişkileri havaya uçuramazsınız. Özgürlük, bir avuç seçkinin çoğunluk adına yöneticileri ortadan kaldırması eylemiyle yaratılamaz. Basitçe ifade edilirse, “yüzlerce yıllık bir tarihe dayanan bir yapıyı birkaç kilo patlayıcıyla tahrip edemezsiniz” (Kropotkin, Martin A. Millar’ın alıntısı, Kropotkin, s. 174). İnsanlar yöneticilere ihtiyaç duydukları sürece, hiyerarşi var olacaktır (bu konuda daha fazlası için Kısım A.02.16’ya bakınız). Daha önce de vurguladığımız üzere özgürlük verilemez, ancak alınabilir. Son olarak, anarşizm özgürlüğü amaçlar. Bu nedenle Bakunin, “bir kimse insanlığın kurtuluşu için devrimi hedefliyorsa, erkeklerin {ve kadınların} hayatlarına ve hürriyetlerine karşı saygılı olmalıdır” yorumunu yapar (K.J. Kenafick’in alıntısı, Michael Bakunin ve Karl Marks, s. 125). Çünkü, anarşistlere göre araçlar amaçları belirler; ve terörizm, doğası itibariyle, bireylerin hayatlarını ve hürriyetlerini ihlal eder, dolayısıyla anarşist toplumu yaratmak için kullanılamaz. Örneğin Rus Devrimi tarihi, Kropotkin’in “eğer yalnızca terörle kazanılırsa gelecek devrim çok üzücü olacaktır” öngörüsünü onaylar (Millar’ın alıntısı, Op.Cit., s. 175).

Bunun da ötesinde, anarşistler bireylere karşı değildir; bazı bireylerin diğerleri üzerinde güce sahip olmasına ve bu gücü suistimal etmesine (yani kullanmasına) neden olan kurumlara ve toplumsal ilişkilere karşıdır. Bu nedenle, anarşist devrim insanları değil, yapıları tahrip etmekle ilgilidir. Bakunin’in belirttiği üzere,”biz insanların öldürmek istemiyoruz, biz [toplumsal] konumları ve [bu konumların yarattığı] ayrıcalıkları ortadan kaldırmak istiyoruz” ve anarşizm “burjuvaziyi oluşturan bireylerin ölümü demek değildir, siyasi ve toplumsal varlık olarak ekonomik açıdan işçi sınıfından ayrı farklı [bağımsız] olan burjuvazinin ölümü demektir” (Temel Bakunin, s. 71 ve s. 70). Diğer bir deyişle, (terörizme karşı anarşist duruşu sunan anarşist bir broşürün başlığını alıntılarsak) “Toplumsal bir ilişkiyi havaya uçuramazsınız”.

Peki, o zaman anarşizm şiddetle nasıl ilişkilendirilmiştir? Bu, kısmen devlet ve medyanın ısrarla anarşist olmayan teröristlerden anarşistler olarak bahsetmesinden kaynaklanmaktadır. Örneğin, kendilerini Marksist-Leninist olarak adlandırmalarına rağmen, Alman Bader-Meinhoff çetesi sıkça “anarşistler” olarak adlandırılmıştır. İftiralar ne yazık ki işe yaramaktadır. Benzer şekilde Emma Goldman’ın ifade ettiği gibi, “Anarşist hareketle aşina olan hemen hemen herkesçe bilinen bir gerçektir ki; Anarşistlerin cezasını çektiği {terörist} eylemlerin büyük bir kısmı ya kapitalist medya tarafından uydurulmuştur veyahut –eğer doğrudan [kendileri tarafından] yapılmadıysa– polis tarafından kışkırtılmıştır” (Kızıl Emma Konuşuyor, s. 216).

Aktif olan bu sürecin bir örneği bugünkü küreselleşme karşıtı harekette görülebilir. Örneğin, Seattle’da, medya protestocuların (özellikle de anarşistlerin) “şiddet”ini haber yapmıştı, ancak bu sadece birkaç kırık camdan ibaretti. Polisin çok daha büyük fiili şiddeti (ki bu tek bir cam dahi kırılmadan önce başlamıştı) yorum yapmaya değer görülmemişti. Küreselleşme karşıtı gösteriler hakkındaki takip eden medya haberleri, –devletin elindeki en büyük şiddete maruz kalanlar bizzat protestocular olmasına karşın– anarşizmi ısrarla şiddetle ilişkindirerek aynı şablonu takip etti. Anarşist aktivist Starhawk şunu belirtiyordu: “eğer camların kırılması ve polisler saldırdığında karşılık vermek ‘şiddet’ ise, polisler direniş göstermeyen insanları komaya sokacak kadar dövdüğünde kullanmak üzere bin kere daha güçlü olan yeni bir kelime gösterin bana.” (Sokaklarda Kalmak, s. 130).

Benzer şekilde, 2001’deki Cenova protestolarında, protestocuların birisini öldüren ve binlercesini de yaralayan devlet olmasına rağmen, anaakım medya protestocuları şiddet uygulayan taraf olarak göstermişti. Şiddetin yaratılmasında polis ajan provokatörlerinin varlığından medyada hiç bahsedilmedi. Daha sonra Starhawk’ın belirttiği gibi, Cenova’da, “Dikkatli bir şekilde düzenlenmiş siyasi devlet terörizmi kampanyasıyla karşı karşıya kaldık. Kampanya dezenformasyonu, ajan ve provokatörlerin kullanılmasını, bilinen Faşist gruplarla işbirliği yapılmasını, …, gaz bombaları ve dayakla şiddet taraftarı olmayan grupların açıkça hedef alınmasını, bilinen polis vahşetini, mahkumlara işkence yapılmasını, örgütleyicilere siyasi baskı yapılmasını içeriyordu … Yaratacağı tepkilerden korkmadıklarını ve yüksek mevkilerden siyasi koruma beklediklerini gösterecek şekilde tüm bunları açıkça yaptılar” (Op.Cit., s. 128-9). Bunlar doğal olarak medya tarafından haber yapılmadı.

Takip eden protestolar, medyanın anti-anarşist dikkat çekici hareketler yapmakta daha da serbestleştiğini gösterdi –anarşistlerin kitlesel şiddet uygulamayı planlayan nefret dolu insanlar olarak göstermek için hikayeler icat edildi. Örneğin, 2004’de İrlanda’da, anarşistlerin Dublin’deki AB ile ilgili kutlamalar sırasında zehirli gaz kullanmayı planladıklarını yazmıştı. Tabii ki, böyle bir plana ilişkin kanıt hiç ortaya çıkmadı ve böyle bir eylem de gerçekleşmedi. Ne de medyanın anarşistlerin örgütlediklerini söyledikleri ayaklanma gerçekleşti. Benzer bir yanlış bilgilendirme süreci Londra’daki anti-kapitalist Bir Mayıs gösterilerinde ve New York’daki Cumhuriyetçi Ulusal Kongre’ye karşı protestolarda da yaşandı. Olayın ardından yanlış olduğu devamlı ispatlanmasına karşın, medya daima anarşist şiddete ilişkin korku hikayeleri yayınlar (hatta makalelerini haklı çıkarmak ve anarşizmi daha da şeytanlaştırmak için –örn. Seattle’de– olaylar icat eder). Böylece anarşizm eşittir şiddet efsanesi işler. Söylemek gereksiz ancak (olmayan) anarşist şiddet tehdit üzerine dikkati çeken aynı gazeteler bu olaylarda polisin göstericilere karşı uyguladığı filli şiddet ve sindirme hakkında sessiz kalır. Ne de (kanıtı olmayan) felaket hikayelerinin akabinde gerçekleşen olaylarca saçmalıktan başka bir şey olmadığı ortaya çıkarıldıktan sonra, herhangi bir özür dilemişlerdir.

Bu, Anarşistlerin şiddet eylemleri yapmadıkları anlamına gelmez. Yaptılar (aynen diğer siyasi ve dini hareketler üyelerinin yaptığı gibi). Terörizmin anarşizmle ilişkilendirilmesindeki en önemli sebep, anarşist hareketin “eylemli propaganda” [propaganda by deed] dönemidir.

Kabaca 1880’den 1890’a kadar olan bu dönem, az sayıdaki bireysel anarşistin yönetici sınıf (kraliyet ailesi, siyasetçiler ve benzeri) üyelerine suikastler düzenlemeleriyle damgalanmıştır. En kötüsü ise, bu dönem burjuvazinin üyelerinin sıklıkla uğradığı tiyatro ve dükkanların hedef alındığı görülür. Bu eylemlere “eylemli propaganda” denmiştir. Anarşistlerin bu taktiğe yönelik destekleri, 1881’de Çar II. Alexander’in Rus Popülistleri tarafından suikast sonucu öldürülmesiyle bir kat artmıştır (bu olay, tiranların katlini ve onlara suikast düzenlenmesini kutlayan, “En Sonunda!” başlığıyla Freiheit’da yayınlanan Johann Most’un ünlü başyazısını ortaya çıkarmıştır). Ancak, anarşistlerin bu taktiğe desteklerinin arkasında daha köklü nedenler vardır: birincisi, işçi sınıfından insanlara yöneltilen sindirme hareketlerinin intikamını almak için; ve ikincisi, onlara tahakküm edenlerin yenilebileceğini göstererek insanları isyan etmeye cesaretlendirmenin bir arası olarak.

Bu nedenleri göz önüne alınca, eylemli propagandanın, birçok anarşistin de öldürüldüğü Paris Komününün Fransız devleti tarafından vahşice bastırılması yüzünden 20.000’den fazla insanın öldüğü Fransa’da başlaması bir rastlantı değildir. Komün’ün intikamını almak için gerçekleşen anarşist şiddet nispeten iyi bir şekilde bilinirken, devletin Kömüncülere uyguladığı kitlesel katliamın pek bilinmemesi ilginçtir. Benzer şekilde, İtalyan Anarşisti Gaetano Bresci’nin 1900 yılında Kral Umberto’ya suikast düzenlediği ve 1892 yılında Alexander Berkman’ın Carneige Çelik Şirketi’nin yöneticisi Henry Clay Frick’i öldürmeye teşebbüs ettiği de bilinebilir. Ancak, Umberto’nun birliklerinin protestocu köylüler üzerine ateş açarak onları öldürdüğü veya Frick’s Pinkertonlarının Homestead’da lokavta maruz kalan işçileri öldürdüğü ise genelde bilinmez.

Devletçi ve kapitalist şiddetin gözden kaçırılması hiç de şaşırtıcı değildir. Max Stirner’in belirttiği gibi, “Devlet’in [her] davranışı şiddettir” ve “[devlet] şiddetini ‘yasa’ diye; ve bireysel olanını ise ‘suç’ diye adlandırır” (Biricik ve Kendisi, s. 197). Anarşist şiddetin kınanması, ancak bunu tahrik eden baskının (ve genellikle de daha ağır bir şiddetin) ise göz ardı edilmesi ve unutulmasına şaşmamak gerekir. Anarşistler, kendilerinin “şiddet yanlısı” olduğu suçlamasının ikiyüzlülüğüne –bu gibi iddiaların ya hükümet taraftarları veya bizzat fiili hükümetlerden (“şiddet sayesinde ortaya çıkan, şiddet yoluyla kendisini iktidarda tutan ve isyanın yükselmesine izin vermemek ve diğer uluslara kabadayılık taslamak için sürekli şiddeti kullanan” hükümetlerden (Howard Zinn, Zinn Okumaları, s. 652)) kaynaklandığı veriliyken– işaret ederler.

Anarşist olmayanların devlet şiddetine verdikleri tepkiye bakınca, onların anarşist şiddeti kınamalarının etrafındaki ikiyüzlülüğü hissedebiliriz. Örneğin, 1920’ler ve 1930’larda birçok kapitalist gazete ve kişi, Faşizmin yanı sıra Mussolini ile Hitler’e alkış tutumuştu. Anarşistler ise aksine Faşizme karşı ölümüne savaşırken, hem Mussolini hem de Hitler’e suikast düzenlemeye çalıştılar. Açıkçası, katil diktatörlükleri desteklemek değil, bu tip rejimlere direnmek “şiddet” ve “terörizm”dir!. Benzer şekilde, anarşist olmayanlar baskıcı ve otoriter devletleri, savaşı, grev ile kargaşanın şiddetle bastılmasını (“kanun ve nizamın yeniden tesisi”ni) destekleyebilir ve “tedhişçi” olarak nitelendirilmezler. Anarşistler ise, bunun aksine “tedhişçi” ve “terörist” olarak kınanırlar, çünkü aralarından birkaçı sindirme ve devlet/kapitalist şiddet eylemlerinin intikamını almaya çalışmışlardır. Benzer şekilde, bir kimsenin, örneğin Seattle’da polisin sıkıyönetim ilan ederek [uyguladığı] fiili şiddeti desteklerken –veya daha kötüsü 2003’de Irak’ın Amerika tarafından işgal edilmesini desteklerken– birkaç camın kırılmasıyla sonuçlanan anarşist “şiddet”i kınamasındaki ikiyüzlülüğün boyutu açıktır. Eğer birisi tedhişçi olacaksa, bu devlet ve onun eylemleri destekleyenler olmalıdır; ancak hâlâ insanlar apaçık ortada olan bu [gerçeği] görmemekte, “devletin yerdiği türden şiddeti yermekte ve devletin uyguladığı şiddeti alkışlamaktadır” (Christie ve Meltzer, Anarşizmin Bent Kapakları, s. 132).

Anarşistlerin büyük bir kısmının bu taktiği desteklemediğine dikkat edilmelidir. Murray Bookchin’in belirttiği üzere, “eylemli propaganda”ya başvuranlardan (bazen “attentats” olarak anılırlar) “pek azı … Anarşist grupların üyesiydi. Çoğunluğu … tek başınaydı” (İspanyol Anarşistleri, s. 102). Söylemek gereksiz, ancak devlet ve medya bütün anarşistleri aynı renge boyar. hâlâ yapmaktalar, bazen de hatalı olarak (bu taktiğin anarşist çevrelerde tartışılmaya başlamasından yıllarca 5 yıl önce ölmesine karşın bu tip eylemlerden ötürü Bakunin’i suçlamak gibi!).

Sonuçta genel olarak, anarşistlerin büyük bir çoğunluğunun sonunda fark edeceği üzere, anarşizmin “eylemli propaganda” dönemi bir başarısızlıktı. Kropotkin tipik olarak görülebilir. O, “eylemli propaganda sloganından asla hoşlanmamıştı ve kendi devrimci eylem fikirlerini tanımlamak için bu [terimi] kullanmamıştır”. Ancak, 1879’da, hâlâ “kolektif eylemin önemini vurgulamakla beraber attentat’lara yönelik dikkate değer bir sempati ve ilgi göstermeye başlamıştır” (bu “kolektif eylem biçimleri sendika ve komünal düzeyde” işleyen şeyler olarak görülmüştü). 1880’de, “keolektif eylemle daha az meşgul oluyor, birey ve ufak gruplar tarafından yapılan isyan eylemlerine yönelik hevesi artmıştı”. Ancak bu uzun sürmedi ve bilhassa “yeni militan sendikacılık içerisinde kolektif eylem geliştirmenin artan imkanlarını görmesi”nin ardından, “izole haldeki isyan hareketlerine giderek daha az önem” atfetmeye başladı (Caroline Cahm, Kropotkin ve Devrimci Anarşizmin Yükselişi, s. 92, s. 115, s. 129, s. 129-30, s. 205). İlk başlarda yönetici sınıfın baskıcı üyelerine karşı yöneltilen şiddet eylemlerini onaylamıştır. Ancak, 1880’lerin sonuna ve 1890’ların başına gelindiğinde, artık devrimin savunulması sırasında kendini korumak amacıyla başvurulması dışında bu gibi şiddet eylemlerini onaylamaz olmuştu. Bu, kısmen en kötü eylemlerde hissettiği tiksinme yüzünden (1892 Jerez ayaklanmasına katılan anarşistlerin devlet tarafından katledilmesine cevap olarak Barcelona Tiyatrosu’nun bombalanması ve devletin baskısına cevap olarak Emile Henry’nin bir kafeyi bombalaması gibi); kısmen de, anarşist davayı engellediğinin ayırdına varması yüzündendi.

Kropotkin, 1880’lerin “büyük miktardaki terörist eylemleri”nin “otoritelerin harekete karşı bastırıcı hareketlere başvurması”na sebep olduğunu, “kendi görüşüne göre anarşist idealle uyumlu değillerdi ve halk ayaklanmasını geliştirmek için hemen hemen hiçbir şey yapmadıkları”nı fark etmişti. Ayrıca, eylemli propaganda “meşguliyet sonucunda azalmak yerine artan kitlelerden tecrit olma hakkında” endişeye kapılmıştı. “Bir halk devrimi için en iyi olasılığın … emek hareketindeki yeni militanlığın gelişmesinde görüyordu. O andan itibaren, giderek ilgisini isyan ruhunu geliştirmek için kitleler arasında çalışan devrimci bir azınlığın önemi üzerine odakladı”. Ancak, (eylemli propaganda için değilse bile) bireysel isyan eylemlerine desteğinin en fazla olduğu 1880’lerin başında bile, kolektif sınıf savaşımı gereğini görmüştü ve bu nedenle “Kropotkin, bu mücadelelerde devrime giden emek hareketinin önemini daima vurgulamıştı” (Op.Cit., s. 205-6, s. 208 ve s. 280).

Bu konuda Kropotkin yalnız değildi. Giderek daha fazla sayıda anarşist, “eylemli propaganda”nın devlete anarşist ve işçi hareketlerini bastırmak için iyi bir bahane sağladığının farkına vardı. Bunun da ötesinde, medyaya (ve anarşizm karşıtlarına) anarşizmi akılsızca yapılan şiddetle ilişkilendirme şansı vererek, nüfüsun büyük bir kısmını harekete yabancılaştırdı. Bu yanlış ilişkilendirme, gerçekler dikkate alınmaksızın her fırsatta yinelendi (örneğin, her ne kadar Bireyci Anarşistler “eylemli propaganda”yı tamamen reddelerse de, onlar da medya tarafından “tedhişçi” ve “terörist” olarak karalanmışlardır.

Bunun yanı sıra, Kropotkin’in işaret ettiği üzere, eylemli propagandanın ardında yatan varsayım, yani herkesin isyan etmek için bir fırsat beklediği yanlıştı. Gerçekte insanlar içinde yaşadıkları sistemin ürünleridirler; bu nedenle, sistemin devamlılığını sağlayan efsanelerin çoğunu kabul ederler. Eylemli propagandanın başarısızlığı ile anarşistler hareketin büyük bir kısmının halihazırda yapmakta olduğu şeye geri döndüler: [yani] sınıf mücadelesini ve kendini-özgürleştirme sürecini desteklemek. Anarşizmin köklerine bu geri dönüş, 1890 sonrasındaki anarko-sendikalist birliklerin yükselişinde gözlenebilir (bakınız Kısım A.05.3).

Anarşistlerin büyük bir kısmının eylemli propagandayı taktik olarak onaylamamasına rağmen, [anarşistlerin] pek azı onu terörizm olarak nitelendirir veya suikast düzenlenmesini her koşul altında tamamen reddeder. İçinde düşman olabileceği nedeniyle bir köyü bombalamak terörizmdir; ancak kanlı bir diktatörü ortadan kaldırmak en iyisinden bir savunma, en kötüsünden ise bir intikam almadır. Anarşistlerin her zaman vurguladıkları üzere, eğer terörizmden “masum insanları öldürmek” anlaşılıyorsa, o zaman (gezegendeki en büyük bombaların ve diğer toplu imha silahlarının sahibi olan) devlet en büyük teröristtir. “Terör eylemlerini yapan” insanlar eğer gerçekten anarşistlerse, masum insanlara zarar vermemek için mümkün olan herşeyi yapacaklardır ve “karşılıklı zarar verilmesi” üzücü ancak kaçınılmazdır şeklindeki devletçi çizgiyi asla kullanmayacaklardır. İşte bu nedenle “eylemli propaganda” eylemlerinin büyük bir kısmı Başkanlar ve Kraliyet Ailesi üyeleri gibi yönetici sınıfın bireylerine karşı yönelmiştir; daha önceki devlet ve kapitalist şiddet eylemlerinin sonucudur.

Yani, anarşistler tarafından “terörist” eylemler düzenlenegelmiştir. Bu bir olgudur. Ancak, burada unutulan şey bunun bir soyo-siyasal kuram olarak anarşizmle hiçbir ilgisinin olmadığıdır. Emma Goldman’ın söylediği gibi, “Alexander Berkman’ı yaptığı harekete iten şey Anarşizm değil, onbir çelik işçisinin vahşice öldürülmesiydi” (Op.Cit., s. 268). Aynı şekilde, Burada unutulan şey, diğer siyasi ve dini grupların üyelerinin de bu tip eylemler düzenlediğidir. Londra Özgürlük Grubu’nun belirttiği üzere:

“Sokaktaki adamın {veya kadının}, –Anarşistleri veya o anda nefret ettiği kişi ya da kişiler [bete noire] kim olursa olsun onları acımasızca eleştirmek için– [onları] henüz işlenmiş bir haksızlığın [outrage, zulmün] nedenini daima unutuyor gözükmesi herkesçe bilinen bir gerçektir. olarak [gördüğü]nü unutmasında bir gerçeklik vardır. Adam öldürmeyle sonuçlanan [homicidal] haksızlıkların, çok eski zamanlardan beri kışkırtılan ve umutsuz sınıflarla kışkırtılan ve umutsuz bireylerin, erkek {ve kadın} arkadaşlarının katlanılamaz olduklarını düşündükleri hatalarına cevap olarak ortaya çıktığı karşı konulamaz bir olgudur. Bu eylemler, –ister saldırgan isterse sindirici olsunlar– şiddetin karşısında şiddet içeren bir geri çekilmedir … sebepleri herhangi özel inançta yatmaz, ancak bizzat insan doğasının .. derinliklerinde [yatar]. Tüm siyasal ve toplumsal tarih bunun kanıtları ile doludur” (Emma Goldman’ın alıntısı, Op.Cit., s. 213, s. 259).
Terörizm diğer birçok siyasi, toplumsal ve dini grup ve parti tarafından da kullanılagelmişdir. Örneğin, Hristiyanlar, Marksistler, Hindular, Milliyetçiler, Cumhuriyetçiler, Müslümanlar, Sihler, Faşistler, Yahudiler ve Yurtseverler, bunların tümü de terörist eylemler yapmıştır. Bu hareket ve fikirlerin pek azı “doğası itibariyle” terörist olarak nitelendirilmişlerdir –bu ise anarşizmin statükoya karşı bir tehdit olduğunu gösterir. Kötü niyetli ve/veya eksik bilgilendirilmiş insanların, bir fikre inanan ve onu eyleme dökenleri hiçbir görüşü veya ideali olmayan, sadece tahrip etmeyi amaçlayan deliler, “çılgın bombacılar” olarak resmetmesi kadar bir fikri kötüleyen ve marjinalleştiren bir şey yoktur.
Tabii ki, Hristiyanların büyük bir kısmı ve diğerleri, ahlaki olarak iğrenç ve amaca zarar vermesinden ötürü verimsiz bir şey olması nedenleriyle terörizme karşı çıkmışlardır. Aynen anarşistlerin büyük bir kısmının, her zaman ve her yerde yaptığı üzere. Ancak öyle gözüküyor ki bizim durumumuzda, terörizme karşı olduğumuzu tekrar tekrar söylememiz gerekiyor.

Özetlemek gerekirse, teröristlerin sadece çok küçük bir kesimi anarşisttir ve yine anarşistlerin çok küçük bir kesimi teröristtir. Bir bütün olarak anarşist hareket, her zaman toplumsal ilişkilerin suikast ya da bomba ile ortadan kaldırılamayacağını fark etmiştir. Devletin ve kapitalizmin [uyguladığı] şiddetle karşılaştırılınca, anarşist şiddet okyanusta bir su damlasıdır. Ne yazık ki, insanların çoğu [anarşistlerce gerçekleştirilen şiddeti tetikleyen] devlet ve kapital tarafından uygulanan şiddet ve baskıdan ziyade az sayıdaki anarşistin gerçekleştirdiği şiddeti hatırlamaktadır.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak:”A.2 What does anarchism stand for?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: