ANARŞİSTLER BİREYCİ MİDİR, YOKSA KOLEKTİVİST Mİ?

Bunun kısa cevabı: her ikisi de değil. Bu, liberal araştırmacıların Bakunin gibi anarşistleri “kolektivist” olarak suçlarken, Marksistlerin Bakunin ve genelde anarşistlere “bireyci” olmaları nedeniyle saldırması gerçeğinden görülebilir.

Anarşistlerin her iki ideolojiyi de saçma bularak reddetmeleri nedeniyle, bu hiç de sürpriz değildir. İster hoşlarına gitsin, isterse gitmesin, anarşist olmayan bireyciler ve kolektivistler bir kapitalist paranın iki yüzü gibidirler. Bu en iyi şekilde, sıklıkla bir kutuptan diğerine salınan bir ekonomik ve siyasi yapı içinde, “bireyci” ve “kolektivist” eğilimlerin sürekli olarak birbiriyle etkileşim içinde oldukları modern kapitalizm gözönüne alınırsa gösterilebilir. Kapitalist kolektivizm ve bireycilik, insan varoluşunun tek taraflı [aynı olan] görünüşleridirler ve bütün dengesizliğin ortaya çıkmasında [manifestation, gerçekleşmesinde] olduğu üzere oldukça kusurludurlar.

Anarşistlere göre, bireylerin “grup” veya “daha büyük bir iyi” için kendilerinden fedakarlık yapmaları gerektiği fikri saçmadır. Gruplar insanlardan meydana gelirler ve eğer insanlar sadece grup için neyin iyi olduğunu düşünürlerse, [o zaman] grup cansız bir kabuk haline gelir. Onlara hayat veren, grup içindeki insanların etkileşimlerinin [yarattığı] dinamiklerdir. “Gruplar” düşünemezler, sadece bireyler düşünebilir. Bu olgu, otoriter “kolektivistleri” ironik bir şekilde gayet özel bir “bireysellik” çeşidine götürür; yani “kişi kültü” veya lider tapıcılığına. Bu aslında beklenmektedir, çünkü böyle bir kolektivizm bireyleri soyut gruplar içinde toplulaştırır, onların bireyselliğini reddeder ve sonunda da karar alınması için yeterince bireyselliğe sahip birisine gereksinim doğurur –lider ilkesi ile “çözülen” bir sorun. Stalinizm ve Nazizm bu fenomenin mükemmel örnekleridir.

Bu nedenle, anarşistler bireyin toplumun temel birimi olduğunun, sadece bireylerin çıkar ve duygularının olduğunun farkındadırlar. Bu, onların “kolektivizm”e ve grubun yüceltilmesine karşı çıktıkları anlamına gelir. Anarşist kuramda, grup sadece ona dahil olan bireylere yardımcı olmak ve onların geliştirmek için gelişmesine yardımcı olmak üzere vardır. Liberter tarzda anlamda yapılandırılan gruplara bu kadar vurgu yapmamızın nedeni işte budur –yalnızca liberter bir örgüt; gruup içindeki bireylerin kendilerini tam anlamıyla ifade etmelerine, kendi çıkarlarını bizzat kendilerinin yönetmesine, bireysellik ile bireysel özgürlüğü cesaretlendirecek toplumsal ilişkilerin yaratılmasına müsade eder. Bu nedenle, toplum ve grup birlikte bireyi şekillendirirken, birey toplumun gerçek temelini teşkil etmektedir. Malatesta [şöyle diyor]:

“Yaşamda ve insan toplumlarının ilerlemesinde, bireysel inisiyatifin ve toplumsal eylemin göreceli rollerine dair pek çok şey söylenmiştir. … İnsani [beşeri] dünyadaki her şey bireysel inisiyatif sayesinde sağlanır ve sürdürülür. … Gerçek varlık insandır, bireydir. Toplum ve kolektivite –ve bunu temsil ettiğini iddia eden Devlet veya hükümet– eğer boş bir soyutlama değilse, bireylerden müteşekkil olmalıdır. Ve tüm düşüncelerin ve insani eylemlerin nihai kökeni kaynağı her bireyin organizmasındadır; bireysel olmasından hareketle, bireylerin çoğunluğu tarafından kabul edildiğinde veya kabul edilir olduğunda, [düşünceler ve insani eylemler] kolektif düşünceler ve eylemler haline gelirler. Toplumsal eylem, bu nedenle, bireysel inisiyatiflerin ne bir yadsıma ne de bir tamamlayıcısıdır; toplumu vücuda getiren tüm bireylerin inisiyatif, düşünce ve eylemlerinin bir sonucudur. … Sorun aslında toplum ile birey arasındaki ilişkilerin değiştirilmesi değildir, … asıl sorun, nihayetinde tüm diğer herkesin baskı altına alınmasına neden olacak bazı bireylerin diğerlerini baskı altına almasının engellenmesi, her bireye aynı hakların ve aynı eylem araçlarının verilmesinin ve –{Malatesta’nın hükümetin/hiyerarşinin anahtar unsuru olarak değerlendirdiği}– inisiyatifin bir azınlığın verilmesinin yerini doldurma engellemesi [sorunudur]– …” (Anarşi, s. 36-38).
Bu saptamalar, anarşistlerin “bireyciliğin” tarafını tuttuğu gibi anlamına gelmez. Emma Goldman’ın dikkat çektiği üzere ” ‘kaba arızalı [rugged] bireysellik’, … bireyi ve onun bireyselliğini bastırmayı baskı altına alma ve bozguna uğratmayı amaçlayan üstü kapalı bir girişimden başka bir şey değildirini maskelemektedir … (Bu) kaçınılmaz olarak en katı sınıf ayrımlarına neden olur; … (ve) halk yalnızca kendi çıkarını gözeten [self-seeking] bir avuç “üstün insan”a hizmet etmek için bir köle kastı içinde toplanırken, [bu] bütün “bireyselliğin” efendilere özgü [bir şey] olduğu anlamına gelir” (Kızıl Emma Konuşuyor, s. 89).
Gruplar düşünemezken, bireyler de kendi kendilerine yaşayamazlar ve tartışamazlar. Gruplar ve birlikler bireysel yaşamın asli bir yanıdır. Aslında, gruplar doğaları itibariyle toplumsal ilişkileri ortaya çıkarırlar, bireylerin şekillenmesine yardımcı olurlar. Diğer bir deyişle, otoriter bir şekilde yapılandırılan gruplar, ona dahil olanların özgürlüğü ve bireyselliği üzerinde olumsuz etkilere sahip olacaktır. Ancak, “bireysellik”lerinin soyut doğası nedeniyle, kapitalist bireyciler otoriter yerine liberter bir tarzda yapılandırılan gruplar arasındaki farkı görmekte başarısız olurlar. Ama bu konudaki tek-yanlı bakışları nedeniyle, sonunda “bireyciler” çelişkili bir şekilde varolan en aşırı “kolektivist” kurumların –kapitalist şirketlerin– destekçisi haline gelirler ve bunun da ötesinde sık sık aksi yöndeki açıklamalarına karşın devlete ihtiyaç duyarlar. Bu çelişkiler, eşit olmayan bir toplumda kapitalist bireyciliğin bireysel sözleşmelere dayanmasından kaynaklanır, yani soyut bireycilik[ten].

Bunun aksine anarşistler, toplumsal “bireyciliğe” (bu olgu için başka bir, belki de daha iyi bir terim “komünal bireysellik” olabilir) vurgu yaparlar. Anarşizm, “toplumlarda ağırlık merkezinin birey olduğunda ısrar eder –yani o [birey] kendisi için düşünmeli, özgür davranmalı ve dolu dolu yaşamalıdır. … Eğer özgürce ve dolu dolu gelişecekse, diğerlerinin müdahalesi ve baskısından kurtarılmalıdır. … (B)unun ‘kaba bireycilik’le … hiçbir ortak yanı yoktur. Bu yırtıcı [predatory] bireycilik eğer kaba değilse [dahi], gerçekten de gevşektir [zayıftır]. Kendi güvenliğinin asgari [bir şekilde] tehlike altında olması için, devletin korumasına başvurur ve korunma [sağlanması] için feryat figan eder. … Onların ‘kaba bireyciliği’, yönetici sınıfların azgın iş[leriyle ilgili şeyleri] ve siyasi şantajlarını maskelemekte kullandıkları birçok hileden sadece birisidir” (Emma Goldman, a.y., s. 397).

Anarşizm, [sadece] diğerlerince [diğer bireylerce] sınırlanan bireyin “mutlak” özgürlüğü fikrine sahip olan kapitalizmin soyut bireyselliğini reddeder. Bu kuram, özgürlüğün varolduğu ve serpildiği toplumsal bağlamı gözden kaçırır.

“Bireysel sözleşmelere” dayanan bir toplum, genellikle sözleşmeye taraf olan bireyler arasında güç dengesizliğine yol açar; onların [sözleşmeye taraf olan bireylerin] böylece kanunlara dayanan bir otoriteyi ve yine kendi aralarında [yapılan] sözleşmeleri yerine getirecek örgütlü bir zor gereksinimini ortaya çıkar. Bu kapitalizmden kaynaklanan bariz bir sonuçtur; özellikle de devletin nasıl geliştiği hakkındaki “toplumsal sözleşme” kuramında. Bu kuramda bireyler, adeta “doğal hal”lerindeymişlercesine birbirlerinden yalıtıldıkları zaman “özgür” olarak varsayılırlar. Bir kere topluma dahil olduklarında, bir “sözleşme” ve onu idare etmek için de bir devlet yarattıkları tasarlanır. Ama hiçbir gerçek temeli olmayan bir fantazi (insanoğlu her zaman toplumsal hayvan olmuştur) olmasının ötesinde; bu “kuram”, esasında devletin toplum üzerinde aşırı bir güce sahip olmasının ve bunun sonucunda da güçlü bir devlete gereksinen kapitalist sistemin gerekçelendirilmesidir. Aynı zamanda, bu kuramın üstüne kurulduğu kapitalist ekonomik ilişkilerin sonuçlarını da aynen taklit eder. Kapitalizmde bireyler “özgürce” birbirleriyle sözleşmeler yaparlar, ama pratikte sözleşme söz konusu olduğu sürece aslında sahibi işçiyi yönetmektedir. (Daha fazla ayrıntı için bakınız Kısım A.02.14 ve Kısım B.04).

Pratikte, gerek bireycilik gerekse kolektivizm hem bireysel özgürlüğün hem de grup özerkliğininin ve dinamiklerinin reddedilmesine yol açar. Bunun yanı sıra, kolektivizmin özel bir tür bireyciliğe neden olması ve yine bireyciliğin de özel bir tür kolektivizme yol açması; her birinin diğerini ifade ettiğini [ima ettiğini] gösterir.

Bireyin zımnen [içsel olarak] bastırılması ile kolektivizm, gruplara hayat verenin yalnızca kendilerini oluşturan bireyler olduğu [bilinirken], en nihayetinde topluluğu yoksullaştıracaktır [zayıflatacaktır]. Bireycilik ise, topluluğun (yani birlikte yaşadığınız insanların) açıkça bastırılmasıyla nihayetinde bireyi yoksullaştırır; çünkü bireyler topluluğun dışında var olmazlar, ancak onun içinde varolabilirler. Buna ek olarak, bireycilik toplumun geri kalanını meydana getiren bireylerin anlayış ve yetilerinin “seçilmesini” reddederek, aslında kendini reddetmenin bir kaynağıdır. Bu bireyciliğin en ölümcül kusurudur (ve çelişkisidir); yani, ” ‘alımlı aristokratlar’ca kitlelerin bastırılması durumunda, bireyin tam [bütüncül] bir gelişmeyi başarmasının imkansızlığı. Onun gelişmesi tek-yönlü [unilateral] olarak kalacaktır” (Peter Kropotkin, Devrimci Broşürler, s. 239).

Asıl özgürlük ve topluluk ise başka bir yerdedir.

ÇEVİRİ: Anarşist Bakış
Kaynak:”A.2 What does anarchism stand for?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: