<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Anarşist Bakış</title>
	<atom:link href="http://anarsistbakis.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://anarsistbakis.wordpress.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Sep 2009 13:17:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='anarsistbakis.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>https://s-ssl.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Anarşist Bakış</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="https://anarsistbakis.wordpress.com/osd.xml" title="Anarşist Bakış" />
	<atom:link rel='hub' href='https://anarsistbakis.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>GÖRÜNÜŞÜN ALTINDA</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/gorunusun-altinda/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/gorunusun-altinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 13:17:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[İki haftadan beridir dinlemekte olduğum dehşetli hikaye, adeta bir fırtına gibi üstüme çöktü. Hayatım boyunca inandığım, çok istediğim ve başkalarının faydası için uğraştığım devrim bu muydu; yoksa onun bir karikatürü müydü &#8211;benimle alay etmeye ve dalga geçmeye gelen çirkin bir canavar mı? Altı ay boyunca karşılaştığım Komünistler &#8211;fedakar, çalışkan ve yüce ideallerle doluu o erkek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=174&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki haftadan beridir dinlemekte olduğum dehşetli hikaye, adeta bir fırtına gibi üstüme çöktü. Hayatım boyunca inandığım, çok istediğim ve başkalarının faydası için uğraştığım devrim bu muydu; yoksa onun bir karikatürü müydü &#8211;benimle alay etmeye ve dalga geçmeye gelen çirkin bir canavar mı? Altı ay boyunca karşılaştığım Komünistler &#8211;fedakar, çalışkan ve yüce ideallerle doluu o erkek ve kadınlar&#8211; suçlandıkları gibi ihanet edebilecek ve dehşetli şeyleri yapabilecek nitelikte kişiler mi? Zinoviev, Radek, Zorin, Ravitch ve tanıştığım pekçok diğerleri &#8211;ülküsel bir yalan uğruna, lekeleyip, eziyet edip, öldürebilirler mi? Ama, öyleyse &#8211;Rusya&#8217;da idam cezasının kaldırıldığını baana söyleyen Zorin değil miydi? Ve yine varışımın hemen ertesinde, yeni kararnamenin yürürlüğe girdiğinin gecesinde yüzlerce insanın kurşuna dizildiğini, yani işin doğrusu Çeka&#8217;nın kurşuna dizmelerin hiç sonlanmadığını öğrendim.<span id="more-174"></span></p>
<p>Yani, arkadaşlarım Çeka&#8217;nın yaptığı işkencelerden bahsederlerken abartmıyorlarmış, diğer kaynaklardan da öğrendim. Petrograd hapishanelerindeki dehşetli koşullar hakkındaki şikayetler o kadar fazlalaşmıştı ki, Moskova durumdan haberdar edilmişti. Bir Çeka müfettişi soruşturma için geldi. Konuşmaktan korkan mahkumlara dokunulmazlık sözü verilmişti. Ancak müfettişin gitmesinin üzerinden çok geçmemişti ki, Çeka&#8217;nın yaptığı vahşetten sözünü hiç sakınmadan bahseden genç bir mahkum hücresinden dışarı çıkarıldı ve acımaszıca dövüldü.</p>
<p>Peki Zorin neden yalanlara başvurdu? Benim uzun süre karanlıkta kalmayacağımı şüphesiz ki biliyordu. Ve sonra, Lenin aynı yöntemlerin suçlusu değil miydi? &#8220;Hapishanelerimizde düşünce anarşistleri yok&#8221; diye bana güvence vermişti. Ama o bunları söylerken, çok sayıda Anarşist Moskova ve Petrograd ve diğer pekçok Rus şehrindeki hapishanelere doldurulmuştu. Mayıs 1920&#8242;de çok sayıda [anarşist] Petrograd&#8217;da tutuklandı; aralarında birisi 17 diğeri 19 yaşında olan iki genç kız da vardı. Mahkumlardan hiçbirisi karşı-devrimci hareketlerden suçlanmadı: onlar (Lenin&#8217;in tabiriyle) &#8220;Düşünce anarşisti&#8221;ydiler. Pekçoğu Sosyalist Cumhuriyet&#8217;in fabrikalarındaki dehşetli koşullara dikkat çeken 1 Mayıs manifestosunu yayınlayanlardandı. Henüz yürürlüğe girmiş olan &#8220;emek defteri&#8221;ne [ing. labour book] karşı el bildirileri dağıtan iki genç kız tutuklanmıştı.</p>
<p>Emek defteri, Bolşevikler tarafından en büyük Komünist başarılardan birisi olarak ilan edildi. Bu eşitliği sağlayacak ve asalaklığı ortadan kaldırılacaktı, öyle iddia ediliyordu. Aslında emek defteri, Çarlık rejiminde fahişelere verilen sarı kağıt benzeri bir şeydi. Bir kimsenin attığı her adım kaydediliyordu, ve o olmadan da bir adım bile atılamıyordu. Sahibini işine, yaşadığı şehre, oturduğu odaya bağlı kılıyordu. Bir kimsenin siyasi inancını ve partiye bağlılığını, ve kaç defa tutuklandığını [üstüne] kaydedilmişti. Kısacası, bir sarı kağıt. Bazı Komünistler bile bu aşağılayıcı keşfe içerlemişlerdi. Bunu protesto eden anarşistler Çeka tarafından tutuklandılar. Konuyla ilgili olarak bazı önde gelen Komünistlere başvurulunca, Lenin&#8217;in &#8220;Düşünce anarşistleri hapishanelerimizde&#8221; lafını tekrarlayıp duruyorlardı.</p>
<p>Komünistlerden nur yağıyordu. Hepsi amacın araçları mübah kıldığına inanıyor gözüküyordu. Radek&#8217;in Üçüncü Enternasyonal&#8217;in ilk yıldönümünde, dinleyicilerine &#8220;Komünizmin Amerika&#8217;daki olağanüstü yayılışından&#8221; bahsettiği bildiriyi hatırlıyorum. &#8220;Amerikan hapishanelerinde elli bin Komünist var&#8221; diye hiddetle bağırıyordu. &#8220;Hepsi Komünist olan, onsekizindeki genç kız Molly Stimer ve erkek arkadaşları, Komünist faaliyetleri yüzünden Amerika&#8217;dan sınırdışı edildiler&#8221;. O zamanlar Radek&#8217;in yanlış bilgilendirmiş olduğunu düşünmüştüm. Ancak yine de bu gibi ifadeleri kullanmadan önce gerçeklerden emin olmaya uğraşmaması bana garip gelmişti. Sahtekardılar, ve Molly Stimer ile Anarşist yoldaşlarına karşı yapılan bu hakaret, onların Amerikan plütokrasisinin ellerinden çektikleri adaletsizliğin üstüne eklendi.</p>
<p>Geçtiğimiz aylar boyunca Komünist psikolojiyle olduğu kadar Bolşeviklerin kuram ve yöntemleriyle de bir nebze aşina olacak kadar şey gördüm ve işittim. Makhnoya karşı olan ikiyüzlü tavırları, Çeka&#8217;nın uyguladığı vahşetler ve Zorin&#8217;in yalanları hakkındaki hikayeler artık şaşırtmıyordu beni. Komünistlerin, Cizvit formülü olan amaca giden her yol mübahtır formülüne örtük bir şekilde inandıklarının farkına vardım. Aslında, bu formülü yüceltiyorlar. Yeni bir toplumsal düzenin temelleri olarak ileri sürülen insan yaşamının değerine, karakterin niteliğine, devrimci bütünlüğün önemine dair herhangi bir öneri; devrimci proje içinde hiçbir yeri olmayan &#8220;burjuvazi duygusallığı&#8221; olarak reddediliyordu. Bolşevikler açısından amaç Komünist bir Devlet idi, veya sözde Proletarya Diktatörlüğü. Bu amaca doğru giden herşey haklı ve devrimciydi. Bu nedenle Leninler, Radeksler ve Zorinler oldukça tutarlıydılar. İmanlarının yıkılmazlığını inanarak, kendilerini tamamıyla buna adayarak, aynı anda hem kahramanca hem de alçakça davranabiliyorlardı. Sadece ringa balığı ve çayla günde yirmi saat çalışabiliyor, ve masum erkek ve kadınların boğazlanması emredebiliyorlardı. Zaman zaman ise cinayetlerini bir &#8220;yanlış anlama&#8221;ymışçasına davranarak gizlemeyi amaçlıyorlardı; nihayetinde amaçlar araçlı haklı kılmıyor muydu? İşkence yapabiliyor ve sonra da soruşturmaları engelleyebiliyorlardı; yalan söyleyebiliyor ve iftira atabiliyorlardı, ve yine de kendilerini idealist olarak niteliyorlardı.Kısacası, devrimci bakış açısından herşeyin yasal ve doğru olduğuna; diğer herhangi bir politikanın zayıf, duygusal veya Devrim&#8217;e ihanet [etmek demek] olduğuna kendilerini ve diğer herkesi inandırabiliyorlardı.</p>
<p>Bir vesileyle, burjuvazi kökenli olsalar bile nihayetinde birer insan oldukları ve fiziki sağlıklarının dikkate alınması konusunda ısrar ederek, narin kadınların sokaklardaki karı küreklemeye zorlanmasındaki merhametsizliği eleştirdiğimde, bir Komünist bana şunları söylemişti: &#8220;Kendinizden utanmalısınız, siz ki yaşlı bir devrimcisiniz ve yine de hala çok duygusalsınız&#8221;. Bu bazı Komünistlerin Angelica Balabanov&#8217;a karşı takındıkları tutumun aynısı, çünkü o mümkün olan her yerde yardımcı olmaya istekli ve hevesliydi. Kısacası, Bolşevikler bir tek kendilerinin dünyayı kurtarmakla görevlendirildiklerine samimiyetle inanan toplumsal püritenlerdiler [püriten: ahlaki ve dini konularda sofu olan]. Bolşeviklerle aramdaki ilişkiler giderek gerginleşti, Devrime karşı olan yaklaşımımın giderek daha eleştirel olduğunu fark ettim.</p>
<p>Bir şey giderek belirgin bir hale geliyordu benim için: kendimi Sovyet Hükümeti&#8217;nin bir parçası [üyesi] olarak göremiyordum; kendimi Komünist makinanın denetimi altına sokacak hiçbir görevi kabul edemezdim. Eğitim Komiserliği bu makinanın o kadar hakimiyeti altındaydı ki, ondan rutin işlerden daha başka bir şey beklemek umutsuzcaydı. Gerçekte, birisi Komünist olmadıkça, hiçbir şeyin üstesinden gelemez. Yüksek bir mevkide bulunan Komünistler arasında en iyi yetişmiş ve en az dogmatik olarak gördüğüm Lunacharsky&#8217;e katılmakta oldukça hevesliydim. Ancak Lunacharsky&#8217;nin kendisinin de makinanın içindeki çaresiz bir dişli çarkı olduğunu fark ettim; çabaları devamlı surette kırpıldı ve sınırlandırıldı. Okulların yönetiminde ve çocuklara karşı davranışlarda devam etmekte olan rüşvetçilik ve kayırmacılık sistemi hakkında da bayağı bir şey öğrendim. Bazı okullar harika koşullara sahipti; çocuklar iyi besleniyor ve iyi giydiriliyor, konserlerden, tiyatrolardan, danslardan ve diğer eğlencelerden faydalınıyorlardı. Ancak okul çocuklarının çoğunun evleri sefil, kirli ve bakımsızdı. &#8220;Tercih edilen&#8221; okullardan sorumlu olanlar değişiklikler için gerekli olanları bulmakta pek az sorunla karşılaşıyorlardı; sıkça da fazlasını elde ediyorlardı. Ancak sıradan okulların yöneticileri bir hafta boyunca bir resmi daireden diğerine giderek zamanlarını ve enerjilerini harcıyorlar, en asgari gereksinimleri dahi elde edebilmek için bitip tükenmeyen beklemeler yüzünden cesaretleri kırılıyor ve yılgınlığa kapılıyorlardı.</p>
<p>İlk önceleri işlerin bu halini gıda ve malzemenin kıtlığına bağlıyordum. Ambargo ve müdehalelerin bundan sorumlu olduğunun söylendiğini fazlasıyla duydum. Bu büyük ölçüde doğruydu. Rusya bu kadar kıtlık içinde olmasaydı, kötü yönetim ve rüşvet bu kadar ölümcül sonuçlar yaratmayacaktı. Ancak yaygın kıtlığın Komünist propagandanın hakim bir sanısı olduğu da eklenmeli. Hatta çocuklar bile bu amaç için kullanılıyorlardı. İyi bakılan okullar, Rusya&#8217;yı ziyaret eden yabancı misyonlara ve delegasyonlara şov yapmak içindi. Bu okullardaki herşey, diğer okulların paylarından kesilerek bollaştırılmıştı.</p>
<p>Mayıs&#8217;taki Petrograd Pravda&#8217;sında yayınlanan, okullardaki korkunç koşulları ifşa eden bir makalenin Petrograd&#8217;daki herkesi nasıl yerinden sıçrattığını hatırlıyorum. Genç Komünist örgütler komitesi bu kurumların bazılarını denetlemişti. Çocukların kirli, bit dolu pis çarşaflar üzerinde uyuduklarını, sefil gıdalarla beslendiklerini, gece boyunca karanlık odalara kilitlenerek cezalandırıldıklarını, akşam yemeği yemeden uykuya yollandıkları ve hatta dövüldükleri ortaya çıkmıştı. Okullardaki görevli ve çalışan sayısı da oldukça fahişti. Örneğin bir okulda 125 çocuğa karşı 138 [çalışan] vardı. Bir başkasında ise 25 çocuğa karşı 40 [çalışan]. Bu asalakların hepsi, talihsiz çocukların ağızlarındaki ekmekten besleniyorlardı.</p>
<p>Zorins, hep bana Petrograd Eğitim Dairesi sorumlusu olan bir kadından, Lillina&#8217;dan bahsediyordu. Onun işine bağlı ve yetenekli, harika bir işçi olduğu söyleniyordu. Pekçok defa onun konuşmalarını dinlemiştim, ancak etkilenmemiştim: fazlasıyla resmi ve kendini beğenmiş, tipik bir püriten okul bir müdiresine benziyordu. Ancak onunla konuşana kadar bir görüş oluşturmayacaktım. Okul ifşaatlarının yayınlanması üzerine Lillina&#8217;yı görmeye karar verdim. Soruşturulan okullar hakkında, eğitimin genel sorunları, özürlü çocukların sorunları ve eğitimleri hakkında bir saate yakın konuştuk. &#8220;Genç yoldaşların kusurları abarttıklarını&#8221; söyleyerek okullardaki suistimalleri hafife aldı. Zaten suçluların okullardan uzaklaştırıldıklarını da ekledi.</p>
<p>Diğer sorumlu pekçok Komünist gibi, Lillina da kendisini işine adamıştı, tüm zamanını ve enerjisini buna ayırıyordu. Tabiatiyle, herşeyi kişisel olarak kendisi yönetemezdi; ona göre şov [yapmak için ayırılan] okullar en önemlileriydiler, zamanının çoğunu onlara ayırıyordu. Diğer okullar ise, işe uygunlukları büyük ölçüde siyasi faydalarına göre değerlendirilen çok sayıdaki asistanına bırakılmıştı. Bu sohbet, Bolşevik Eğitim Heyetinin çalışmasının bir parçası olamayacağım yönündeki inancımı kuvvetlendirdi.</p>
<p>Sağlık Heyeti gerçek hizmet &#8211;şov hastahaneleri yararına veya hastanın siyasi görüşlerine göre ayrımcılık yapmayacak bir hizmet&#8211; anlamında pek az fırsat sunuyordu. Bu ayrımcılık ilkesi, ne yazık ki hasta odalarında bile hüküm sürüyordu. Tüm diğer Komünist kurumlar gibi, Sağlık Heyeti de siyasi bir komiserin, Doktor Pervukhin&#8217;in başkanlığı altındaydı. Benim yardımımı sağlamak için oldukça istekliydi; bana bir fabrikanın, dispanserin veya ilçe kreşininin sorumlusu olmamı öneriyordu &#8211;oldukça gururlandırıcı, cazip ve benim oldukça beğendiğim bir teklif. Doktor Pervukhin ile defalarca konuştum, ancak pratik bir sonuç ortaya çıkmadı.</p>
<p>Onun dairesini her ziyaret ettiğimde erkekli kadınlı grupların bekleştiğini, bitmezcesine beklediklerini gördüm. Bunlar, çeşitli tıbbi branşlarda çalışan aydın &#8211;hiçbirisi komünist değildi&#8211; doktor ve hemşirelerdiler, ancak zamanları ve enerjileri siyasi Komiser Doktor Pervukhin&#8217;in bekleme odasında ziyan oluyordu. Bir zamanlar Rusya&#8217;nın çiçekleri olan bu erkek ve kadınlar oldukça hüzünlü, keyifsiz ve kederliydiler. Siyasi boyunduruğu kabullenerek, bu trajik gidişata katılmalı mıydım? Boyunduruğun devrimci sürecin bir zorunluluğu olduğundan emin oluncaya kadar değil en azından. Öncelikle partizan karakterde olmayan, Rusya&#8217;nın koşullarını inceleyebileceğim ve halkla, işçilerle ve köylülerle doğrudan ilişkiye geçebileceğim bir iş bulmam gerektiğini hissediyordum. Ancak böylece içine düştüğüm zihinsel keder ve şüphe kaosunun içinden bir çıkış yolu bulabilirdim.</p>
<p>Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler,<br />
açıklamalar vb, [...] ile gösterilmiştir.</p>
<p>Emma Goldman, 1923<br />
Çeviri: Anarşist Bakış Kaynak: &#8220;Beneath the Surface&#8221;, Rusya&#8217;daki Hayal Kırıklığım içinde, Kısım 12 (1923). </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/174/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/174/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=174&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/gorunusun-altinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ATEİZMİN FELSEFESİ</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/ateizmin-felsefesi/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/ateizmin-felsefesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 13:15:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[Ateizm Felsefesi&#8217;nin yeterli bir açıklamasını yapmak için, İlahi Varlık [ing. Deity] inancındaki, ilk günlerinden bugüne gelinceye kadar yaşanan, tarihsel değişimleri ele almak gerekli olacaktır. Ancak bu, bu makalenin kapsamı dahilinde değildir. Ancak Tanrı, Doğaüstü Güç, Ruh, İlahi Varlık veya Teizm&#8217;in [Tanrı'ya inanma] özünün ifadesini bulduğu diğer terimlerin zamanla ve ilerlemeyle birlikte giderek daha fazla belirsizleştiği [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=172&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ateizm Felsefesi&#8217;nin yeterli bir açıklamasını yapmak için, İlahi Varlık [ing. Deity] inancındaki, ilk günlerinden bugüne gelinceye kadar yaşanan, tarihsel değişimleri ele almak gerekli olacaktır. Ancak bu, bu makalenin kapsamı dahilinde değildir. Ancak Tanrı, Doğaüstü Güç, Ruh, İlahi Varlık veya Teizm&#8217;in [Tanrı'ya inanma] özünün ifadesini bulduğu diğer terimlerin zamanla ve ilerlemeyle birlikte giderek daha fazla belirsizleştiği ve muğlaklaştığından geçerken bahsetmek yerinde olur. Diğer bir deyişle, insan aklının doğal olayları anlamayı öğrenmesiyle orantılı olarak, ve bilimin insani ve toplumsal olayları giderek ilişkilendirmesi derecesine [bağlı olarak], Tanrı düşüncesi giderek daha fazla kişisel olmayan ve karmaşık bir hale gelmiştir.<span id="more-172"></span></p>
<p>Tanrı bugün, O&#8217;nun varlığının başlangıcındaki güçleri aynen temsil etmemektedir; ne de O artık insan kaderini eski zamanlardaki gibi Demir bir yumrukla yönlendirmektedir. [Bugün], Tanrı düşüncesi daha ziyade her insan zayıflığının karanlığında bulunan merak ve kuruntularını tatmin edecek, bir tür ruhani itkiyi [ing. stimulus, uyarı] ifade etmektedir. İnsanın gelişimi boyunca, Tanrı düşüncesi, [Tanrı] düşüncesinin kaynağı ile tamamıyla tutarlı bir şekilde kendini insan ilişkilerinin her bir aşamasına uyarlamaya zorlanmıştır.</p>
<p>Tanrılar kavramı, korku ve meraktan kaynaklanmıştır. Doğanın fenomenlerini [ing. phenomena, görüngü] anlamaktan aciz olan ve onlardan tedirgin olan ilkel insan, her korkutucu olayı kesinlikle kendisine karşı yöneltilmiş uğursuz bir güç olarak gördü; ihmal ve korku her tür batıl inancın ebeveynleri olduğu için, ilkel adamın tedirgin imgesi de Tanrı düşüncesini icat etti.</p>
<p>Dünyaca bilinen bir ateist ve anarşist olan Mihail Bakunin, önemli çalışması Tanrı ve Devlet&#8217;te zekice şöyle diyordu: &#8220;Tanrılarıyla, yarı-tanrılarıyla ve peygamberleriyle, mesihleriyle ve azizleriyle tüm dinler, fakültelerinin [anlama yetenekleri] tam gelişimini ve kontrolünü sağlamamış olan insanların önyargılı imgeleri tarafından yaratılmışlardır. Sonuçta, dinsel cennet, insan tarafından cehalet ve itikatla yüceltilmiş, ancak yanlızca büyütülmüş ve tersine çevrilmiş &#8211;yani kutsallaştırılmış&#8211; kendi [yarattığıı] bir hayalden başka bir şey olmayan bir seraptır. Dinlerin tarihi, insan inancında birbiri ardına ortaya çıkan tanrıların doğuşunun, ihtişamının ve düşüşünün tarihi, insanoğlunun kolektif akıl ve bilincinin gelişiminden başka bir şey değildir. Bir çocuk edasıyla, &#8211;kendilerindeki veya dışsal doğadaki&#8211; niteliği ve hatta herhangi büyük bir kusuru, tarihsel olarak ilerici gelişmeleri sırasında hızlı bir şekilde keşfettikçe, [insan] bunları tasavvurun ötesinde abartması ve büyütmesinin ardından tanrılara atfetti. &#8230; O zaman metafiziğe ve dini düşüncelere, felsefecilere, siyasetçilere ve şairlere karşı tüm saygımla: Tanrı düşüncesi insan mantığından ve adaletinden vazgeçmek demektir; bu insan özgürlüğünün en belirgin olumsuzlanmasıdır, ve hem kuramsal hem de pratik olarak mecburen insanoğlunun köleleştirilmesiyle sonuçlanır.&#8221;</p>
<p>Böylece zamanın gereksinimlerine göre tekrar canlandırılan, tekrar düzenlenen, genişletilen veya daraltılan Tanrı düşüncesi insanlığa hakim oldu; ve insan korkusuzca ve aydınlanmış iradesiyle başını korkusuzca güneş ışığına çevirene kadar da hakim olmaya devam edecektir. İnsanın kendini anlaması ve kendi kaderini şekillendirmesi ile orantılı olarak, teizm lüzumsuz hale gelir. İnsanın arkadaşları ile ilişkilerini ne kadar belirleyebileceği, Tanrı&#8217;ya olan bağımlılığından ne ölçüde kurtulabileceğine dayanır.</p>
<p>Şimdiden bir spekülasyon kuramı olan teizmin yerini ispatın bilimi olan Ateizmin aldığının belirtileri vardır; birisi Öteki Dünya&#8217;nın metafizik bulutlarına asılı dururken, öteki köklerini sağlamca toprağa salıyor. Eğer insan gerçekten de kurtulacaksa, insanın kurtarması gereken şey cennet değil, dünyadır.</p>
<p>Teizmin gerileyişi, bilhassa &#8211;hangi markaya sahip olurlarsa olsunlar&#8211; teistlerin endişelerinde gözlendiği üzere en ilginç manzaradır. Onlara sıkıntı veren bir şekilde, kitlelerin her gün daha fazla ateist, daha fazla din karşıtı olduğunun, yani Ulu Öte Dünya&#8217;yı ve onun cennetvari alanını meleklere ve serçelere terk etmeye fazlasıyla istekli olduklarının, çünkü kitlelerin acil yaşamsal sorunlarıyla giderek daha fazla meşgul olduğunun farkına varıyorlar.</p>
<p>Kitlelerin Tanrı düşüncesine, ruha ve Cenab-ı Hakka nasıl geri döndürüleceği, tüm ateistler için en acil sorundur. Bu sorular metafizik gözüktüğü kadar, aslında oldukça belirgin bir fiziksel arka plana sahiptir. Dinin, &#8220;Kutsal Hakikat&#8221;ın ödül ve cezaları, dünyadaki en büyük, en bozuk ve tehlikeli, dünyadaki en güçlü ve kârlı sanayinin &#8211;silah ve savaş gereçleri imalatı sanayiyiisi de bundan muaf olmamak üzere&#8211; alameti farikasıdır. Bu insan aklını karartan ve insan kalbini soluksuz bırakan bir sanayidir. Gereklilik kural tanımaz; bu nedenle de tanrıya veya vahiye veya Ulu Öte Dünyaya dayanmasa bile teistlerin büyük kısmı her konuyu ele almak zorunda kalmıştır. Belki de onlar, insanlığın binbir Tanrı markasından giderek usandığını hissediyorlar.</p>
<p>Bu ölü teistik inanç düzeyinin nasıl canlandırılacağı tüm mezhepler için bir ölüm kalım meselesidir. Bu nedenle onların gösterdikleri hoşgörü, anlamanın değil zayıflığın hoşgörüsüdür. Belki bu, tüm dini yayınlarda gözlenen çeşitli dini felsefeleri ve çatışan teistik kuramları tek bir mezhepsel itimatta birleştirmeyi teşvik eden çabaları açıklar. Giderek çeşitli &#8220;tek doğru Tanrı, tek saf ruh, &#8211;tek gerçek din&#8221; görüşleri, kitleleri ateist düşüncelerin &#8220;zararlı&#8221; etkilerinden kurtarmak için çılgınca bir çabayla müsamahakar bir şekilde gizleniyor.</p>
<p>Hiçkimsenin insanların neye inandığıyla &#8211;ister inanıyor olsun isterse inanıyor gözzükür olsunlar&#8211; gerçekten ilgilenmemesi, teistik hoşgörünün bir karakteridir. Bu amaca ulaşmak için, en kaba ve bayağı yöntemler kullanılır. Her eğilimli zihin için hakaret anlamına gelmesi gereken, dini gayret toplantıları ve Billy Sunday&#8217;li uyanışlarıyla, bunların cahil ve meraklılar üzerindeki etkisi &#8211;pek nadiren olmamak üzere cinsel düşkünlükle bulanmış&#8211; bir hafif delilik durumu ortaya çıkarma eğilimindedir. Tüm bu çılgınca çabalar Rus despotundan Amerikan Başkanına kadar, Rockefeller ve Wanamaker&#8217;dan en küçük burjuvaya kadar bütün dünyevi güçlerden onay ve destek bulmaktadır. Billy Sunday, Y.M.C.A., Hristiyan Bilim ve çeşitli diğer dini kuramlara saçılan sermaye, boyun eğen, uysallaştırılan ve vurdumduymazlaşan kitlelerden [elde edilecek] devasa kârlar olarak geri döner.</p>
<p>Teistlerin çoğu, bilinçli veya bilinçsiz olarak, tanrı ve şeytanlarda, cennet ve cehennemde, ödül ve cezada; boyun eğmeleri, uysallaşmaları ve kanaatkar olmaları için insanları kamçılayan bir kamçı görür. Gerçek ise teizmin tabanını bundan çok daha önce kaybettiğidir, ancak Servet Tanrısı ve iktidarın birleşik desteği ile [yaşatılmaya çalışılıyor]. Onun gerçekte ne ölçüde iflas etmiş olduğu, bugün Avrupa&#8217;daki siperlerde ve savaş alanlarında görülmektedir.</p>
<p>Bütün bu teistler İlahlarını sevgi ve iyiliğin tanrısı olarak resmetmediler mi? Yine de binlerce yıllık bu tip vaizlerin ardından, tanrılar insan ırkının can çekişmesine sağır kalıyorlar. Konfiçyus Çin halkının yoksulluğu, bakımsızlığı ve safaletiyle ilgilenmez. Buddha, Hinduları kavuran kıtlık ve açlıktan rahatsız olmadan felsefi kayıtsızlığı içinde yaşar; Jahve, İsraillilerin acı haykırışlarına sağırdır; İsa ise birbirlerini boğazlayan Hristiyanlar karşısında ölümden dirilmeyi reddeder.</p>
<p>&#8220;En Yükseklere kadar giden&#8221; tüm şarkı ve şükranların yükü, adalet ve merhamet sunan o Tanrı içindir. Ama hala insanlar arasındaki adaletsizlik devamlı çoğalmakta; Sadece bu ülkedeki kitlelere yapılan zulümler cennetlerin hepsini taşırmaya yeter gözüküyor. Ama tüm bu dehşetleri, bu hataları, insana karşı bu insafsızlığı sona erdirecek tanrılar neredeler? Hayır, büyük öfkesiyle ayaklanması gereken tanrılar değildir, İNSAN&#8217;dır. O, tüm ilahi varlıklarca kandırılmış, onların memurlarının ihanetine uğramış o, onun kendisi, dünya üstüne adalet getirme işini üstlenmelidir.</p>
<p>Ateizm felsefesi, insan zihninin genişlemesini ve büyümesini ifade eder. Teizm felsefesi, eğer felsefe olarak adlandırılabilirsek onu, statik ve sabittir. Bu gizemlerin içyüzünü anlamak için, teistik bakış açısından üstünkörü bir girişim bile, her şeye kadir olmaktaki inanmazlığı ve hatta insanın dışındaki ilahi güçlerin hikmetinin reddini gösterir. Ne şans ki, insan zihni asla sabitliklerle [katılıklarla] sınırlanmamıştır, ve sınırlandırılamaz da. [İnsan zihni] bilgiye ve hayata doğru olan ağır ilerleyişine durmaksızın devam etmektedir. İnsan zihni, &#8220;evrenin, boşlukta varolan bir tür ilahi aklın yaratıcı emirlerinin sonucu, mükemmel işleyen şaheser bir karmaşadan üretilmediğinin&#8221; farkına varıyor; [evrenin], zamanın, çatışma ve afetlerin, geriletmelerin; teistlerin &#8220;düzen ve güzelliğe yönlendirilen bir evren&#8221; dediklerine [yol açan] seçme ilkesi sayesindeki kristalleşen çekimin çağlar boyunca işleyen kaotik kuvvetlerin bir ürünüdür. Joseph McCabe&#8217;nin Tanrının Varlığı&#8217;nda oldukça iyi bir şekilde ifade ettiği üzere: &#8220;doğanın yasası bir kanun yapıcı tarafından hazırlanan bir formül değil, gözlenen olguların basit bir özetidir &#8211;bir &#8216;olgular yığını&#8217;dır. Şeyler ortada bir yasa olduğu için belli bir şekilde hareket etmezler, bizim onların o şekilde davranmalarını &#8216;yasa&#8217; diye ifade etmemiz yüzünden belli bir şekilde davranırlar&#8221;.</p>
<p>Ateizm felsefesi, hiçbir metafiziksel Öteki Dünya veya İlahi Düzenleyici&#8217;nin olmadığı bir yaşam anlayışını temsil eder. Ruhları, kahinleri ve ortalama kanaatkarlığıyla insanlığı çaresiz bir alçalışa mahkum eden gerçekdışı dünyanın aksine, [ateizm felsefesi] özgürleştirici, genişletici ve güzelleştirici imkanlarıyla güncel, gerçek bir dünya anlayışıdır.</p>
<p>Bu gerçek, görünür dünyanın ve bizlerin yaşamlarının, fiziksel olarak gösterilebilir kuvvetler yerine, çok uzun bir süreden beri metafiziksel spekülasyonların etkisi altında kalması çılgınca bir paradoks olarak gözükebilir; ancak bu acıklı bir gerçektir. Teistik düşüncenin kamçı darbeleri altında, bu dünya insanın Tanrı&#8217;nın iradesi doğrultusunda kendinden fedakarlık etme kapasitesinin sınandığı geçici bir durak olmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmez. Ancak o iradenin doğasını anlamaya giriştiği anda, her şeye gücü yeten sonsuz bir iradenin ötesine geçme çabasının &#8220;sonlu insan aklı&#8221; için boş bir şey olduğu söylenir insana. Bu her şeye kadir olmanın müthiş ağırlığı altında, insan toza dönüştürülür &#8211;karanlıkta kalmış ve terden sırılsıklam iiradesiz bir yaratık. Ateizm felsefesinin zaferi, insanın tanrılar karabasanından kurtulması demektir; ulaşılamaz olan hayallerin dağılıp kaybolması demektir. Mantığın aydınlığı tekrar tekrar teistik karabasanı defetmiştir, ancak yoksulluk, sefalet ve korku &#8211;eski ya da yeni olsunlar, dışsal [görünürdeki] biçimleri ne olursa olsun, özlerinde çok az farklı olmalarına rağmen&#8211; bu hayalleri yeniden yaratmıştır. Ateizm ise, öte yandan, felsefi yönüyle yanlızca belirli bir Tanrı algısına bağlılığı reddetmekle kalmaz, Tanrı düşüncesine hizmetkarlığı reddeder ve bu şekildeki teistik ilkelere karşı çıkar. Kendi başlarınaki işlevleri bağlamında Tanrılar [düşüncesi], dünyayı ve dünya üstündeki insanları doğaüstü ve hatta her şeye kadir bir gücün yönetmesini ifade eden teizm ilkesininin yarısı kadar bile zararlı değildir. Ateizmin bütün gücüyle savaştığı şey teizmin mutlakçılığıdır, onun insanlık üzerindeki mahvedici etkisidir, onun düşünce ve eylem üzerindeki felç edici etkisidir.</p>
<p>Ateizm felsefesinin kökleri bu dünyadadır, bu yaşamdadır; amacı, Yahudacı, İsacı, Muhammedçi, Budistik, Brahmanistik olsun veya başka herhangi bir şey olsun, insan ırkının tüm bu Tanrı-başlarından kurtulmasıdır. İnsanoğlu tanrılarını yarattığı için uzun zamandır ve ağır bir şekilde cezalandırıldı; tanrılar başladığından beri insanın payına acı ve zulümden başka bir şey düşmedi. Bu aptalca hatadan kurtulmanın tek bir yolu var: İnsan kendisini cennet ve cehennemin kapılarına zincirleyen bu prangaları kırmalıdır, böylece yeniden uyanmış ve aydınlanmış bilinciyle yeryüzü üzerinde yeni bir dünya kurmaya başlayabilir.</p>
<p>Ateistik felsefenin insan aklı ve zihninde zafer kazanmasından sonra ancak, özgürlük ve güzellik gerçekleşebilir. Cennetten hediye edilmiş bir güzelliğin işe yaramaz olduğu ispatlanmıştır. İnsan kendisi için uygun olan tek cennetin dünya üzerinde olduğunu görmeyi öğrendiği zaman ancak, [güzellik] yaşamın özü ve itkisi haline gelecektir. Ateizm halihazırda, insanın &#8211;ruhsal olarak yoksul olanlar için [hazırlanmış] bir tezgah olan&#8211; cennete ilişkin pazarlığı [demek] olan ceza ve ödüle olan bağlılığından kurtulmasına yardım etmektedir.</p>
<p>Bütün teistler, İlahi Güce inanç olmaksızın ahlakın, adaletin, dürüstlüğün ve sadakatın olamayacağında ısrar etmiyorlar mı? Korku ve umuda dayanan böylesi bir ahlak, kısmen kendine karşı dürüst olmakla, kısmense ikiyüzlülükle dolu olan iğrenç bir ürün olagelmiştir. Doğruluk, adalet ve sadakate gelince, onların cesur temsilcileri ve yürekli açıklayıcıları kimler olmuştur? Neredeyse her zaman tanrısız olanlar: Ateistler; onlar bunlar için yaşamış, savaşmış ve ölmüşlerdir. Adaletin, doğruluğun ve sadakatın cennetle ilgili olmadığını, insan ırkının toplumsal ve maddi yaşamında sürmekte olan devasa değişikliklerle ilişkili olduğunu ve bunlarla birlikte örüldüğünü [ing. interwoven] ; sabit ve ebedi değil, bizzat hayatın kendisi gibi değişmekte olduğunu biliyorlardı. Ateizm felsefesinin ulaşabileceği nihai yer hakkında hiç kimse bir kehanette bulunamaz. Ancak şu kadarı şimdiden tahmin edilebilir: insan ilişkileri ancak onun yeniden yaratıcı ateşi sayesinde geçmişin dehşetlerinden arınabilir.</p>
<p>Düşünceli insanlar, insanlığa dini terör tarafından dayatılan ahlaki kuralların basmakalıplaştığını ve bu nedenle de bütün canlılığını kaybettiğinin anlamaya başlıyorlar. Bugüne, onun parçalayıcı niteliğine, düşmanlıklarıyla birbirleriyle çatışan çıkarlarına, suçlarına ve hırsına genel bir bakış, teistik ahlakın kısırlığını kanıtlanmaya yeterlidir.</p>
<p>İnsan, kendi arkadaşlarıyla [toplumdaki diğer bireylerle] olan ilişkilerini öğrenebilmeden önce kendine gelmelidir. İsa&#8217;ya zincirli Prometheus, karanlıkların akbabalarının avı olarak kalmaya mahkumdur. Zincirlerinden kurtulmuş Prometheus ve siz, geceyi ve onun dehşetlerini defedeceksiniz.</p>
<p>Tanrıları olumsuzlamasıyla Ateizm aynı zamanda insanın en kuvvetli onanmasıdır; ve insan sayesinde de yaşamın, amacın ve güzelliğin ebedi bir onaylamadır.</p>
<p>Emma Goldman,1916</p>
<p>Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler,<br />
açıklamalar vb, [...] ile gösterilmiştir.<br />
Çeviri: Anarşist Bakış Kaynak: &#8220;The Philisophy of Atheism&#8221;, Mother Earth, Şubat 1916. </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/172/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/172/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=172&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/ateizmin-felsefesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>VATANSEVERLİK, ÖZGÜRLÜĞE KARŞI BİR TEHDİT</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/vatanseverlik-ozgurluge-karsi-bir-tehdit/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/vatanseverlik-ozgurluge-karsi-bir-tehdit/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 13:13:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[Vatanseverlik nedir? Bir kişinin doğduğu topraklara, çocukluğunun anıları ve umutlarının, hayallerinin ve özlemlerinin bir arada toplandığı yere duyduğu sevgi midir? Çocuksu bir naiflikle, bulutların akışını seyrettiğimiz ve kendimizin de neden öylesine yumuşakça uçamadığımızı merak ettiğimiz yer midir? Milyarlarca parlayan yıldızı sayıp, ruhlarımızın derinliklerine işleyen &#8220;gözümüzün nuru mu&#8221;? Kuşların müziğini dinleyip, onlar gibi uzak diyarlara uçmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=170&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vatanseverlik nedir? Bir kişinin doğduğu topraklara, çocukluğunun anıları ve umutlarının, hayallerinin ve özlemlerinin bir arada toplandığı yere duyduğu sevgi midir? Çocuksu bir naiflikle, bulutların akışını seyrettiğimiz ve kendimizin de neden öylesine yumuşakça uçamadığımızı merak ettiğimiz yer midir? Milyarlarca parlayan yıldızı sayıp, ruhlarımızın derinliklerine işleyen &#8220;gözümüzün nuru mu&#8221;? Kuşların müziğini dinleyip, onlar gibi uzak diyarlara uçmak için kanatlarımız olmasını dilediğimiz yer mi? Ya da annemizin dizlerinde oturup, büyük zaferlerin ve efsanelerin hikâyeleriyle kendimizden geçtiğimiz yer midir? Kısacası, her santimetre karesinin güzelliği ve eşsiz mutluluk, zevk ve oyun dolu çocukluğumuzu temsil ettiği yere duyulan aşk mıdır?<span id="more-170"></span></p>
<p>Eğer vatanseverlik bu ise, bugün pek az Amerikalı&#8217;yı vatansever olarak adlandırabiliriz; çünkü, oyun mekânları artık fabrikalar, değirmenler ve madenlere dönüşmüştür. Kuşların müziğinin yerini ise, sağır edici makine sesleri almıştır. Artık büyük zaferler ya da efsanelerle ilgili hikâyeler de dinleyemeyiz çünkü annelerimizin öyküleri acı, göz yaşı ve kederi anlatmaktadır.</p>
<p>O halde, nedir vatanseverlik? &#8220;Vatansever, efendim, adi ve alçakların son sığınağıdır,&#8221; demişti Dr. Johnson. Zamanımızın en büyük milliyetçilik karşıtı Leo Tolstoy, vatanseverliği bütün katillerin eğitimini tatmin edecek bir prensip olarak tanımlar; hayatın gereklilikleri olan ayakkabı, kıyafet ve ev yapımından çok insan öldürmek için daha iyi ekipmanı bulunan bir iş; averaj çalışan adamınkinden daha üstün kârları ve zaferleri garantileyen bir iş.</p>
<p>Diğer bir anti-vatansever olan Gustave Herve de vatanseverliği din kurumundan daha incitici, vahşi ve insanlık dışı bir boş inan olarak tanımlar. İnsanın doğal fenomeni tanımlamadaki beceriksizliğinden kaynaklanan dini bir boş inan. İlkel insan fırtınayı duyduğunda ya da şimşek çaktığını gördüğünde, her ikisini de açıklayamazdı ve bu yüzden de bu olayların ardında kendisinden daha üstün bir güç olduğu sonucuna varırdı. Benzer şekilde yağmurda ve doğadaki çeşitli değişiklerde de doğaüstü bir güç görürdü. Diğer yandan vatanseverlik, yapay bir şekilde yaratılmış ve yalanlar ile yanlış söylentilerin iletişim ağından kaynağını alan bir boş inandır; insanı özgüven ve değerlerinden kopartırken, ona kibir ve anlamsız bir gurur katan boş bir inan.</p>
<p>Gerçekten de kibir, anlamsız gurur ve egotizm vatanseverliğin ayrılmaz bileşenleridir. Açıklayayım. Vatanseverlik dünyamızın her biri demir paamaklıklarla çevrili küçük noktalara bölünmüş olduğunu söyler. Bazı özel noktalarda doğma şansına sahip olanlar  herhangi bir diğer noktada ikâmet edenlere göre kendilerini daha üstün, asil ve akıllı görürler. Bu yüzden de o seçilmiş noktada yaşayanların, üstünlüklerini diğerlerine göstermek amacıyla kavga etmek, öldürmek ve ölmek gibi görevleri vardır.</p>
<p>Diğer yerlerde yaşayanlar ise, bebekliklerinden ya da çocukluklarından itibaren beyinlerini Almanlar, Fransızlar ya da İtalyanlar&#8217;ın kan dolu hikâyeleriyle doldururlar. Çocuk yetişkinliğe eriştiğinde, kendisinin Tanrı tarafından ülkesini tüm yabancıların saldırı ya da istilâlarına karşı savunmak amacıyla seçilmiş olduğu düşüncesiyle doldurulmuş olur. Bu yüzdendir ki bizler daha üstün bir ordu ve donanma, savaş gücü ve cephane için haykırmaktayız.  Bu yüzdendir ki Amerika kısa bir zaman içerisinde ordusu için dört yüz milyon dolar harcayabilmektedir. Bir düşünün: İnsanların üretiminden çalınmış dört yüz milyon dolar. Elbette ki vatanseverlik oyununa katılanlar, zenginler değildir. Onlar her yerde kendilerini evlerinde hissedebilen kozmopolitanlardır. Biz Amerika&#8217;da bu gerçekliğin farkındayız. Bizim zengin Amerikalılarımız Fransa&#8217;da Fransız, Almanya&#8217;da Alman ya da İngiltere&#8217;de İngilizler değiller mi? Bir kozmopolitan gururu içerisinde, Amerikalı fabrika çocukları ya da köleler tarafından üretilen parayı boşuna harcayanlar da onlar değil mi? Evet, onların vatanseverliği Roosvelt&#8217;in insanlarının adına yaptığı gibi, bir talihsizlikle karşı karşıya kaldığında ya da Sergius Rus devrimcileri tarafından cezalandırıldığında, Rus Çarı gibi bir despota baş üzüntülerini iletebilecek mesajların yollanmasını mümkün kılan bir vatanseverliktir.</p>
<p>Bu, Meksika&#8217;da binlerce insanı öldüren baş katil Diaz&#8217;ı destekleyebilecek ya da Meksikalı devrimcilerin Amerika topraklarında tutuklanarak, Amerikan hapishanelerinde hiçbir geçerli sebep olmadan mahkum edilmelerini onaylayacak bir vatanseverliktir.</p>
<p>Ama vatanseverlik refah ve gücü temsil edenler için değildir. İnsanlar için yeterince iyidir bu. Voltaire&#8217;in en yakın arkadaşlarından olan ve şu sözleri söylemiş olan Büyük Frederick&#8217;in tarihi zaferini anımsatıyor bu bizlere: &#8220;Din bir sahtekârlıktır ama toplumlar için ayakta tutulmalıdır.&#8221;</p>
<p>Bu tür bir vatanseverlik de oldukça fazla para gerektiren bir kurumdur; aşağıdaki istatistikleri okuduktan sonra hiç kimse bundan şüphe duymayacaktır. Yüzyılın son çeyreğinde, dünyada lider ordu ve donanmalar için yapılan harcamalardaki progresif artış, her duyarlı öğrenci için ekonomik kaygılar yaratacak derecede somut bir gerçekliktir. 1881&#8242;den 1905&#8242;e kadarki zamanı beş yıllık periyodlara bölerek ve güçlü devletlerin bu sürecin başlangıç ve bitiş noktalarındaki harcamalarını belirterek kısaca özetlenebilir bu durum. Belirtilen ilk ve son harcama giderlerinde göre bu süreç içerisinde İngiltere&#8217;nin harcamaları 2,101,848,936$&#8217;dan 4,143,226,885$&#8217;a, Fransa&#8217;nınkiler 3,324,500,000$&#8217;dan 3,455,109,900$&#8217;a, Almanya&#8217;nınkiler 725,000,200$&#8217;dan 2,700,375,600$&#8217;a, ABD&#8217;ninkiler 1,275,500,750$&#8217;dan 2,650,900,450$&#8217;a, Rusya&#8217;nınkiler 1,900,975,500$&#8217;dan 5,250,445,100$&#8217;a,  İtalya&#8217;nınkiler 1,600,975,750$&#8217;dan 1,755,500,100$&#8217;a ve Japonya&#8217;nın ki 182,900,500$&#8217;dan 700,925,475$&#8217;a çıkmıştır.</p>
<p>Belirtilen her ülkenin askeri harcamaları, her beş yıllık periyod içerisinde artış göstermiştir. 1881&#8242;den 1905&#8242;e kadarki dönemde İngiltere&#8217;nin ordusuna yaptığı harcamalar dört katına, ABD&#8217;ninkiler üç katına, Rusya&#8217;nınkiler iki katına çıkmış; Almanya&#8217;nın harcamaları %35 oranında, Fransa&#8217;nınkiler %15 oranında ve Japonya&#8217;nınkiler de yaklaşık %500 oranında artmıştır. Eğer bu ülkelerin yirmi beş yıllık süreç içerisindeki tüm harcamalarını, ordularına yaptıkları harcamalarla karşılaştıracak olursak aşağıdaki sonuçları elde ederiz:</p>
<p>İngiltere&#8217;de %20&#8242;den %37&#8242;ye, ABD&#8217;de %15&#8242;den %23&#8242;e, Fransa&#8217;da %16&#8242;dan %18&#8242;e, İtalya&#8217;da %12&#8242;den %15&#8242;e, Japonya&#8217;da %12&#8242;den %14&#8242;e. Diğer taraftan Almanya&#8217;daki oranın %58&#8242;den %25&#8242;e düşmüş olması da ilginçtir; bu düşüşün sebebi diğer amaçlar için imparatorluk harcamalarında büyük artışlar yapılmış olmasıdır. 1901&#8242;den 1905&#8242;e kadar olan dönemde yapılan askeri harcamaların takip eden beş yıllık süreçlerdeki harcamalardan daha yüksek olduğu da başka bir gerçekliktir. İstatistikler, oranda askeri harcamaları en yüksek olan ülkelerin sırasıyla İngiltere, ABD, Japonya, Fransa ve İtalya olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Donanmalar için yapılan harcamaların göstergeleri de inanılmaz boyutlardadır. 1905&#8242;le sonlanan yirmi beş yıllık süreçte, ülkelerin donanmaya yaptıkları harcamalar şöyle bir artış göstermiştir: İngiltere %300, Fransa %60, Almanya %600, ABD %525, Rusya %300, İtalya %250 ve Japonya %700. İngiltere bir istisna olmak üzere, ABD diğer tüm ülkelerden daha çok donanma harcaması yapmaktadır ve bu harcamaların oranı tüm ulusal harcamalarda da diğer güçlerinkilerden fazladır. 1881&#8242;den 1885&#8242;e kadarki süreçte, ABD&#8217;nin donanma için yaptığı harcama ülke için yapılan bütün harcamalarda her 100$&#8217;da 6,20$ gibi makul bir orandı; sonraki beş yıllık süreçte bu rakam 6,60$&#8217;a yükseldi, bir sonraki beş yılda 8,10$&#8217;a ve bir sonrakinde ise 16,40$&#8217;a erişti. İlerideki beş yıllık süreçlerde bu oranın artacağı da açıkça görülmektedir.</p>
<p>Askeri harcamalardaki artış, nüfus üzerinde kişi başına düşen vergi şeklinde açıklanarak da gösterilebilir. Burada verilen karşılaştırmadaki ilk beş yıldan son beş yıla kadar olan süreç içerisinde şöyle bir artış gözlenmiştir: İngiltere&#8217;de 18.47$&#8217;dan 52.50$&#8217;a; Fransa&#8217;da 19.66$&#8217;dan 23.62$&#8217;a; Almanya&#8217;da 10.17$&#8217;dan 15.51$&#8217;a; ABD&#8217;de 5.62$&#8217;dan 13.64$&#8217;e; Rusya&#8217;da 6.14$&#8217;dan 8.37$&#8217;a; İtalya&#8217;da 9.59$&#8217;dan 11.24$&#8217;a ve Japonya&#8217;da  86 cent&#8217;ten  3.11$&#8217;a.</p>
<p>Kişi başına düşen bu vergi tahmini ile militarizmin ekonomik yükünün kabul edilebilirliği arasında bir bağlantı vardır. Elimizdeki verilere dayanarak elde ettiğimiz yadsınamaz sonuç, ordu ve donanmalar için giderek artan harcamaların istatistiklerde adı geçen ülkelerdeki nüfus artışına baskın çıktığıdır. Diğer bir değişle, militarizmden giderek artan beklentilerin devamlılığı, bu ülkelerin hepsini hem insanlar hem de kaynaklar açısından tüketme tehdidini oluşturmaktadır.</p>
<p>Vatanseverlik için gerekli olan bu korkunç kayıp, ortalama bir zekâya sahip olan bir kişiyi bile bu hastalıktan kurtarmaya yeterli olmalıdır. Gene de vatanseverlik daha fazlasını beklemektedir. İnsanlar vatansever olmaya zorlanmaktadır ve bu lüks için de öderler; yalnızca &#8220;savunucuları&#8221;nı destekleyerek değil, aynı zamanda kendi çocuklarını da kurban ederek. Vatanseverlik bayrağa bağımlılığı gerektirir; ki bu da anneyi, babayı ve kardeşi öldürmeye bile hazır olacak bir itaat anlamına gelmektedir.</p>
<p>Genel kavga, ülkemizi yabancı tehditlerden koruyacak bir orduya gereksinimimiz olduğudur. Ne var ki her entelektüel kadın ve adam bilir ki, aptalları baskı altında tutmak ve korkutmak için var olan bir mittir bu. Bir diğerinin ilgi alanlarını bilen dünya devletleri, birbirlerine saldırmazlar. Uluslararası karmaşaları, savaşlardansa antlaşmalar yoluyla çözmekle kazançlarının daha fazla olacağını öğrenmişlerdir. Gerçekten de Carlyle&#8217;ın söylediği gibi, &#8220;Savaş, kendi savaşlarını vermeyecek kadar korkak olan iki hırsızın kavgasıdır; bu yüzden de bir köyden ve bir diğerinden oğlanları alıp onlara üniformalar giydirir, onları silahlandırır ve karşılıklı olarak vahşi canavarlar gibi kaybetmelerine izin verirler.&#8221;</p>
<p>Her savaşı aynı nedene dayandırmak da fazla bir bilgelik gerektirmez. ABD tarihinde güya olağanüstü ve vatansever bir olay olan İspanya-Amerika savaşını ele alalım. Kalplerimiz gaddar İspanyollar&#8217;a karşı nasıl da öfkeyle doluydu! Doğru, bu öfkemiz aniden alevlenmemişti ama. Aylarca devam eden gazete ajitasyonuyla beslenmişti ve bu Butcher Weyler&#8217;in birçok Kübalı&#8217;yı öldürmesi ve kadınlarına tecavüz etmesinden çok da sonra olmamıştı. Gene de Amerikan Toplumu&#8217;nun adaletine dayanarak hiddetlenerek büyümüş, kavga etmeye hazır ve cesurca savaşmaya istekli bir hale gelmişti. Ama sis kalktığında, ölüler gömüldüğünde ve savaşın bedeli insanlara mal ve kiralarda artış olarak geri döndüğünde, vatansever bütünlüğümüzün sarhoşluğundan ayıldığımızda Amerika-İspanya savaşının bedelinin şeker fiyatlarının artması anlamına geldiğini aniden anlayıverdik; daha açık söylemek gerekirse Amerikalılar&#8217;ın hayatları, kanı ve parası İspanya hükümeti tarafından tehdit altında bulunan Amerikan kapitalistlerinin ilgilerini korumak amacıyla kullanılmıştı. Bu bir abartma değildir, tam tersine Amerikan hükümetinin Küba işçilerine karşı gösterdikleri tutumla kanıtlanmış gerçeklikler ve figürlere dayanmaktadır. Küba Amerika&#8217;nın kıskacı altındayken, Küba&#8217;yı özgürleştirmek için yollanan askerlere savaştan kısa bir süre sonra patlak veren puro fabrikalarında çalışan ve grevde olan Kübalı işçileri vurma emri verilmişti.</p>
<p>Bu tür sebeplerle mücadeleyi sürdüren bir tek bizler değiliz. Kan ve gözyaşının akmasına neden olan korkunç Rus-Japon savaşının da önündeki perde kalkmaktadır. Ve bir kez daha görüyoruz ki bu savaşın arkasında da ateşleyici Ticari Gelenek tanrısı var. Rusya-Japonya savaşı sırasında Savaş Bakanı olan Kuropatkin, ticari geleneğin ardındaki gerçek sırrı açığa çıkartmıştır. Kore imtiyazları üzerine para yatırmış olan Çar ve Gran Düka&#8217;lar, yalnızca hızlı bir şekilde servet yapabilmek sebebiyle savaşı başlatmıştı.</p>
<p>Barışın en güvenli yolunun güçlü bir ordu ve donanmaya sahip olmak olduğu yolundaki çekişme, en barış yanlısı vatandaşın en ağır silahlarla donanmış vatandaş olduğu iddiası kadar mantıksızdır. Günlük hayattan edindiğimiz deneyimler kanıtlamaktadır ki, silahlı bireyler gücünün denemek konusunda oldukça isteklidir. Bu durum tarihsel olarak, hükümetler için de geçerlidir. Gerçekten de barıştan yana olan ülkeler enerji ve hayatlarını savaş hazırlıklarıyla harcamazlar. Sonuç olarak da barış korunur.</p>
<p>Ne var ki, daha güçlü bir ordu ve donanma oluşturulması yönündeki isteklerin hiçbiri dış tehditlerden kaynaklanmamaktadır. Bu, toplumlarda giderek artan hoşnutsuzluk korkusundan ve işçiler arasındaki uluslararası ruhtan kaynaklanmaktadır. Bu birçok ülkenin Güçlerinin kendini hazırlamakta olduğu düşmanla karşılaşacaktır; bir zamanlar bilinçliliğe uyanan ve diğer tüm dış tehditlerden daha da tehlikeli olacak bir düşman.</p>
<p>Yüzyıllardır toplumları köleleştiren güçler, onların psikolojileri üzerine de kapsamlı çalışmalar yapmışlardır. Genellikle insanların umutsuzlukları, kederleri ve gözyaşlarının, tıpkı çocuklar gibi küçük bir oyuncakla zevke dönüştürülebileceğini bilirler. Ve o oyuncak ne kadar ihtişamlı bir şekilde giydirilirse, renkleri ne kadar canlı olursa çocuk için de o kadar çekici olacaktır.</p>
<p>Bir ordu ve bir donanma insanların oyuncaklarını temsil eder. Onları daha çarpıcı ve çekici kılmak için, bu oyuncakların sergilenmeleri için yüzlerce ve milyonlarca dolar harcanmaktadır. Birleşik Devletler hükümetinin bir donanma filosunu donatıp Pasifik sahiline, her Amerikalı&#8217;nın ABD&#8217;nin gurur ve zaferlerini hissetmesi için göndermesindeki amaç da buydu. San Francisco şehri, filonun eğlendirilmesi için yüz bin dolar harcamıştı; Los Angeles altı bin; Seattle ve Tacoma ise yaklaşık yüz bin dolar. Filoyu eğlendirmek için mi dedim? &#8220;Cesur oğlanlar&#8221; yeterli yemeği bulabilmek için isyan etmek zorundayken, birkaç üst rütbeli subaya içki içirip, yemek yedirmek için. Ülkenin dört bir yanındaki kadın, erkek ve çocukların sokaklarda açlık çektiği; yüzlerce işsiz insanın emeklerini her fiyattan satmaya hazır bir durumda bekledikleri bir zamanda havai fişekler, tiyatro partileri ve toplantılar için tam iki yüz altmış bin dolar harcanmıştı.</p>
<p>İki yüz altmış bin dolar! Böylesine yüklü bir toplamla neler yapılmazdı ki? Ama ekmek yemek yerine, o şehirlerin çocukları filoyu görmeye götürülmüş ve bir gazetenin de yazdığı gibi olay akıllarda şöyle kalmıştı, &#8220;bir çocuk için unutulmaz bir anı.&#8221;</p>
<p>Gerçekten de hatırlanmak için muhteşem bir şey, değil mi? Uygarlaşmış katliamın infazcıları. Eğer bir çocuğun hafızası bu tür anılarla zehirlenebilirse, insan kardeşliğinin gerçekten anlaşılması umudu ne için var öyleyse?</p>
<p>Biz Amerikalı&#8217;lar kendimizi barış sever insanlar olarak tanımlarız. Kan dökülmesinden ve şiddetten nefret ederiz. Gene de uçan makinelerden savunmasız köylülerin üzerlerine dinamit bombaları atabilme olasılığı da bizde haz spazmları yaratır. Ekonomik gereklilikten dolayı, bazı endüstri patronlarını durdurmak için kendi hayatını riske atan herhangi bir kişiyi asmaya, elektrikli sandalyeye oturtmaya ya da linç etmeye hazırızdır. Kalplerimiz Amerika&#8217;nın dünyanın en güçlü ülkesi olması ve eninde sonunda diğer bütün ülkeler üzerine kendi demir ayaklarını çakacağı düşüncesinin heyecanıyla çarpar.</p>
<p>İşte vatanseverliğin mantığı budur.</p>
<p>Vatanseverliğin ortalama insanlar için doğurduğu korkunç sonuçları göz önüne aldığımızda bile, bunlar vatanseverliğin askerler üzerindeki etkisiyle karşılaştırılamaz; boş bir inançla kandırılmış o zavallı kurban. O ki ülkesinin kurtarıcısı, ulusunun koruyucusu: Onun için vatanseverlik neyi ifade ediyor? Barış zamanında köle gibi itaatkâr bir hayat, kusurlar ve sapıklık; savaşta ise tehlike ve ölüm.</p>
<p>San Francisco&#8217;ya kısa bir zaman önce yaptığım eğitim seyahatinde, Körfez ve Golden Gate Parkı&#8217;nın en güzel manzarasına sahip olan Presidio&#8217;yu ziyaret ettim. Amacı çocuklar için oyun alanları, yorgun şehirliler için bahçeler ve müzik olmalıydı. Aksine çirkin, kasvetli ve barakalarla gri  bir şekilde yapılmıştı. Barakalar; zenginlerin köpeklerini bile gezdirmeyecekleri yerler. Döküntü kulübelerde askerler güdülmekte olan bir sürü gibiydiler. Burada gençlik günlerini harcıyorlar, üstlerinin botlarını ve pirinç düğmelerini parlatıyorlardı. Burada da, sınıflar arasındaki farklılaşmayı gördüm: Özgür bir cumhuriyetin mahkumlar gibi sıraya dizilmiş, önlerinden geçen her üstlerine selam veren kuvvetli oğulları. İnsanlığı küçülten ve üniformayı yücelten Amerikan eşitliği!</p>
<p>Baraka hayatı, cinsel sapıklık gibi farklı eğilimleri de beraberinde getirmektedir. Giderek Avrupa askeri koşullarında ortaya çıkan sonuçları doğurmaktadır. Cinsel psikoloji alanında adı duyulmuş olan yazar Havelock Ellis, bu konu üzerinde kapsamlı bir çalışma yapmıştır. Kitabından bir alıntı yapıyorum: &#8220;Barakalardan bazıları erkek fahişeliğinin en büyük merkezleridir&#8230; Kendilerini satan askerlerin sayısı, bizim inanmak istediğimizin çok daha üstündedir. Bazı alaylarda bu cüretin erkeklerin büyük bir çoğunluğu için rüşvet alma oranından daha yüksek olduğunu söylemek bir abartma olmaz&#8230; Yaz akşamlarında Hyde Park ve Albert Gate civarı canlı bir ticaret yapan askerler ve diğer erkeklerle dolar; çok az utanç içindedirler, üniformalarıyla ya da sivil&#8230; Çoğu vakada uygulanan prosedürler Tommy Atkins&#8217;in cep parasına rahat bir eklemede bulunur.&#8221;</p>
<p>Ordu ve donanmaya bu sapkınlığın nasıl ve neden girmiş olduğu, en iyi biçimde fahişeliğin bu türü için özel evlerin var olması gerçeğiyle yargılanabilir. Bu davranış İngiltere&#8217;ye özgü değildir, evrenseldir. &#8220;Askerler Fransa&#8217;da İngiltere ya da Almanya&#8217;dakinden daha az aranmıyor ve Paris ve garnizon şehirlerinde de askeri fahişelik için özel evler mevcut.&#8221;</p>
<p>Acaba Havelock Ellis cinsel sapıklıkla ilgili araştırmasına Amerika&#8217;yı da katış mıdır? Eğer bunu yapmış olsaydı, aynı koşulların diğer ülkelerde olduğu kadar bizim ordumuz ve donanmamızda da mevcut olduğunu görürdü. Güçlü bir ordunun gelişmesi kaçınılmaz olarak cinsel sapıklığı arttırmaktadır; barakalar kuluçka makineleridir.</p>
<p>Cinsel etkilerinin yanı sıra, baraka yaşantısı askerin orduyu terk etmesinden sonra faydalı bir emekçi olması  olasılığını da ortadan kaldırmaktadır. Herhangi bir konuda eğitim görmüş olan erkeklerin çok azı ordu ya da donanmaya katılır, ama onlar bile bir askeri deneyimden sonra önceki işlerinde kendilerini eskisi kadar rahat hissedemezler. İşsizlik alışkanlığını, heyecan ve macerayı tatmış olarak hiçbir barışçıl koşula ayak uyduramazlar. Ordudan ayrıldıklarında hiçbir yararlı işe geri dönemezler. Ama bu genellikle ayaktakımı, hapishaneden çıkanlar ve ne hayat ne de kendi kişisel eğilimleri için mücadele etmeyen insanlarda görülür. Bu insanlar da askeri hayatlarından sonra, suç yaşamlarına geri dönerler; daha da vahşileşmiş ve alçalmış olarak. Hapishanelerimizde yatanların kayda değer bir çoğunluğunu eski askerlerin oluşturduğu herkesçe bilinen bir gerçekliktir. Diğer yandan ordu ve donanmada da oldukça yüksek sayıda eski suçlu bulunmaktadır.</p>
<p>Yukarıda sıralamış olduğum bütün korkunç sonuçlar içerisinden hiçbirisi bana Private William Buwalda olayında oluşan vatanseverlik ruhu kadar insanlık dışı gelmiyor. Çünkü o, bir kişinin asker olup aynı zamanda da insanlık haklarını savunabileceğine inanıyordu. Askeri otoriteler onu cezalandırdılar. Doğru, on beş yıl boyunca ülkesine hizmet etmişti, ama kayıtları mahkeme tarafından itham edilmemişti. Buwalda&#8217;nın mahkumiyetini üç yıla indiren Gen Funston&#8217;a göre, &#8220;bir görevlinin ya da gönüllü olarak askere kaydedilmiş bir adamın öncelikli görevi hükümetine karşı sorgusuz itaat ve bağlılıktır. Onun bu hükümeti onaylayıp onaylamaması hiçbir şey değiştirmez.&#8221; Aslında, Funston vatana bağımlılığın gerçek doğasına işaret etmektedir. Ona göre, orduya girmek Bağımsızlık Deklarasyonu&#8217;nun ilkelerini ilga etmek demektir.</p>
<p>Düşünmeyi, sadık bir makine haline gelmeye dönüştüren ilginç bir vatanseverlik anlayışı!</p>
<p>Vatanseverliğe karşı, bir adamı, bir suçluyu on beş yıllık sadık hizmetlerinden sonra hapse atan bir anlayıştan daha büyük bir suçlama olabilir mi?</p>
<p>Buwalda ülkesine hayatının en iyi yıllarını vermişti ve erkekliğini. Ama tüm bunların hiçbir anlamı yoktu. Vatanseverlik merhametsizdir ve diğer bütün doymak bilmez canavarlar gibi ya her şeyi ister ya da hiçbir şeyi. Bir askerin, aynı zamanda bir insan olduğunu, kendi duyguları, düşünceleri ve eğilimleri olabileceğini kabul etmez. Buwalda&#8217;ya öğretilen ders de bu idi; çok pahalı ama hiçbir işine yaramayacak bir ders verilmişti ona. Özgürlüğüne kavuştuğunda ordudaki pozisyonunu kaybetmişti ama özgüvenini geri kazanmıştı. Her şeyden önce, bu üç yıllık mahkumiyete değer.</p>
<p>Amerika&#8217;daki askeri koşullar üzerine yazan bir yazar, yakın zamanlarda yazdığı bir makalesinde Almanya&#8217;da askerlerin siviller üzerindeki baskısına değinmişti. Diğer yazdıklarının yanı sıra, şöyle diyordu: Eğer bizim ordumuzun var olma sebebi, sivillere eşit haklar sağlanmasının dışında bir amaca hizmet etseydi, varlığını sürdürmek için bunun karşılığını alırdı. Eminim ki bu yazar, General Bell&#8217;in vatansever rejimi sırasında Colorado&#8217;da değildi. Eğer vatanseverlik adı altında erkeklerin nasıl hapishanelere tıkıldığını, sınır dışı edildiklerini ve diğer her türlü vahşetle karşı karşıya bırakıldıklarını görmüş olsaydı, muhtemelen fikrini değiştirirdi. ABD&#8217;de askeri gücün artmasına verilebilecek tek örnek Colorado olayı değildir. Birlikler ve askerlerin iktidardakilerin yardımına koşmadığı ve burada küstahça ve vahşice aynı Kaiser&#8217;in üniformasını giyen adamlar gibi davranmadıkları pek görülmemiştir. O zaman da Dick askeri kanunlarına sahibiz. Acaba yazar bunu unutmuş muydu?</p>
<p>Bizim yazarlarımızın en büyük hatalarından birisi, kendi ülkelerinde yaşanan güncel olaylar hakkında oldukça cahil olmalıdır; ya da dürüstlükten uzak bir tutumla bu konular hakkında konuşmak istemezler. Ve böylece, Dick askeri yasamızın Kongre tarafından çok az tartışılarak ve kamudan gizli bir şekilde yürürlüğe sokulmuş olması konusunun üstü kapatılmıştır: Başkan&#8217;a, barış yanlısı bir vatandaşı kana susanış bir katile dönüştürme yetkisini veren yasa. Bunun ülkenin savunulmasına yönelik bir amacı olduğu söyleniyor; gerçekte ise sözcülüğünü Başkan&#8217;ın yaptığı o belirli partinin çıkarlarını korumak.</p>
<p>Yazarımız vatanseverliğin Amerika&#8217;da asla yurtdışında olduğu kadar güç sahibi olamayacağını iddia etmekte; çünkü bu bizlerde içten gelen bir duygu ama Eski Dünya&#8217;da mecburi bir şey. Ne var ki bu beyefendinin belirtmeyi unuttuğu iki çok önemli nokta var. Öncelikle, Avrupa&#8217;da mecburi askerlik toplumun her sınıfında orduya karşı derin nefret duyguları yaratmıştır. Binlerce genç baskı altında orduya alınmaktadır ve asker olduklarında da buradan kaçmak için her türlü yolu denemektedirler. İkincisi, inanılmaz bir anti-militarist akımı yaratan şey militarizmin mecburi yanıdır, Avrupalı Güçler her şeyden çok bundan korkarlar. Her şeyden önce kapitalizmin en büyük savunucusu militarizmdir. İkincisi zayıfladığı anda, kapitalizm de sendeleyecektir. Doğru, bizim ülkemizde erkekler genellikle orduya katılmaya zorlanmazlar ama bizler daha şiddetli ve zorlayıcı bir güç yarattık: Gereklilik. Endüstriyel bunalımlar sırasında orduya gönüllü katılımlarda inanılmaz bir artış olduğu bir gerçeklik değil midir? Militarizm gurur verici ya da kazançlı olmayabilir ama bir iş arayarak ülkeyi gezmekten, ekmek kuyruklarında beklemekten ya da belediyenin sığınma evlerinde uyumaktan daha iyidir. Her şeyden önce ayda on üç dolar, günde üç öğün yemek ve uyuyacak bir yer demektir. Gene de eğer gereklilik orduya katılmak için yeterli güçte bir neden olarak kabul edilmiyorsa, o noktada da devreye insanın karakteri giriyor. Askeri otoritelerimizin ordu ve donanmaya yapılan gönüllü katılımlardan &#8220;zayıf materyal&#8221; diye yakınmalarına şaşmamak gerek. Bu, gerçekten de cesaret verici bir işarettir. Bu, ortalama Amerikalı&#8217;nın hâlâ açlık riskini almaktansa, üniformaya bürünerek bağımsızlık ve özgürlük aşkı ruhunu taşıyabileceğinin kanıtıdır.</p>
<p>Dünyada düşünene adamlar ve kadınlar, vatanseverliğin çok dar ve zamanımızın ihtiyaçlarını karşılamak için çok sınırlı olduğunu anlamaya başlamışlardır. Gücün merkezileşmesi dünyada baskı altında olan ülkelerde ulusal bir dayanışma duygusu yaratmıştır; Amerika&#8217;daki emekçiler ile yurt dışındaki kardeşleri arasındaki dayanışmadan daha üstün bir uyum gösteren bir dayanışma; yabancı tehditlerden korkmayan bir dayanışma, çünkü bu bütün işçileri patronlarına &#8220;Gidin ve cinayetlerinizi kendiniz işleyin. Biz bunu sizin yerinize yeterince uzun bir süredir yapıyoruz.&#8221; diyecekleri bir noktaya getirmektedir.</p>
<p>Dayanışma askerlerin bile bilincini uyandırmaktadır; onlar da büyük insan ailesinin birer parçası haline gelmektedir. geçmiş çatışmalarda şaşmazlığını birden çok kanıtlamış olan bir dayanışma ve 1871 Komünü&#8217;nde Parisli askerlerin ayaklandıran ve kardeşlerini öldürmeleri istendiğinde bunu yapmayı reddettiren güç. Yakın geçmişte Rus ordularına karşı ayaklanan adamlara cesaret veren de aynı şeydi. Eninde sonunda bu dayanışma, tüm baskı ve şiddet altında tutulanları uluslararası sömürücülere karşı bir araya getirecektir.</p>
<p>Avrupa proleteryası bu büyük dayanışmanın gücünü fark etmiştir ve bunun bir sonucu olarak da vatanseverliğe ve onun kanlı yüzü olan militarizme karşı bir savaş başlatmıştır. Alman, Fransız, Rus ve İskandinav ülkelerin hapishaneleri, bu eski boş inanın bir parçası olmayı reddeden binlerce kişiyle doludur. Bu akım işçi sınıfıyla da sınırlı değildir; hayatın her aşamasından kişileri, sanatçıları, bilim adamlarını ve yazarlarını da kucaklamıştır.</p>
<p>Amerika&#8217;da bu akıma ayak uydurmak zorunda kalacaktır. Militarizm ruhu hayatın her kanalına sızmış durumdadır. Gerçekten de ben Amerika&#8217;da militarizmin dünyanın diğer yerlerinden daha büyük bir tehlike oluşturduğuna inanıyorum; çünkü kapitalizm yok etmek arzusu içinde olanlara rüşvet ödemekte.</p>
<p>Bunun başlangıcı okullarda çoktan yapıldı. Gözle görülür bir şekilde, hükümet de İncil&#8217;in yolunu seçiyor: &#8220;Bana çocuk aklını verin, onu bir erkek yapayım.&#8221; Çocuklar askeri taktiklerle, müfredat programında yüceltilen askeri başarılarla eğitiliyorlar ve genç beyinler de hükümete uyum sağlamaları için saptırılıyorlar. Dahası, ülkenin gençleri ordu ve donanmaya katılmak için parlak posterlerle kandırılıyorlar. &#8220;Dünyayı görmek için iyi bir fırsat!&#8221; diye bağırıyor hükümet duvarlardan. masum çocuklar zorla vatansever yapılıyor ve askerlerin adımları Ulus&#8217;a doğru ilerliyor.</p>
<p>Amerikan işçileri askerler, Federaller ve Eyaletler&#8217;in ellerinde o kadar çok acı çekti ki, üniformalı parazitlere karşı yeterli bir nefret ve isyanları var. Ne var ki tehditler bu büyük problemi tek başına çözemez. İhtiyacımız olan şey, askerlerin eğitimine karşı bir propagandadır; akımının gerçekliklerine onu uyandıracak ve varlığını onların emeklerine borçlu olduğu adamlara karşı gerçek görüşünün bilinçliliğini uyandıracak anti-vatansever bir literatür. Otoritelerin en çok korktuğu şey, tam da budur işte. Bir asker için radikal bir toplantıya katılmak zaten büyük bir hainliktir. Bir asker için radikal bir bildiriyi okumayı da büyük bir hainlik olarak adlandıracaklarına hiç şüphe yok. Ama otoriteler, hatırlanamayacak kadar eski zamanlarda  ilerlemenin her adımını hainlik olarak adlandırmıyor muydu? Ne var ki sosyal bir yeniden yapılanma için çabalayanlar bütün bunlarla karşı karşıya gelecek güce sahiptirler. Bu gerçeklikleri fabrikalar yerine, barakalara taşımak daha da önemlidir. Vatansever yalanı dünyamızdan silmek için, bütün ulusların evrensel kardeşlikte birleşerek şu kelimeler etrafında toplandığı o muhteşem yapıya giden yolu temizlememiz gereklidir: ÖZGÜR BİR TOPLUM. </p>
<p>Emma Goldman, 1911<br />
AB&#8217;ın Notu: Bu yazı artık faaliyette olmayan<br />
&#8220;Kara Kedi&#8221; adlı web sitesinden alınmıştır.<br />
Çeviri: Kara Kedi<br />
Kaynak: &#8220;Patriotism, a Menace to Liberty&#8221; (1911). </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/170/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/170/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=170&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/vatanseverlik-ozgurluge-karsi-bir-tehdit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ANARŞİ VE CİNSİYET SORUNU</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/anarsi-ve-cinsiyet-sorunu/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/anarsi-ve-cinsiyet-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 13:09:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[Kuvveti ve kasları solgun, çelimsiz zengin bebeler tarafından oldukça beğenilen, ancak emeği açlık kurdunu kapısından uzak tutmaya ancak yeten işçi sınıfı erkekleri, onlara sabahtan akşama kadar kölelik yapmak ve harcamaları düşük tutmak üzere her türlü çabayı sarf etmek zorunda kalan eşlere veya ev-hizmetçilerine sahip olmak için evlenirler yanlızca. [Kadının] kocasının acınacak ücretinin ikisinin de yaşamını [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=168&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Kuvveti ve kasları solgun, çelimsiz zengin bebeler tarafından oldukça beğenilen, ancak emeği açlık kurdunu kapısından uzak tutmaya ancak yeten işçi sınıfı erkekleri, onlara sabahtan akşama kadar kölelik yapmak ve harcamaları düşük tutmak üzere her türlü çabayı sarf etmek zorunda kalan eşlere veya ev-hizmetçilerine sahip olmak için evlenirler yanlızca. [Kadının] kocasının acınacak ücretinin ikisinin de yaşamını sürdürmesini sağlamak için devamlı çaba sarfetmekten sinirleri o kadar gerilir ki, giderek asabi hale gelir ve &#8211;yazık ki kısa zamanda umut ve planlarının kül olup uçtuğu sonucuna ulaşacak ve evliliğin gerçekten de başarısız olduğunu düşünmeye başlayacak olan&#8211; lordunun ve efendisinin sevgi talebini yerine getirmekte artık başarılı olamaz.<span id="more-168"></span></p>
<p>ZİNCİRLER GİDEREK AĞIRLAŞIR</p>
<p>Harcamalar azalmak yerine çoğaldıkça, evliliğinde çok az kuvveti olan, benzer şekilde kendini ihanete uğramış hisseden eş bu kuvvetinin tümünü de yitirir, ve devamlı açlık sıkıntısı ve korkusu, güzelliğini evliliğinin ardından kısa zaman içinde tüketir. Giderek ümitsizleşir, ev işlerini ihmal etmeye başlar; ve kendisiyle kocası arasında, onlara yaşamlarındaki keder ve yoksullukları göğüsleme kuvveti verecek hiçbir sevgi ve sempati bağı da olmadığı için, birbirlerine daha da sıkıca kenetlenmek yerine birbirlerine giderek daha fazla  yabancılaşırlar ve hatalarına karşı giderek daha tahammülsüz olurlar.</p>
<p>Milyonerlerin yaptığı gibi klübe gidemeyen erkek meyhaneye gider, ve kederini bira veya viski bardaklarında boğmaya çalışır. İhmal edilişini bir sevgilinin kollarında unutmaya çalışamayacak kadar onurlu ve herhangi bir meşru eğlence ve uğraştan faydalanmak için fazlasıyla yoksul olan erkeğin kederinin talihsiz ortağı ise, ev diye adlandırdığı sefil ve derme çatma yerin içine sıkışıp kalır, ve kendini bu zavallı adamın eşi yapan ahmaklığa kötü kötü lanet eder.<br />
Ancak onların birbirlerinden ayrılmalarının hiçbir yolu yoktur.</p>
<p>ANCAK ONU TAŞIMAK ZORUNDADIRLAR</p>
<p>Ancak kanun ve Kilise tarafından boyunlarına vurulan zincir ne kadar canlarını yakarsa yaksın, bu iki kişi onun kırılmasına müsade etmedikçe kırılamaz.</p>
<p>Yasanın onlara özgürlük bahşedecek kadar merhametli olması için, özel yaşamlarının tüm detayları gözler önüne serilmelidir. Kadın, kamu oyunda ayıplanır ve tüm yaşamı alt üst olur. Bu utancın korkusu, kendisini ve pekçok kızkardeşini ezen insafsız sisteme karşı tek bir protestoya dahi girişmeksizin, onun evlilik yaşamının ağır yükü altında ezilmesine yol açar.</p>
<p>Zengin olan skandaldan sakınmak için buna katlanır &#8211;fakir ise çocukları uğruna ve kamu oyunun korkusuyla. Onların yaşamları ikiyüzlülük ve yalanın uzun bir sürekliliğidir.</p>
<p>Cinselliğini satan bir kadın onu satın alan adamları terk etme özgürlüğüne her zaman sahipken, &#8220;namuslu eş&#8221; ise onun canını yakan  birlikten [evlilikten] kendisini kurtaramaz.</p>
<p>Kilise ya da toplum öyle kabul etsin ya da etmesin, aşkla kutsanmamış, doğal olmayan tüm birlikler fahişeliktir. Bu gibi birliklerin toplumun ahlakını ve sağlığını azaltmaktan başka bir yanı olamaz.</p>
<p>SUÇLU SİSTEMDİR</p>
<p>Kadınları kadınlıklarını ve bağımsızlıklarını en yüksek fiyat teklif eden alıcıya satmaya zorlayan sistem, az sayıdaki kişiye arkadaşları [aynı toplumun üyeleri olan kişiler] tarafından üretilen refahla yaşama hakkı sunan sistemin bir dalıdır. Emeklerinin meyveleri, refahın satın alabileceği her türlü lüksün içinde yüzen bir avuç aylak vampir tarafından emilirken, [toplumun] yüzde 99&#8242;u ise ruh ve bedenlerini ancak birarada tutacak kadar [bir şey için] sabahtan akşama kadar güç koşullarda çalışmak ve kölelik yapmak zorundadır.</p>
<p>Bir anlığına yirminci yüzyıl toplumsal sisteminin şu iki resmine bakın.</p>
<p>Pahalı iç döşemeleri fakir erkek ve kadınların rahat koşullarda yaşamasını sağlayabilecek o muhteşem saraylara, refah sahiplerinin evlerine bir bakın. Refah içindekilerin oğullarının ve kızlarının akşam yemeği partilerine bir bakın; tek bir tanesi suyla kuru ekmeğe talim eden açlık içindeki yüzlerceyi doyuracak olan bunlar lükstür. Günlerini kendi kendilerini tatmin etmeye yarayan yeni uğraşlar &#8211;tiyatrolar, balolar, konserler, yatçılık, süs ve gösteriş ile sefahat için delicesine bir arayışla dünyanın bir yerinden başka bir yerine koşuşturma&#8211; icat etmekle geçiren o moda düşkünlerine bir bakın.</p>
<p>ÖTEKİ RESİM</p>
<p>Hiçkimsenin sevgi dolu bir tek sözcük ve şefkat dolu bir ilgi sarfetmediği çocukları çıplak ve aç bir şekilde sokaklarda koşuşturan, cehalet ve hurafelerle büyüyen, doğdukları güne lanet yağdıran; asla bir parça temiz hava dahi soluyamadıkları karanlık, rutubetli bodrumlarda [hayvan sürüsü gibi] kümelenen, yırtık pırtık elbiseler giyinen, sefaletin tüm yükünü beşikten mezara sırtında taşıyanlara bir bakın.</p>
<p>Siz ahlakçılar, siz hayırseverler, bu iki resmin ürkütücü karşıtlığına bir bakın ve bana bunun suçlusunun kim olduğunu söyleyin! Yasal yollarla veya başka şekillerde fahişelik yapmaya itilenler mi, yoksa kurbanlarını böylesi bir ahlaki bozulmaya itenler mi?</p>
<p>Sebep fahişelikte değil, toplumun kendisindedir; özel mülkiyetin eşitsizliği[ne dayanan] sistemde, Devlet ve Kilise&#8217;dedir. Suçsuz kadınların ve çaresiz çocukların soyulmasını, katledilmesini ve onlara şiddet uygulanmasını yasallaştıran bu sistemdedir.</p>
<p>KÖTÜLÜĞÜN TEDAVİSİ</p>
<p>Bu canavar yok edilmedikçe, Senato&#8217;da, tüm kamu dairelerinde, zenginlerin evlerinde olduğu gibi keza yoksulların sefil barakalarında da var olan bu hastalıktan kurtulamayız. İnsanoğlu kendi kuvvetinin ve yeteneklerinin bilincine ulaşmalıdır; daha yeni bir yaşam, daha iyi ve onurlu bir yaşam başlatmak için onların özgür olması gereklidir.</p>
<p>Fahişelik, Saygıdeğer Dr. Parkhurst ve diğer reformcuların kullandıkları araçlarla önlenemez. [Fahişelik] onu besleyen sistem var oldukça sürecektir.</p>
<p>Tüm bu reformcular çabalarını, her türlü suçun babası olan sistemi yıkmak için mücadele edenlerinkiyle birleştirdikleri ve tam bir eşitliğe dayanan bir [sistem] &#8211;her bir üyesine, erkeğe, kadına ve çocuğa emeğinin ürününün tamamını veren, doğanın hediyelerinden faydalanmakta ve en yüksek bilgiye erişmekte tamamıyle eşit haklar sunan bir sistem&#8211; inşa ettiklerinde, kadınlar kendi başlarına var olabilecek [ing. self-supporting] ve bağımsız olacaklardır. Erkek artık sağlıksız, doğal olmayan tutkulara ve kötü huylara sahip olmazken, kadının sağlığı da artık bitip tükenmeyen zorlu çalışma ve kölelikle ezilmeyecek, o artık erkeğin kurbanı olmayacaktır.</p>
<p>ANARŞİSTİN HAYALİ</p>
<p>Her biri, fiziki kuvvet ve karşısındakine ahlaki güvenle evlilik haline girecektir. Her biri diğerini sevecek ve saygı gösterecektir; ve sadece kendi refahları için değil, kendilerini mutlu edecek işlere yardım edecektir; aynı zamanda insanlığın evrensel mutluluğunu arzu edeceklerdir. Bu tip [bir] birliğin ürünü zihinsel ve bedeni olarak güçlü ve sağlıklı olacaktır; ebeveynlerini onurlandıracak ve saygı göstereceklerdir; bunu görevleri olduğu için değil, ebeveynleri bunu hak ettiği için yapacaklardır. Onlar bütün bir topluluk tarafından eğtilecek ve bakılacaklardır, ve kendi isteklerinin peşinden gitmekte serbest olacaklardır; ve onlara dalkavukluğu ve kendi arkadaşlarını [toplum üyelerini] soyma temel sanatını öğretmenin gereği kalmayacaktır. Onların yaşamdaki amacı kardeşleri üzerinde iktidar kurmak değil, topluluğun her üyesinin saygı ve takdirini kazanmak olacaktır.</p>
<p>ANARŞİST BOŞANMA</p>
<p>Erkek ve kadın arasındaki birliğin onlar için tatminkar ve hoş olmadığı ortaya çıkarsa, sessizce ve arkadaşça ayrılacaklar ve sevimsiz bir birliği devam ettirerek evliliğin pekçok ilişkisini bayağılaştırmayacaklardır.</p>
<p>Günün reformistleri eğer kurbanlara eziyet etmek yerine, çabalarını sebebi ortadan kaldırmak için birleştirirlerse, fahişelik artık insanlığın yüz karası olmayacaktır.</p>
<p>Bir sınıfı baskı altına almak ve bir diğerini ise korumak ahmaklıktan daha kötü bir şeydir. Bu bir suçtur. Siz ahlak sahibi erkek ve kadınlar, başlarınızı öte tarafa çevirmeyin.</p>
<p>Önyargılarınızın sizi etki altına almasına izin vermeyin: soruna önyargısız bir açıdan bakın.</p>
<p>Kuvvetinizi heba etmek yerine, el ele verin ve bu bozuk, hastalıklı sistemin yıkılmasına yardım edin.</p>
<p>Eğer evlilik yaşamı onurunuzu ve kendinize saygınızı çalmadıysa, eğer çocuklarım dediklerinizi seviyorsanız, onlar için olduğu kadar kendiniz için de kurtuluşu hedeflemeli ve özgürlüğü kurmalısınız. O zaman, ancak bundan [bu gerçekleştikten] sonra evlilik kurumunun [ing. matrimony] kötülükleri son bulacaktır. </p>
<p>Emma Goldman, 1896<br />
Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler,<br />
açıklamalar vb, [...] ile gösterilmiştir.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/168/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=168&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/anarsi-ve-cinsiyet-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>EMMA GOLDMAN</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/emma-goldman/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/emma-goldman/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 13:07:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Emma Goldman, ailesinin küçük bir han işlettiği Rusya&#8217;daki bir Yahudi gettosunda 1869&#8242;da doğdu. Onüç yaşındayken, ailesi St. Petersburg&#8217;a taşındı. Bu tam da Alexander II&#8217;nin suikaste uğradığı ve siyasi baskıların yaşandığı bir dönemdi. Yahudi topluluğu bir kıyım dalgasıyla karşı karşıyaydı. Zamanın ciddi ekonomik güçlükler, St. Petersburg&#8217;a taşınmasından altı ay sonra Emma Goldman&#8217;ın okulu bırakarak fabrikada çalışmaya [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=166&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emma Goldman, ailesinin küçük bir han işlettiği Rusya&#8217;daki bir Yahudi gettosunda 1869&#8242;da doğdu. Onüç yaşındayken, ailesi St. Petersburg&#8217;a taşındı. Bu tam da Alexander II&#8217;nin suikaste uğradığı ve siyasi baskıların yaşandığı bir dönemdi. Yahudi topluluğu bir kıyım dalgasıyla karşı karşıyaydı. Zamanın ciddi ekonomik güçlükler, St. Petersburg&#8217;a taşınmasından altı ay sonra Emma Goldman&#8217;ın okulu bırakarak fabrikada çalışmaya başlamasına neden oldu.</p>
<p>Oradayken Goldman&#8217;ın eline, kitabın kahramanı Vera&#8217;nın nihilizme yöneldiği ve cinsiyetler arasında eşitliğin ve dayanışmacı bir çalışmanın olduğu bir dünyada yaşadığı, Cherychevsky&#8217;nin &#8220;Ne Yapılmalı&#8221;sı geçti. Kitap, Goldman&#8217;ın daha sonraki anarşizminin başlangıç halindeki bir kabataslağını sunar, ve onun kendi yaşamını istediği gibi yaşama kararlığını güçlendirir.<span id="more-166"></span></p>
<p>15 yaşındayken babası onu evlendirmeye çalışır, ancak bunu kaul etmez. Sonunda üvey kızkardeşi ile beraber Rochester&#8217;daki kızkardeşinin yanına gönderilmesine karar verildi. Goldman, Amerika&#8217;nın bir Yahudi göçmen için hiç de vaat edilen bir fırsatlar ülkesi olmadığının farkına varır. Goldman için Amerika&#8217;nın anlamı, terzi olarak yaşamını sürdürdüğü gecekondular ve kötü çalışma koşulları demekti.</p>
<p>Goldman&#8217;ı anarşizme çeken ilk şey Chicago&#8217;daki Haymarket Meydanı trajedisinden yükselen haykırışlardı. İşçilerin 8 saatlik iş günü için gösterisi sırasında polis kalabalığının arasına bir bomba atılmıştı. Nihayetinde dört anarşist asılmıştı. En zayıf delillerle mahkum edildiler; mahkemede yargıç açıkça &#8220;Haymarket bombalamasına neden olduğunuz için değil, Anarşist olduğunuz için yargılanıyorsunuz&#8221; diyordu.</p>
<p>Emma Goldman olayları ilgiyle izledi ve asılmaların yaşandığı gün bir devrimci olmaya karar verdi. O zaman Goldman 20&#8242;sindeydi ve 10 aydır bir Rus göçmenle evliydi. Evliliği yürümedi ve ondan boşanarak New York&#8217;a taşındı.</p>
<p>Orada Almanca olan anarşist bir gazetenin yöneticisi olan Johann Moss ile arkadaş oldu. Moss, onu koruması altına almaya karar verdi ve onu bir konferans turnesine gönderdi. Moss, Goldman&#8217;dan sekiz saatlik iş günü kampanyasının yetersizliğinden bahsetmesini istedi. Kapitalizmin tamamen yıkılmasını talep edilmesi gerektiğini savundu. Sekiz saatlik işgünü kampanyası yanlızca bir saptırmaydı. Goldman halk toplantılarda bu mesajı hakkıyla aktardı. Ancak, Buffalo&#8217;da yaşlı bir işçi şu soruyla ona meydan okudu; &#8220;Onun yaşındaki bir adam ne yapacaktı? Muhtamelen kapitalizmin yıkılmasını göremeyeceklerdi. Nefret edilen işten belki bir iki saatlik kurtuluşu da elde edemezler miydi?&#8221;.</p>
<p>Bu karşılaşmayla, Goldman daha yüksek ücretler ve daha kısa çalışma saatleri gibi belli iyileştirme çabaların bırakın saptırma olmayı, toplumun devrimci dönüşümünün bir parçası olduğunun farkına vardı.</p>
<p>Goldman giderek Moss&#8217;dan uzaklaştı ve rakip Alman &#8220;Die Autonomie&#8221; dergisiyle daha fazla ilgilenmeye başladı. Burada Kropotkin&#8217;in yazılarıyla tanıştı. Peter Kropotkin&#8217;in vurguladığı ve onun da sahip olduğu bireyin Özgürlüğüne inanç ile insanoğlunun toplumsal yeti ve karşılıklı yardımlaşmaya olan eğilimini dengelemeyi amaçladı. Kişisel özgürlüğe bu inancı, genç bir devrimciyle dans ettiği, [ve bu genç devrimcinin] ona bir ajitatör yerine bir dansçı olması gerektiğinin söylediği bir hikayede dikkati çeker. Goldman şunları yazıyordu: &#8220;Davamızın benim bir rahibe olarak davranmamı ve hareketin de bir manastıra dönüşmesi gerektirdiğini beklememeliyiz. Eğer bu anlama gelecekse, ben bunu istemiyorum. Ben özgürlük, kendini ifade etme hakkını, herkesin güzel ve parlak şeylere sahip olması hakkını istiyorum&#8221;.</p>
<p>İlk zamanlarda Goldman eylemli propaganda düşüncesini destekledi. 1892&#8242;de Alexander Berkman ile beraber, Homestead Pennslyvania fabrikasındaki grevi silahlı muhafızlarla bastıran Henry Clay Finch&#8217;e suikast düzenlemeyi planladılar. Hatta silah satın almak için para biriktirmek üzere başarısız bir şekilde fahişe olarak bile çalışmayı denedi. Onlar bir tiranı, bu zalim sistemin bir temsilcisini öldürerek, halkın bilincin attırılacağına inanıyorlardı. Bu gerçekleşmedi.</p>
<p>Berkman Finch&#8217;i ancak yaralayabildi ve 22 sene hapis cezasına çarptırıldı. Goldman, ahlakın sonuçlarla değil güdülerle ilgili olduğunda ısrar ederek, girişilen bu suikastı açıklamaya ve haklı çıkarmaya çalıştı. Devrim sonrası Rusya&#8217;daki dönemde, amacın araçları haklı çıkardığı [şeklindeki] inancını tekrar ortaya koymuştur; ancak buna daha sonra değineceğim.</p>
<p>Berkman&#8217;ı savunması onu damgalanmış bir kadın yaptı ve konuşmalarına devamlı olarak yetkililerce müdehale edildi. 1893&#8242;de, işsizleri &#8220;zor kullanarak&#8221; ekmeklerini elde etmeye sevk ettiği suçlamasıyla tutuklandı ve Blackwell Adası hapishanesinde bir yıllık bir cezaya çarptırıldı.</p>
<p>Doğum kontrolü ile ilgili broşürler dağıtmak yüzünden ikinci kez tutuklandı; ancak en uzun hapis cezasına &#8220;Zorunlu Askerliğe Hayır&#8221; birliğini kurması ve Birinci Dünya Savaşına karşı gösteriler düzenlemesi nedeniyle çarptırıldı. Goldman ve Berkman 1917&#8242;de zorunlu askerlik çağrılarını engellemekten tutuklandılar ve iki yıl hapse çarptırıldılar. Bunun üzerine vatandaşlıktan ayrıldılar ve diğer istenmeyen &#8220;kızıllar&#8221;la beraber Rusya&#8217;ya sınırdışı edildiler. Onun sınırdışı edilme celsesini yöneten J. Edgar Hoover onu &#8220;Amerika&#8217;daki en tehlikeli kadınlardan birisi&#8221; olarak nitelendiriyordu.</p>
<p>Sınırdışı edilmesinin olumlu yanı ise, Rus Devrimine ilk elden tanıklık yapabileceği Rusya&#8217;ya serbest bir bilet almış olmasıydı. Goldman, 1inci enternasyonal&#8217;de anarşizmle yaşanan çatışmanın kalıntılarını gömmeye ve Bolşevikleri desteklemeye hazırlanmıştı. Ancak, Goldman ve Berkman, 1919&#8242;da tüm ülkeyi gezerken gördükleri çoğalan bürokrasi, siyasi baskı ve zorunlu emek karşısında dehşete kapıldılar. Kopuş noktası, 1921&#8242;de Kronştad denizcileri ve askerlerinin Bolşeviklere karşı ayaklanması ve grevdeki işçilerle dayanışmasıyla oldu. Kızılordu ve Troçki&#8217;nin saldırısına maruz kalarak ezildiler. Aralık 1921&#8242;de Rusya&#8217;yı terk eden Goldman bulgularını iki çalışmada ortaya koydu &#8211;&#8221;Rusya&#8217;daki Hayal Kırıklığım&#8221; ve &#8220;Rusya&#8217;daki İlave Hayal Kırıklığım&#8221;. Şöyle diyordu; &#8220;Tüm tarih boyunca otorite, hükümet ve devlet, daha önce bu kadar içsel olarak statik, gerici ve hatta karşı-devrimci olmamıştı. Kısacası, devrimin bizzat anti-tezi&#8221;.</p>
<p>Rusya&#8217;da geçirdiği zaman, onun amaç aracı haklı çıkarır şeklindeki eski inancını yeniden değerlendirmesine yol açtı. Goldman şiddetin toplumsal dönüşüm sürecininde zorunlu bir şeytanlık olduğunu kabul ediyordu. Ancak, Rusya&#8217;daki deneyimi onu bir ayrım yapmaya zorladı. Şöyle yazıyordu: &#8220;Geçmişte her büyük siyasi ve toplumsal değişimin şiddeti gerektirdiğini biliyorum &#8230; Ancak bir çarpışma sırasında savunma aracı olarak şiddete başvurmak bir şey. Terörizmi bir ilke haline getirmek, onu kurumsallaştırmak, ona toplumsal mücadelede en hayati yeri vermek bambaşka bir şey. Böylesi bir terörizm karşı-devrimi besler ve sonuçta kendisi giderek karşı-devrim haline gelir&#8221;.</p>
<p>Bu görüşler, Rus Devrimi&#8217;nin bir başarı olduğuna hala inanmak isteyen radikaller arasında popüler değildi. Goldman 1921&#8242;de Britanya&#8217;ya göç ettiğinde, Bolşevikleri suçlamakta neredeyse tek başına kalmıştı ve konuşmalarına çok az kişi katılıyordu. 1925&#8242;te sınırdışı edilebileceğini duyan Gallerli bir madenci, Britanya vatandaşlığı edinmesi için ona evlenme teklif etti. Britanya pasaportu ile Fransa ve Kanada&#8217;ya seyahat edebiliyordu. Hatta 1934&#8242;de ABD&#8217;ye bir konferans turu düzenlemesine bile izin verildi.</p>
<p>1936&#8242;da, İspanyol Devrimi&#8217;nin patlak vermesinden birkaç ay önce, Berkman intihara teşebbüs etti. Goldman, 67 yaşında, mücadeleye katılmak üzere İspanya&#8217;ya gitti. Liberter gençlerin gösterisinde şöyle diyordu; &#8220;Devriminiz, anarşizmin kaosu temsil ettiği sanısını ebediyen yıkacaktır&#8221;. 1937&#8242;de CNT-FAI&#8217;nin koalisyon hükümetine katılmasını ve savaş çabası uğruna komünistlerin gücünü arttıracak tavizler vermesini onaylamadı. Ancak anarşistlerin hükümete katılmasını ve askerileşmeyi kabul etmesini kınamayı reddetti, çünkü bunun alternatifinin o dönemde komünist bir diktatörlük olduğunu hissediyordu.</p>
<p>Goldman 1940&#8242;da öldü, ve Chicago&#8217;da kaderleri yaşamının akışını değiştiren Haymarket Şehitlerinin yakınına gömüldü.</p>
<p>Emma Goldman, ardında anarşist düşünceye önemli katkılar bıraktı. Özellikle, daha önceleri ilk anarşistlerce ancak ipuçları ortaya koyulan, cinsiyet siyasetini anarşizmle birleştirmesiyle hatırlanır. Goldman, kadınların doğum kontrolü hakkı için kampanyalar düzenledi ve bu yüzden hapse girdi. Siyasi çözümün cinsiyetler arasındaki eşitsiz ve baskıcı ilişkilerden kurtulmak için yeterli olmadığını öne sürdü. Değerlerin, özellikle de kadınların kendi aralarında, muazzam bir şekilde değişmesi gerekmektedir. Kadınların bunu yapabileceklerini savunur:</p>
<p>&#8220;İlk olarak, kendilerini bir seks metası olarak değil, kişilik [sahibi bireyler] olarak değerlendirerek. İkincisi, kendi bedeni üstünde kimsenin hak iddia etmesini kabul etmeyerek; Tanrı, devlet, toplum, koca, aile vb.&#8217;nin hizmetkarı olmayı reddederek; kendi yaşamını daha basit, ancak daha derin ve zengin yaparak. Yani, tüm karmaşıklıklarıyla yaşamın anlamı ve içeriğini kavramayı deneyerek, kendini kamusal görüşün ve kamusal kınamının [dışlamanın] korkusundan kurtararak. Kadını seçim sandıkları değil, ancak anarşist devrim özgürleştirecektir; [anarşist devrim] onu Dünya&#8217;da daha önce görülmemiş bir güç, özgür erkekler ve kadınların oluşmasını sağlayacak kutsal ateşten bir güç haline getirecektir&#8221;.</p>
<p>Kaynak: &#8220;Emma Goldman&#8221;.</p>
<p>Kronoloji:</p>
<p>1869 &#8211; Emma Goldman Litvanya&#8217;da Kovno&#8217;da doğar.<br />
1885 &#8211; Goldman ABD&#8217;ye göç eder, Rochester&#8217;a (N.Y.) yerleşir.<br />
1886 &#8211; Haymarket bombalaması: Sekiz saatlik çalışma günü mücadelesinin zirvesinde, bir önceki gün McCormick Biçerdöver Fabrikası&#8217;ndaki grevcilere polisin ateş açmasını protesto etmek için Haymarket Meydanı&#8217;nda düzenlenen toplantıda polisin arasına bomba atılır. Failleri asla bulunamasa da, sekiz anarşist lider cinayet suçuyla yargılanırlar ve suçlu bulunurlar.<br />
1887 &#8211; Goldman Jacob Kersner ile evlenir; ABD vatandaşlığı edinir; evliliğinden mutsuz olan ve giderek anarşizme yönelen Goldman aynı yıl Kersner&#8217;den boşanır.<br />
Haymarket anarşistlerinin dördü idam edilir.<br />
1889 &#8211; Goldman New York&#8217;a taşınır.<br />
1890 &#8211; Goldman&#8217;ın ilk konferans turu; Rochester, Buffalo ve Cleveland konuşmaları.<br />
1892 &#8211; Homestead Pa. çelik grevi, grevcilerle Pinkerton detektifleri arasında kanlı bir çatışmaya sahne olur; Goldman&#8217;ın yoldaşı Alexander Berkman, Carnegie Çelik Şirketi müdürü Henry Clay Frick&#8217;e suikast girişiminde bulunur; Goldman Frick&#8217;in yaşamına kastedilen bu plana yardım etmekle suçlanır.<br />
1893 &#8211; Goldman New York Union Square&#8217;de düzenlenen işsizlerin gösterisindeki konuşması yüzünden yargılanır; izinsiz gösteriye yardımcı olmaktan suçlu bulunur; tutuklulara hemşirelik yapacağı Blackwell Adası hapishanesinde bir yıl hapse çarptırılır.<br />
1895-1896 &#8211; Goldman Viyana&#8217;da resmi hemşirelik eğitimi alır.<br />
1898 &#8211; İspanya-Amerika Savaşı: Filipinler, Puerto Rico ve Guam zafer kazanan ABD&#8217;nin eline geçer.<br />
1901 &#8211; Başkan William McKinley&#8217;e bir anarşist tarafından suikast düzenlenir. Goldman işin içine sokulur, tutuklanır, sorgulanır ve serbest bırakılır. Goldman ismini değiştirir, kısa bir süreliğine kamusal saldırılardan kaçınmak için yeraltına geçer.<br />
1903 &#8211; Anarşistlerin ülkeye girmesini yasaklayan federal anti-anarşist kanuna ilişkin açılan ilk davaya karşı, Goldman New York&#8217;da Serbest Konuşma Birliği&#8217;nin kurulmasına yardım eder.<br />
1905 &#8211; Dünya Sanayi İşçileri (IWW) kurulur.<br />
1906 &#8211; 1917&#8242;e kadar yayınlanacak olan Mother Earth dergisi Emma Goldman ve yoldaşları tarafından kurulur; Goldman dergi için para toplamak üzere yıllık konferans turlarına başlar; modern Avrupa draması, kadınların eşitliği ve bağımsızlığı, cinsellik ve özgür aşk, çocuk gelişimi ve eğitimi, dini köktencilik gibi konularda konuşmalar yapar; Alexander Berkman hapisten çıkar.<br />
1908 &#8211; Goldman toplantılar için salonların kullanılmasını kabul etmez; ona &#8220;Hobo Tiyatro Salonu&#8221;nu teklif eden ve sonunda da onun aşığı ve konferans turlarının idarecisi olan Ben Reitman ile tanışır; IWW&#8217;in Mont Missoula&#8217;da serbest konuşma kavgası (Serbest konuşma kavgaları, Goldman gibi kişi ve IWW gibi örgütlerin kamu toplantıları düzenlemeye çalıştığı, ancak yerel otoritelerce engellendiği bu dönemde sıklıkla yaşanıyordu.)<br />
1909 &#8211; IWW&#8217;in Washington Spokane&#8217;de serbest konuşma kavgası; New York&#8217;daki kadın dokuma işçilerinin grevi (Yirmibinin Ayaklanması).<br />
1910 &#8211; Goldman&#8217;ın &#8220;Anarşizm ve Diğer Makaleler&#8221; kitabı yayınlanır.<br />
1911 &#8211; New York&#8217;daki Triangle Bluz Şirketi&#8217;ndeki yangında çoğu kadın olmak üzere 146 kişinin ölmesi &#8211;sendikacıların girmesini engellemek üzere ön kapının kilitli tutulması yüzünden pekçok işçi kaçamayarak, ölüme atlamak zorunda kalmıştı.<br />
1912 &#8211; San Diego&#8217;da serbest konuşma kavgası; Şehir dışına çıkarılan Ben Reitman&#8217;a hunharca saldırılır.<br />
IWW önderliğindeki Mass. Lawrance tekstil grevi.<br />
1913 &#8211; N.J., Paterson&#8217;da IWW ipek fabrikası grevi<br />
Düşük ücretleri, tehlikeli çalışma koşullarını ve maden şirketlerinin işçilerinin yaşamlarının her yönüne hakim olmasını protesto etmek için düzenlenen Colorado kömür madenleri grevi.<br />
New York&#8217;daki Armory gösterisi Amerikan seyircisine Avrupa sanatını ilk defa sunar, skandal yaratır.<br />
1914 &#8211; Goldman&#8217;ın &#8220;Modern Dramanın Toplumsal Önemi&#8221; kitabı yayınlanır.<br />
Ludlow Katliamı: Colorado Ulusal Muhafızları ve maden muhafızları grevdeki işçiler ve aileleri tarafından işgal edilen çadır kente saldırır; öldürülenler arasında iki kadın ve onbir çocuk vardır; madencilerin silahlı ayaklanması on gün sonra federal birlikler tarafından bastırılır.<br />
Avrupa&#8217;da I. Dünya Savaşı başlar.<br />
1915-1916 &#8211; Goldman sıklıkla doğum kontrolü üzerine konuşma yapar ve defalarca tutuklanır; doğum kontrolüne ilişkin bilgi dağıtmak yüzünden onbeş gün hapiste geçirir.<br />
1917 &#8211; ABD Almanya&#8217;ya savaş ilan ederek I. Dünya Savaşına girer.<br />
Federal hükümet zorunlu askere alma kararı alır.<br />
Goldman, Berkman, M. Eleanor Fitzgerald ve Leonard Abbott ile birlikte &#8220;Zorunlu Askerliğe Hayır Birliği&#8221;ni kurar.<br />
Goldman ve Berkman zorunlu askerliği engellemekten suçlanırlar, iki yıl hapis cezasına çarptırılırlar.<br />
Casusluk Yasası çıkarılır.<br />
1918 &#8211; İsyana Teşvik Yasası çıkarılır.<br />
1918-1919 &#8211; Goldman Jefferson City hapishanesinde, Berkman ise Atlanta&#8217;daki federal hapishanede yatar.<br />
1919 &#8211; Goldman ve Berkman diğer 247 yabancı radikalle beraber sınırdışı edilir (Onu vatandaşlık haklarından mahrum etmek için Goldman&#8217;ın kocası hükümet tarafından vatandaşlıktan çıkarılır. 1918&#8242;de çıkarılan Yabancılar Yasası, bir yabancının anarşist olması halinde ABD girmesinden sonra her an sınırdışı edilebileceğini yasallaştırır).<br />
1920 &#8211; Anayasa&#8217;daki ondokuzunu değişiklik (kadınlara oy hakkı veren) onaylandı.<br />
İki İtalyan anarşisti Sacco ile Vanzetti Massachusetts&#8217;de bir muhafızı öldürmek suçuyla tutuklandılar; mahkemenin yaklaşımının da desteklediği üzere, suçlananlar büyük ölçüde dönemin radikal karşıtı ve yabancı yerleşimciler karşıtı duygularının kurbanı olarak değerlendirilirler.<br />
1920-1921 Goldman ve Berkman, Bolşeviklerin serbest konuşma ve ifade haklarının reddetmesi, özellikle de anarşistlerin bastırılmasıyla karşılaşacakları Sovyet Rusya&#8217;ya sürgün edilirler.<br />
1921 &#8211; Aralık&#8217;ta Goldman ve Berkman Rusya&#8217;dan ayrılırlar.<br />
1922-1924 Kısa bir süre Stockholm&#8217;da kalmasının ardından Berlin&#8217;e sürgüne gider.<br />
1923 &#8211; Goldman &#8220;Rusya&#8217;daki Hayal Kırıklığım&#8221;ı yayınlar.<br />
1924-1926 &#8211; Goldman, Sovyet Rusya&#8217;daki koşullar ve modern drama üzerine yazarak ve konferanslar vererek Londra&#8217;da yaşar.<br />
1926-1928 &#8211; Goldman Kanada&#8217;ya yerleşir. Toronto&#8217;ya yerleşerek, Rusya, modern drama ve topluımsal meseleler üzerine yazar ve konferanslar verir.<br />
1927 &#8211; Anarşist Sacco ve Vanzetti&#8217;nin idam edilmesi uluslarası protestolara neden olur.<br />
1928-1936 &#8211; Goldman Fransa&#8217;da Saint-Tropez&#8217;e yerleşir.<br />
1931 &#8211; Goldman otobiyografisini basar, &#8220;Hayatımı Yaşarken&#8221;.<br />
1932 &#8211; Goldman, faşizm tehdidi ve Nazizm&#8217;in yükselişi üstüne İskandinavya&#8217;da ve Almanya&#8217;da konferanslar verir.<br />
1933 &#8211; Goldman Hollanda&#8217;dan sınırdışı edilir.<br />
1934 &#8211; Goldman, doksan günlük bir konferans turu için ABD&#8217;den vize alır.<br />
1936 &#8211; Kanser olan Berkman intihar eder.<br />
1936-1938 &#8211; Goldman İspanya&#8217;yı ziyaret eder; çarpışan İspanyol anarşistlere para sağlamak üzere Londra&#8217;da ofis açar.<br />
1939 &#8211; Goldman, İspanyolların yenilmesinin ardından İç Savaştaki kadın ve çocuk göçmenler için kaynak toplamak üzere Kanada&#8217;ya yerleşir.<br />
1940 &#8211; Goldman Toronto&#8217;da ölür ve Chicago&#8217;da Haymarket şehitlerinin yakınına gömülür. </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/166/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/166/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=166&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2009/09/13/emma-goldman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>NEDEN KARA BAYRAK?</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/neden-kara-bayrak/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/neden-kara-bayrak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 05:15:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anarşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[Neden bayrağımız kara? Kara yadsımanın gölgesidir. Kara bayrak bütün bayrakların yadsımasıdır. O, insan ırkını kendi kendisiyle karşı karşıya getiren ve insanoğlunun tekbirliğini engelleyen ulusallığın yadsımasıdır. Kara, şu veya bu devlet için, sadakat [ing. allegiance, vatan] adına insanlığa karşı işlenen tüm suçlara karşı [oluşan] kızgınlık ve hakaret halinin [rengidir]. O, hükümetlerin hilekarlıklarında, ikiyüzlülüklerinde ve entrikalarında ifade [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=162&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family:Arial,Helvetica;">Neden bayrağımız kara? Kara yadsımanın gölgesidir. Kara bayrak bütün bayrakların yadsımasıdır. O, insan ırkını kendi kendisiyle karşı karşıya getiren ve insanoğlunun tekbirliğini engelleyen ulusallığın yadsımasıdır. Kara, şu veya bu devlet için, sadakat [<em>ing. allegiance</em>, vatan] adına insanlığa karşı işlenen tüm suçlara karşı [oluşan] kızgınlık ve hakaret halinin [rengidir]. O, hükümetlerin hilekarlıklarında, ikiyüzlülüklerinde ve entrikalarında ifade edilen insan zekasına karşı aşağılamanın karşısındaki kızgınlık ve hakaretin [rengidir]. Kara yine matemin rengidir; ulusu geçersiz hale getiren kara bayrak, onun kurbanlarının matemini tutar &#8211;daha büyük zaferler ve kanlı devletlerin istikrarı için, iç ve dış savaşlarda sayısız milyonlar katledildi. Emeği çalınarak (vergilendirilerek), insanların boğazlanmasında ve zulüm altına alınmasında kullanılanların matemini tutar. Sadece bedenin ölümünün değil, aynı zamanda otoriter ve hiyerarşik sistemler altında kötürümleştirilen ruhun matemini tutar; dünyayı aydınlatmak için asla bir şans bulamayan sansürlenmiş milyonlarca beyin hücresinin matemini tutar. Tesellisi imkansız bir kederin rengidir &#8230;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial,Helvetica;">Ama kara güzeldir de. Azmin, kararlığın ve gücün rengidir; diğer herşeyin açığa çıktığı ve tanımlandığı bir renktir. Kara filizlenmenin, doğurganlığın gizemli çevresinin; karanlıkta kendini daima değiştiren, yenileyen, hayat veren ve yeniden üreten yeni bir yaşamın yetişme zeminidir. Dünya&#8217;da saklı tohum, spermin garip yolculuğu,<img src="http://www.ninjacloak.com/index.php/1010110A/f8ca890dd349f8808b6e0271dee2ae296eb8262da5d86b8b7991d3cbe7fac8bf33d0366d877ec386361231df29bf56ac5a5c11ae874785b74a3931e650b015252" border="0" alt="" width="150" height="100" align="right" /> embriyonun rahimdeki gizemli büyümesi, tüm bunların hepsinde, karanlık çevreler ve korur &#8230;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial,Helvetica;">Yani kara yadsımadır, kızgınlıktır, matemdir, güzelliktir, umuttur; insan yaşamının yeni biçimlerinin, [ve bu biçimlerin] dünya ile beraber ve onun üstündeki ilişkilerinin beslenmesi ve korunmasıdır. Kara bayrak tüm bunları anlatır. Onu taşımaktan gurur duyuyoruz; [ama] taşımak zorunda olduğumuz için üzgünüz de ve bu gibi sembollerin bir daha gerekli olmayacağı günü şevkle bekliyoruz.</span></p>
<div><span style="font-family:Arial,Helvetica;"><strong>REINVENTING ANARCHY</strong>&#8216;den</span></div>
<p><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica;"><span style="color:#990000;">ÇEVİRİ: Anarşist Bakış</span></span></strong></p>
<hr /><strong><span style="font-family:Arial,Helvetica;"><span style="color:#990000;">Kaynak:</span>Malatesta League </span></strong><span style="font-family:Arial,Helvetica;">(malatestaleague@usa.net)</span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/162/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/162/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=162&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/neden-kara-bayrak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.ninjacloak.com/index.php/1010110A/f8ca890dd349f8808b6e0271dee2ae296eb8262da5d86b8b7991d3cbe7fac8bf33d0366d877ec386361231df29bf56ac5a5c11ae874785b74a3931e650b015252" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>AVRUPA&#8217;DA ANARŞİZM, ENTERNASYONALİZM VE ULUSÇULUK: 1860-1939</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/avrupada-anarsizm-enternasyonalizm-ve-ulusculuk-1860-1939/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/avrupada-anarsizm-enternasyonalizm-ve-ulusculuk-1860-1939/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 05:14:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anarşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[GİRİŞ Bu makale, anarşizmin &#8220;klasik&#8221; dönemi (1860/70-1939) boyunca, Avrupa anarşist ve sendikalist hareketlerinin enternasyonalizmi üzerine odaklanacaktır [01]. Her ne kadar anarşizm ile anarşistlerin ulusçuluğunk [nationalism, milliyetçilik] ve ulusal [national, milli] hareketlerin tam karşıtı olduğu varsayılsa da, onlar da, aynen sosyalistler ve sosyalizm ideolojisi (ve hatta Marksizm) gibi, hem ulusçulukla hem de ulus-devletle yakın ve sembiyotik [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=160&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GİRİŞ</p>
<p>Bu makale, anarşizmin &#8220;klasik&#8221; dönemi (1860/70-1939) boyunca, Avrupa anarşist ve sendikalist hareketlerinin enternasyonalizmi üzerine odaklanacaktır [01]. Her ne kadar anarşizm ile anarşistlerin ulusçuluğunk [nationalism, milliyetçilik] ve ulusal [national, milli] hareketlerin tam karşıtı olduğu varsayılsa da, onlar da, aynen sosyalistler ve sosyalizm ideolojisi (ve hatta Marksizm) gibi, hem ulusçulukla hem de ulus-devletle yakın ve sembiyotik bir ilişki içerisindeydiler olmuştur [02]. Ve bBu, tamamen sosyalizm ile komünizmin Avrupa&#8217;daki tarihine ait eski bir temanın uygulanmasıyla kullanılmasından elde ediliyor gösterilebilir: ulusal temelli siyasi parti veya hareketlerin aynı zamanda resmi olarak enternasyonalist ideolojiye de bağlı olanmalarının yarattığı ulusal temelli siyasi parti veya hareketlerin ikilemleri [03]. Bu, ondokuzuncu on dokuzuncu yüzyılın ortaları ile İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın başlangıcı arasındaki dönemde, Avrupa&#8217;da anarşizm ile ulusçuluk arasındaki ilişkiyi sorgulamaya yönelik yaklaşımlardan sadece birisidir. Bir başka makalede, bölgeselcilik, ulusçuluk ve ulus sorununun, İtalyan ve İspanyol anarşist hareketleri içerisindeki rollerini karşılaştıracağım [04]. İkinci bir makale, 1880&#8242;den aynı yüzyılın sonuna başlangıcına kadar geçen dönemde Paris&#8217;deki anarşistler ile popüler anti-Semitizm arasındaki ilişkiyi inceleyecek [05]. Üçüncüsü, Makhnovşina içindeki (1918-1921 Rus İç Savaşı sırasında zaman zaman Ukrayna&#8217;nın önemli bir kısmını kontrolü altına alan Nestor Makhno&#8217;nun Ukraynalı &#8220;anarşist&#8221; ordusu) azınlıkların, özellikle Yahudilerin rolünü inceleyecek [06]. Dördüncü makale ise, ulusçuluğun iki anarşist entelektüel kuramcısını ele alacak: Avusturyalı Marksistlerin kozmopolit bir çerçeve içerisinde ulusal kültürlerin hakkını savunmaan çabalarınyla Avusturyalı-Marksistlere benzerlikler sergileyen iki Almanı, Gustav Landauer ve Rudolf Rocker&#8217;i [07].<span id="more-160"></span></p>
<p>Bu makale esasen olarak Birinci ve İkinci Enternasyonaller ile Üçüncü&#8217;sünün doğuşu üzerine odaklanacak. Modern anarşist hareketin fidanlığı olan Enternasyonalizmin ideolojisi ile siyasal kültürünü inceleyeceğim. Federalist veya bölgeselci cumhuriyetçilik ile anarşistler arasındaki bağlantı vurgulanacak, 1871 Paris Komünü&#8217;nün etkisinin aydınlatılacak altı çizilecek. Ardından, Birinci Enternasyonal&#8217;in &#8220;anti-otoriter&#8221; Enternasyonalistlerini ayakta tutan (ve aslında onları Marksist karşıtlarına bağlayan) kozmopolit ekonomi politiği inceleyerek Birinci Enternasyonal tartışmasını sonuçlandıracağım. Emek piyasalarında küresel bir düzleyici oyun alanını [level playing field, tarafların aynı avantaj ve dezavantajlara sahip olduğu durum] garanti altına alma arzusu, emek enternasyonalizmini geliştirme çabalarını önce teşvik etmiş, ancak mahmuzladı ve nihayetinde ise de sınırlamıştır. Bunu, İkinci Enternasyonal ile ve Üçüncü Enternasyonaller&#8217;in başını kapsayan dönem boyuncaki anarşistlerin ve sendiakalistlerin enternasyonalizminin hakkındaki tartışılması takip edecek. Bu dönemde, gerek Paris Komünü&#8217;nün &#8220;yurtsever mirası&#8221;nın, ile gerekse küresel, düzleyici bir oyun alanı mantığının, anarşist ve sendikalist enternasyonalizmini hem şekillendirmişdiği ve hem de sınırlandırmıştır.dığı </p>
<p>BİRİNCİ ENTERNASYONAL VE ONDOKUZUNCU ON DOKUZUNCU YÜZYILIN SONLARINDA ANARŞİZMİN İDEOLOJİK KUVVET-ALANI</p>
<p>Anarşizm, ayrı kendine özgü bir ideoloji ve toplumsal pratikler kümesi olarak, Birinci Enternasyonal ile Paris Komünü döneminin ürünüdür. Aslında, iyice tanımlanmış Marksist ve Anarşist ideolojiler ancak 1870&#8242;lerdein sonunda ve hatta 1880&#8242;lerde gerçekten belirgin bir hale gelmiştir [08]. &#8220;Bilimsel sosyalizm&#8221; olarak Marksizmin Avrupa sosyalist hareketi içine nüfuz etmesi onyılları on yılları aldı [09]. Aynen Alman sosyal demokratları ile ve diğer sosyal demokratların Marksist veya Engelsci &#8220;bilimsel sosyalizm&#8221;i 1880&#8242;den sonra büyüyen siyasi partileri için Marksist veya Engelsci &#8220;bilimsel sosyalizm&#8221;i uygun görmelerine bulmalarına oldukça benzer bir şekilde gibi, Proudhon, Bakunin ve Kropotkin&#8217;in siyasi düşüncesi de toplumsal hareketler tarafından benimsendiğinde ete kemiğe kana cana bürünmüştdü. Böylece, Marksizmin yayılması, alınması kabullenilmesi ve özümsenmesine paralel bir şekilde, Fransa, İtalya ve İspanya&#8217;daki belli bazı toplumsal hareketler Marksist ideoloji yerine anarşist ideolojiye daha yatkındılar. Anarşist tarihin &#8220;Bermuda üçgeni&#8221;ne ilişkin ayrıntılı monografiler (1870&#8242;ler ve 1880&#8242;ler), anarko-kolektivist ve anarko-komünist doktrinlerin evrimini, benzersizce yeni düşüncelere eşsiz derecece açık olan siyasi alt-kültürler bağlamında, ayrıntılı bir şekilde derinlemesine incelemiştir [10]. Bu açıdan, &#8220;anarşist&#8221; terimi, &#8220;kolektivist&#8221;, &#8220;komünist&#8221; ve daha sonraları yüzyılın dönümündeki &#8220;liberter&#8221; terimlerinden daha az ilgi çekiciydi.</p>
<p>Benim buradaki amacım açısından, &#8220;federalist&#8221; ve &#8220;enternasyonalist&#8221; ana belirteçlerdir işaretlerdir. Anarşizmin ondokuzuncu on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Avrupa toplumsal hareketlerini etkilemesini anlayabilmek için, kavramı ve onun ilgili pratiklerini daha geniş bir kuvvet alanı içerisine yerleştirmek gerekir. Anarşizm, daha geniş bir ondokuzuncu on dokuzuncu yüzyıl geleneğinin bir parçasıdır: anarşizmin radikal federalist ve enternasyonalist cumhuriyetçilikle olan çok yakın ilişkisinie dikkate almadan, anarşizmin kökenlerini bireysel biyografiler veya daha geneliş toplumsal hareket düzeylerindeki kökenlerini anlamak imkansızdır olur.</p>
<p>Bu siyasi akımları şekillendiren unsurlar, 1848 devrimleri, 1860&#8242;larda Almanya, İtalya ve İspanya&#8217;da yaşanan ulusal devrimlerin artçı etkileri ve bu son iki ulusun cumhuriyetçilerinin Paris Komünü&#8217;nün olası sonuçlarıyla olans etkileşimleriydii tarafından şekillendirilmiştir. Federalist ve enternasyonalist cumhuriyetçilik geleneği yalnızca kıta Avrupasıyla kıtasıyla sınırlı değildi. Britanya Chartist sonrası radikalizminin &#8220;ayrıksı&#8221; &#8220;sıradışıcı&#8221; [exceptionalist] vakasında bile, bu akımların kısa da olsa dikkate değer bir etkisi olmuş ve Britanyalı sendikacılarıığını Birinci Enternasyonal&#8217;e yönlendirmiştir [11].</p>
<p>ANARŞİZM, PAN-ULUSALCILIK VE YUTRTSEVERLİK: BİRİNCİ ENTERNASYONAL</p>
<p>Doğuşundan En başından itibaren Enternasyonal (1864-1876) içerisindeki anlaşmazlıklar olmuştur vardı ve ilk büyük çatrpışma anti-sosyalist Mazzini taraftarı ulusalcılar ile diğer tüm diğer klikleri fraksiyonları &#8211;karşılıkçılar (Proudhon&#8217;un takipçileri), federalistler ve Marks&#8217;ın destekçileri&#8211; karşı karşıya getirmişti: karşılıkçılar (Proudhon&#8217;un takipçileri), federalistler ve Marks&#8217;ın destekçileri. Aslında, Bakunin&#8217;in Marks ile ittifakı, Mazzini taraftarlarının ve ile daha ılımlı karşılıkçıların marjinalleştirilmeleri için ize edilmesinde önemli idi olmuştu. Ancak, Marks ile ve Engels, büyük ve yekpare &#8220;tarihsel&#8221; devletlerin oluşturulmasını kurulmasını benimserken, Proudhon veya Bakunin&#8217;inden etkisindekilenen federalistler ile ve Enternasyonalistler ise bölge, kanton ve komünüleri savunuyordu.</p>
<p>Proudhon&#8217;un ölümü takipçilerinin Enternasyonal içerisinde etkilin olmasını engellemedi. Onun İspanya, İtalya ve tabii ki Fransa&#8217;daki nüfuzu etkileri, anarşizmin 1870&#8242;den sonraki yayılmasının yolunu hazırladı. Proudhon merkezileşmeye ve Jakobenliğeizme karşı çıkıyor, ancak bölgesel yurtseverliği dışlamıyordu. Ancakma onu bu yöne sevk eden şey neydi? Bazı tarihçiler Proudhon&#8217;un kökenleri ile onun Jakoben karşıtı federalizmi arasında bağlantılar kurmuştur [12]. Franche Comté&#8217;nin hemşerisi olanrak, [Proudhon], Fransa&#8217;ya görece kısa zaman önce (1690&#8242;lar) dahil edilen olmuş (1690&#8242;lar) bir bölgede ve hala Paris&#8217;e karşı belirgin bir düşmanlık fark edilir bir karşıtlığı hala var olan besleyen bir bölgede doğmuştu. Keza, Fransa&#8217;nın yanıbaşındaki İsviçre&#8217;nin, özellikle 1848 iç savaşından ortaya çıkan İsviçre&#8217;nin, Proudhon&#8217;un federalist yurtseverliği için bir model oluşturduğu da öne sürülmüştür. Proudhon, merkezileşen İtalyan ve Alman ulusçualcılarına karşı derin bir güvensizlikğe sahipti duyuyordu. Proudhon ile Mazzini birbirlerinden hiç hoşlanmazlardı arasındaki sevgide bir azalma yoktu. Yerel köylü ve zanaatkâarların gelenekleriniden besleynen Alman ve İtalyan devletlerindeki zengin bölgesel geleneklere hayrandı. Ancak, bazı tarihçiler, Proudhon&#8217;un, federalist ve anti-Jakoben karşıtı olsa da, Proudhon&#8217;un yine de bir Fransız federalisti ve anti-Jakobeni karşıtı olduğunu öne sürerler. Birleşmiş bir Almanya ve İtalya, Avrupa&#8217;nın güç dengesinde Fransa&#8217;nın hakimiyetini tehdit ediyorduecekti [13]. Clemenceau&#8217;nun anti-Jakoben beklentisi gibi, Proudhon da Fransa&#8217;sının grandeur&#8217;unu [ihtişamını] görkemini korumak amacıyla zayıf komşularıın olmasını arzuluyordu istiyordu.</p>
<p>Bakunin&#8217;in, İtalya ile ve İspanya&#8217;daki federalist cumhuriyetçilerin Birinci Enternasyonal&#8217;e kazandırılmasındaki rolü enine boyuna ayrıntılı bir şekilde araştırılmıştır [14]. Bugün, Bakunin&#8217;in anarşizminin İtalyanlarla karşılaşması sonucunda ndan ortaya çıktığı bugün açıktır [15]. Mazzini ile ve daha dolaylığrudan bir şekilde Garibaldi ile yaptığı olan tartışmaları ve Risorgimento kahramanı Carlo Pisacane&#8217;nin mirasının tartışmalı etkisi çok önemli adımlardı olmuştu. 1860&#8242;larından öncesinde Bakunin, tüm niyet ve amaçlarıyla bir Pan-Slavcı idi ve ancak 1860&#8242;larda İtalya&#8217;da bir kolektivist liberter sosyalist olmuştur. Bunaun karşıt olarak tarafında, İspanya&#8217;da ise, yakın zamanda Bakuninci Enternasyonalizm&#8217;e yönelen geçen İtalyan Cumhuriyetçileri, birinci kuşak ilk İspanyol anarşistlerinin birinci kuşağını ortaya çıkaracak olan kantoncu, federalist ve anaakım Cumhuriyetçiler arasındaki üç taraflı tartışmada katalizör işlevi gördüler.</p>
<p>PARİS KOMÜNÜ VE ENTERNASYONALİSTCİLERİN &#8220;YURTSEVER&#8221; KÖKENLERİ</p>
<p>1917 öncesinde, 1871 Paris Komünü ve 1886 Chicago&#8217;daki Haymarket ayaklanması, Avrupa Solu&#8217;nun büyük bir kısmı açısından iki belirleyici an olmuştur. Ulusal temelli anarşist hareketleri doğuran enternasyonalizm iki imgeden kaynaklanmıştı: Komüncülerin şehitliği ve Chicago&#8217;lu anarşistlerin idam edilmesi [16]. Ve bu iki imgeler, bu makalenin iki temasını aydınlatmaya hizmet eder. Böylece, Komün&#8217;ün devrimci, kendiliğinden yurtseverliği, anarşistler ve sendikalistler kuşağını, (onların farkında olduğundan daha fazla ölçüde bir şekilde), cumhuriyetçi geleneğe yakınlaştırdıır. Ve Komün ile Birinci Enternasyonal, 1890&#8242;larda sendikalist stratejinin öncülüğünü yapancak ve 1914 öncesinde sendikalist hareketin yılmaz neferleri haline gelencek anarşistler için örgütsel haberciler önceller olarak kullanıldımıştır. Chicago&#8217;lu anarşistlerin sekiz saatlik iş günü mücadelesinden kaynaklanan Bir Mayıs&#8217;ın enternasyonalist sembolizmi simgeciliği, takip eden onyıllarda on yıllarda anarşist ve sosyalist siyasi kültürün belirleyici çizgisi oldumuştur. 1890&#8242;larda, Avrupa&#8217;daki kanun ve nizam kuvvetlerinin çoğu Bir Mayıs&#8217;ı, Avrupa&#8217;daki kanun ve nizam kuvvetlerinin çoğu tarafından anarşist devrimci bir meydan okuma olarak değerlendiriliyordu. Anarşistler ve radikal sosyalistler açısından ise, 1890&#8242;larda Bir Mayıs, endüstriyel varoşların burjuva şehir merkezlerine hakim olduğu, bir uluslararası dayanışmanın bir günlük küresel genel grevi olarak görülüyordu. Ancak, 1914&#8242;e gelindiğinde, Bir Mayıs, sosyalist reformist ulusalcı bütünleşmenin sosyalist reformist stratejilerine asimile olmasını asyonunu yansıtır şekilde, büyük emekçi taburlarının, kararlı olmakla birlikte bir kuvvet gösterisi içinde, disiplinli, barışçıl bir kuvvet gösterisiyle  içinde, bir şekilde kaslarını gerdikleri bir işçi bayramı haline gelmişti [17].</p>
<p>Paris Komünü, ne Marksistlerin ne de anarşistlerin hakimiyetindeydi altındaydı [18]. Harekete geçirici kuvveti, uluslararası bir enternasyonal devrimden ziyade, aşağılanmış Parisli kentli yerel gururu onuru ile Fransız yurtseverliğinde bulunabilir: Prusyalılar ve onların Versailles&#8217;deki Fransız uşakları düşmandı. Ancak, Fransız yurtseverlikği fısıltıları Enternasyonal&#8217;de dikkate alınmamış, ve böylece de, 1870&#8242;lerde ve 1880&#8242;lerde İspanyol anarşistlerinin kendilerini enternasyonal&#8217;in ulusal birimi [şubesi] değil de bölgesel birimi olarak  adlandırmaları ölçüsünde, ulusal bir modelden ziyade bir uluslararası bir model öne çıkarılmıştı [19]. Bununla birlikte Yine de, Paris Komünü&#8217;nün &#8220;anarşistler&#8221; tarafından yaygın &#8220;okunması şekli&#8221; ve Alman Karl Marks ile olan anlaşmazlık, farzolunan varsayılan veya açık bir Alman karşıtı önyargıya (ve Proudhon ile ve Bakunin&#8217;de kaba bir anti-Semitizme karşıtı) önyargıya dönüştü. Böyleceu nedenle, otoriter Alman İmparatorluğu kendi doğal uzantısını Marksist otoriter devletçi sosyalizminde buldu. Bu mantık Bakunin ve Kropotkin&#8217;in çalışmalarında açıkça görülür. Bu, Bakunin&#8217;in etkili çalışması Statism and Anarchy&#8217;de [Devletçilik ve Anarşi] bulunur ve buna Kropotkin&#8217;in 1880&#8242;lerden 1914&#8242;e kadarki yazılarında tekrar tekrar ifade edilir rastlanır [20]. Aslında, 1914&#8242;de savaş patlak verdiğinde ve Kropotkin hararetle Müttefikleri desteklediğinde, İtalyan anarşisti Errico Malatesta, Kropotkin&#8217;in &#8220;Alman-fobisi&#8221;nin savaştan önce anarşist çevrelerde gayet iyi bilindiğini, ancak Rus&#8217;un ününün şüphecileri sessizleştirdiğini öne sürmüştü [21].</p>
<p>Irksalçı ve ulusal şablonculuk, doğaldır ki, sadece St. Imier Enternasyonali&#8217;nin anti-otoriter sesleriyle sınırlı değildi. Bakunin&#8217;in Marksist karşıtları, Genel Konsey&#8217;de Bakunin ve arkadaşlarını Çar&#8217;ın ajanları olmakla suçladılar. Gerek Hem Bakunin gerekse hem de daha sonraları Kropotkin, Polonya&#8217;nın özgürlüğünü ve Polonya&#8217;nın Rus İmparatorluğu&#8217;na karşı ayaklanmasını desteklemişdiler olsalar da, ancak Rusya&#8217;yı diğer Slav ulusların etrafında uyum içinde olacakları bir gövde kültür olarak tasavvur ediyorlardı ttiler [22]. Bakunin, Slav proleteryası ile ve köylüsünün hiçbir zaman devlet tapıcısı olmadığını, ve Rus Devletinin bizzat Alman kamçısının bir ürünü olduğunu düşünüyordu. Ancak, Bakunin, en iyi, Batı Avrupa&#8217;nın güney periferisinin yoksullarına olan beğenisiyle; İtalya ile ve İspanya&#8217;nın köylü, zanaatkâar ve işsiz öğrencilerinin devrimci potansiyelini methettiği biraz abartılı, &#8220;oryantalist&#8221; pasajlarıyla ile bilinir [23].</p>
<p>Tüm bunlar, anarşizm hakkındaki standart tarih kitapları ve biyografilerden görece gayet iyi bilinmektedir. Bakunin ile ve Birinci Enternasyonal&#8217;in içerisindeki diğer önde gelen şahsiyetlerinin ırksal ve ulusal şablonlara başvurmaları yaslanmaları, tarihsel anlatının ayrılmaz bir parçasıdır kaçınılmaz bir unsurudur: Bakunin, defalarca &#8220;Latinler&#8221; ile Slavlar arasında isteğe seçime bağlı bir yakınlık benzerliği teşhis eder. Ulusal veya &#8220;ırksal&#8221; aşağılamaların bu bilindiken tarihi, ve Proudhon ile Bakunin&#8217;in şok edici Semitizm karşıtı ağır hakaretleri sık sık dile getirilmiştir. Asıl çarpıcı olan şey ise, anarşizme yönelen sürgün edilmiş bir Rus narodnik&#8217;i Kropotkin&#8217;in bir örneği olduğu, anti-Marksist St. Imier Enternasyonali&#8217;nin bizzat ulusal veya &#8220;bölgesel&#8221; birimlerinde şubelerinde, tabanda benzer duyguların varlığına ilişkin kanıtların deliller keşfedilmesidir. Aanarşizme yönelen sürgün edilmiş bir Rus narodnik&#8217;i olan Kropotkin&#8217;in bunun en başta gelen bir örneğidir.ni</p>
<p>1870&#8242;lerde Enternasyonal,&#8217;in İspanya, İtalya ve Fransa&#8217;da (&#8220;Marksistler&#8221; ile &#8220;anarşistler&#8221; arasında) hiziplere bölünür ve kanun-dışı hale gelirken, İsviçre saat-imalatçıları örgütü engellenmeksizin gelişmesine izin verilen az sayıdaki ender toplumsal hareketlerden birisi de İsviçre Jura saat-imalatçıları örgütüydü ydi. Saat-imalatıyapımı mesleğinin işinin zanaatçılığa özgü mizacının Jura zanaatkâarlarını Bakuninci liberter kolektivizmi desteklemeye yatkın kıldığı doğru olsa da arken, Mario Vuilleumier, bölgesel, etnik ve dini kimliklerin, nasıl onların siyasi bağlılıkları üzerinde nasıl &#8211;belirleyici olmasa bile&#8211; önemli bir etkisiye sahip olduğunu &#8211;tamamen belirleyici bir etki olmasa bile&#8211; göstermiştir [24]. Bakuninci saat-imalatçılarının en güçlü olduğu yer olan Chaux de Fonds, Almanca konuşulan komşu Bern kantonunun hakimiyetine karşı çıkıyor ve keza eskiden önceden Prusyalılar idaresi tarafından yönetilmiş altında olan Neuchâtel kantonunun otoriter geleneklerine içerliyordu. Chaux de Fonds&#8217;un radikal Protestanlığı laik bir radikalizme dönüşmüştü; ve Vuilleumier, Juralı anarşistlerin, ulusalcı Arbeiterbund ile olan anlaşmazlıklarında, Bakunin&#8217;in Marksist ve &#8220;Alman otoriter&#8221; Enternasyonal&#8217;ine saldırırken kullandığı dile benzer bir dil kullandıklarını belirtir savunuyor. Aslında, Rus anarşistlerinin dilini başka kelimelerle ifade ediyor gibi gözükürler, ancak bunu kadim frankofone ademi merkeziyetçi örgütlenme ve bireysel sorumluluk geleneklerini vurgulayan yerel bir &#8220;muhalif&#8221; siyasi kültürle harmanlamışlardı.</p>
<p>Böylece, İtalya, İspanya veya İsviçre&#8217;de, kantoncual ve federalist olan, ruhbanlık karşıtı veya muhalif Cumhuriyetçilik gelenekleri, anti-Otoriter Enternasyonel&#8217;e uzanan için bir köprü işlevi gördüler. Enternasyonalizmin bu biçimi formu, Paris komününün imgesiyle birlikteile, Almanya ve &#8220;Alman sosyalizmi&#8221;ne karşı şüphe duymayaan yatkın militan ve liderlerin örtük (ve açık) varsayımları üzerinde temellenmişti. Her ne kadar Üçüncü Cumhuriyet&#8217;in çirkin gerçekleri onların günün Fransa&#8217;sını sevmesine engel olsa da, yine de başka bir devrimci Fransa&#8217;nın yurtsever imgesi savaştan önceksi dönemde Avrupalı anarşist ve sendikalistlerin zihinlerinin derinliklerinde yer etmeyi sürdürdüişti. Şimdi bu makalenin bir diğer temasına yöneleceğim: emekçi dayanışmasının bir aracı olarak enternasyonalizmin mantığı.</p>
<p>EMEKÇİ DAYANIŞMASI VE BİRİNCİ ENTERNASYONAL: ENTERNASYONALİZM VE KOZMOPOLİT EKONOMİ POLİTİK (DÜZLEYİCİ OYUN ALANI 1)</p>
<p>Marks ile ve Bakunin, aslında Enternasyonal&#8217;in tamamı, Aydınlama&#8217;nın, ondokuzuncu on dokuzuncu yüzyıl ekonomi politiğinin politik iktisadının ve &#8220;ütopyacı sosyalizm&#8221;in mirasını paylaşıyordu. Böylece, &#8220;kamplar&#8221;ın her ikisi de, modern ticari ve endüstriyel kapitalizmin iyi ya da kötü yeni bir küresel, kozmopolit düzen başlatacağını öngören tahmin eden bir dizi varsayımı paylaşıyordu [25]. Birinci Enternasyonal, burjuva Avrupa&#8217;sında, Paris Komünü ile olan belli belirsiz ilişkisinden dolayı, dolayı kötü bir üne sahipti; ve Komün&#8217;ün, vahşice bastırılmasının ardından, Komün&#8217;ün imgesi, İspanya, Fransa veya İtalya&#8217;daki cumhuriyetçilerin Enternasyonalistlere dönüşmesine yardımcı olduğu şeklindeki imajından olmuştu dolayı burjuva Avrupa&#8217;sında kötü bir üne sahipti. Ancak, bir örgüt olarak Enternasyonal, bir örgüt olarak, Britanya Yeni Model Sendikacılarının Birinci Enternasyonal&#8217;e cezbedilmesi sayesinde sınırlı da olsa gerçek bir nüfuz edindmişti. Bazı Britanyalı sendikacıların, 1860&#8242;ların sonlarında ve ile 1870&#8242;lerin başlarında Londra ve başka yerlerde canlı bir sağlam zemine sahip olan radikal cumhuriyetçi ve Komüncü dayanışma kültüründen etkilendikleri doğru olabilir. Daha baskın bir cazibe noktası ise, ucuz anakıta emeğinin Britanyalı işçilerin yüksek ücretlerini düşürmesini engellemekte Birinci Enternasyonal&#8217;in faydalı olmasıydır [26]. Marcel van der Linden, Britanya modeli sendikacıların, [Britanya] modern endüstriyel örgütlenme biçiminin üstünlüğünü güvenceye almak amacıyla için, neden uluslararası işbirliğine nasıl ihtiyaçlarıcını olduğunu göstermiştir [27]. Britanyalılar, anakıtadaki emek piyasaları üzerinde kontrol olmazsa, kendi yüksek ücretlerinin Belçika veya Fransa&#8217;dan ithal edilecek ucuz ve nitelikli emeğink kendi yüksek ücretlerini yüzünden düşüreceğini hissediyorlardı. Ancak, Britanya&#8217;daki nitelikli işçi sınıfının siyasi ve ekonomik hakları en azından bir kuşak boyunca güvence altına alındıktan sonra; ve, kuzey-merkez Avrupa&#8217;da hızlı bir endüstriyelleşme, işçi sınıfının siyasi olarak daha iyi eklemlenmiş bir kesimi açısından [Britanya'dakine] paralel benzer şekilde iyice eklemlenmiş ve korunan ulusal emek piyasalarının gelişmesindene tanıklık ettikten sonra, bu tür enternasyonalizmin sesi kesildi kısılmış ve yerini ulusal entegrasyon [bütünleşme] siyaseti aldımıştır [28]. Böylece, oyun alanını düzlemek için Britanyalı sendikacıların artık enternasyonalist stratejilere başvurmasına gerek kalmamıştır.</p>
<p>İKİNCİ ENTERNASYONAL DÖNEMİNDE ANARŞİZM VE SENDİKALİST ENTERNASYONALİZM</p>
<p>1889&#8242;dan sonra, ulusalcı ve parlamenter sosyalist partilerden meydana gelen İkinci Enternasyonal, anarşistleri ilk önce marjinalleştirdi ve en sonunda da 1896&#8242;da ihraç etti [29]. Her ne kadar anarşistler, anti-otoriter Enternasyonal&#8217;i yeniden canlandırmak için 1907&#8242;de Amsterdam&#8217;da bir toplantı çağrısı yapsalar da (&#8220;Marksist&#8221; Birinci Enternasyonal, Amerikan sosyalist hareketi üzerinde bir takım etkilerinin olacağı ABD&#8217;ye gönderilmişti), bu ancak bir anarşistler topluluğu arasında yazışmalara mektuplaşma topluluğuna yol açabildi [30]. Ancak, [anarşistler] giderek büyüyenmekte olan küresel sendikalist hareket içerisinde bir yankı buldular seslerini duyurdular.</p>
<p>Sendikalistler 1913&#8242;e gelene kadar kendi Enternasyonal&#8217;lerini oluşturmadılar [31]. Birinci Dünya Savaşı öncesindeki faaliyetleri hakkında söylenyecek pek bir şey yoktur, çünkü Avrupa&#8217;nın en büyük ve en etkili sendikalist sendika federasyonu olan Fransız CGT&#8217;si [Sendikalist Enternasyonal'e] katılmayı reddetmiş ve pragmatik nedenlerden ötürü daha ılımlı olan Berlin merkezli ISNTUC (International Secretariat of National Trade Union Centres, [Ulusal Sendika Merkezleri Uluslararası Sekreteryasıliği]) içerisinde kalmaya karar vermişti [32]. Bu nedenle, 1914 öncesi sendikalist (ve anarşist) enternasyonalimizminin iki yönünü incelemek zorundayız: göç ve küresel radikalizm;, yani 1860&#8242;ların kozmopolitikliğinin yeniden doğuşu,; ve Avrupa&#8217;da bunu zayıflatan CGT ile German Free Trade Unions [Alman Hür Sendikaları] arasında ortaya çıkan beliren ulusal gerilimler. Bu olayların her ikisi de olay da, anarşist veya sendikalist enternasyonalizmin ulusal ve küresel arenalarda karşı karşıya kaldığı geldiği çözümsüz bilmecelerin birer örneğidir. Avrupa&#8217;nın diğer ulus-devletleri de, Britanya&#8217;nın yolunu izleyerek canlanmasının ardından, diğer Avrupa ulus-devletleri de, enternasyonal dayanışmanın sürdürülmesini potansiyelini olarak zayıflatan kendi özgün ulusal bütünleşme politikalarını takip ettiler. Emperyal güç siyasetinin gidişatı belirlediği, ulus-devletlerden oluşan küresel bir sistem, siyasi veya toplumsal dayanışmayı, yeni bir kozmopolitikliği geliştirmeyi amaçlayan düzleyici bir oyun alanının sürdürülmesini zorlaştırdı.</p>
<p>Yine de, Belle Epoque süresince dünya ekonomisinde sermaye ve emeğin küreselleşmesiyle teşvikiyle edilerek, 1860&#8242;ların koşulları kısa bir süreliğine de olsa da geri geldi. Anarşistler ve sendikalistler, uluslararası anti-militarizm ile endüstriyel sendika örgütlenmesinin, yeni bir hareketli emekçi, nakliye işçileri proleteryası ve bazı nitelikli zanaatkarlar &#8211;başta bilhassa da İtalyanlar, İspanyollar, Ruslar, İskandinavlar, Britanyalılar, İrlandalılar ve İbranice konuşan Yahudiler olmak üzere&#8211; yeni bir ve hareketli bir emekçi proletaryası, nakliye işçileri proletaryası ve bazı nitelikli zanaatkârlar tarafından yayıldığı genel bir markasız enternasyonal hareket içerisinde önemli bir öncü rol üstlendiler [33]. Bunlar, Avrupa, Kuzey-Güney Amerika ve Britanya İmparatorluğu&#8217;nun sözümona &#8220;beyaz&#8221; Dominyonları denilen yerleri arasındaki olan çok büyük boyuttaki emek göçünün bir parçasıydı. Bu, kKüresel ekonomi genelinde bir dizi uluslararası grevin dalgasının kabarıprken doruğa ulaştı, ve, 1905 Rus Devrimi ile 1911-1914 arasındaki dönemde yoğunlaştığı sırada, bu emek göçü de en yüksek noktasına varmıştı yoğunlaştı. Britanya İmparatorluğu&#8217;nun parçaları ile Dominyonlarda, bu sendikalizm, beyaz adamın uluslararası dayanışma hareketiydi. Ancak, IWW, Güney Afrika&#8217;daki ve zaman zaman da Avusturalya&#8217;daki IWW, entegre [bütünleşmiş birleşik] sendikalar oluşturmaya yaratmaya teşebbüs etti. Amerikalı IWW örgütçüler, ırklar arası dayanışmaya yönelik çabalarından ötürü Güney&#8217;de linç edildiler [34]. Öte yandan, bazı İtalyan sendikalistleri, New York ve Brezilya&#8217;da bir süre yaşamalarının ardından, retoriklerinde fark edilir bir ulusçualcı bakış açısıyla İtalya&#8217;ya geri döndüler. Aslında, onların saflarında ulusal kimlik, ancak gittikleri ülkelerde &#8220;İtalyanlar&#8221; olarak etiketlendiklerin zamannde keşfedilmiş olabilir [35].</p>
<p>DÜZLEYİCİ OYUN ALANI 2: FRANSIZ-ALMAN DAYANIŞMASININ MANTIĞI, 1900-1914</p>
<p>CGT&#8217;nin 1914&#8242;den önceki tarihi iki döneme ayrılabilir [36]. Yaklaşık 1909&#8242;a kadar olan ilk birinci dönemde, CGT Bourses du Travail&#8217;den yetişen bir grup anarşistin hakimiyeti altındaydı. Bu dönem boyunca, liderliğin anti-militarizmi Fransız ordusuna duyulan güveni sarsarak onu çökertme maksimalist hedefine yönelmişti. Bu kampanyanın CGT&#8217;nin sıradan üyeleri saflarındaki (sou du soldat) arasındaki popülaritesi Fransız çalışan işçi sınıflarının anti-ulusalcı duyarlılığından çok, onların grevlere karşı yapılan askeri müdahalelere karşı duydukları olan nefretlerinden kaynaklanıyordu. 1909&#8242;dan sonra, CGT tarihinin ikinci evresinde aşamasında, anarşistler, metal işçilerinin, anarşistlerin hakimiyetindeki Bourses du Travail&#8217;in geleneksel zanaatsal tipi mesleklere baskın hale gelmesini temsil eden Alphonse Merrheim gibi yeni bir radikal reformistler kuşağı tarafından bir kenara itildiler [37]. Merrheim&#8217;ın endüstriyel sendikacılık modeli Alman uygulamalarsına oldukça yakındı. Merrheim, radikal bir reformistt idi ve toplumsal devrimi geliştirmeyi değil, işçiler adına daha fazla pazarlık yapma gücü kazanmayı amaçlayan endüstriyel sendikacılık tekniklerini kullandı. Merrheim, zayıf ve ideolojik açıdan olarak giderek bölünen CGT&#8217;nin üstesinden gelmek amacıyla uluslararası düzeyde ISNTUC&#8217;u kullanmaya çalışıyordu. Merrheim, Fransız emek hareketininin Avrupa emek piyasasında belirleyici daha etkili bir denge unsuru haline gelmesini, böylece de Almanlara daha çekici gelmesini istiyordu. Görece iyi ücret alan ve korunan Britanya sendika hareketi 1900&#8242;lerdein oyun alanını sınırlayan çizgiler hatları içerisinde kalmaktan mutluyken, bu oldukça kolaylaşmıştı. Ancak, amacını gerçekleştirmesik için, Merrheim&#8217;in SPD ve daha da önemlisi Hür Sendikalar ile işe yarar bir uzlaşma sağlaması gerekiyordu.</p>
<p>Alman sendikacılarının konumu pozisyonu, pek çok açıdan 1860&#8242;ların Britanya Yeni Model sendikacılarının 1860&#8242;lardaki pozisyonuna benzerdi. Kıta Avrupasındaki en ileri endüstriyel ekonomiye, en zengin ve örgütlü sendika örgütlenmelerine sahip olan Almanlar, Avrupa emek piyasalarsında bir düzleyici oyun alanını düzlemek olarak ve işverenlerin komşu ülkelerden gelen örgütsüz grev-kırıcıları kullanmasını engellemek için ISNTUC&#8217;u kullanmak istiyorlardı [38]. Kısacası, Batı Avrupa genelinde benzer bir sendikal yoğunlukğu düzeyleri ve benzer türde endüstriyel ilişkiler istiyorlardı. Bu açıdan, Britanya&#8217;nın 1860&#8242;larda Fransız işçilerini desteklemesine benzer bir şekilde, Almanlar da kendi pragmatik programlarını başarmak amacıyla uluslararası enternasyonal dayanışmayı desteklediler. Örneğin, 1912-13&#8242;de, büyük Aalman metal işçileri sendikası, İtalyan meslekdaşlarının ücret düzeylerini yükseltmek amacıyla FIOM (sosyalist metal işçileri federasyonu) tarafından düzenelenen İtalyan metal işçileri grevini ve İtalyan &#8220;Merrheim&#8217;i Bruno Buozzi&#8217;yi &#8211;İtalyan meslekdaşlarının ücret düzeylerini yükseltmek amacıyla&#8211; desteklemek için önemli miktardaki fonlarını kullandılar [39].</p>
<p>Merrheim ve CGT&#8217;nin diğer liderleri, Fransız anti-militarizminin devrimci retoriğini yumuşattılar azalttılar. CGT, Almanya&#8217;da imkansız olan ve Hür Sendikalar liderlerinin büyük bir şüpheyle yaklaştıkları maksimalist anti-militarizmden uzaklaşarak, askere alınmış Fransız askerinin içinde bulunduğu yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik, esasen reformist olan bir kampanyaya yöneldi [40].</p>
<p>Ancak, Fransızlar ile ve Almanlar birbirlerine yakınlaşırken dahi aralarındaki iletişim sorunları devam etti. Emperyal ordunun herhangi bir şekilde reforme edilmesine yönelik kampanya yapmak Alman sendikacıları açısından için fazlasıyla zordu ve &#8211;Howorth&#8217;un gösterdiği üzere&#8211; otoriter Alman sosyalisti imajı 1909 öncesinin anarşist liderliğindkten 1909 sonrasının reformcularına aktarılmıştı [41]. Her iki hareketin &#8220;enter-nasyonalizm&#8221;i de, diyordu Callahan, her birisinin ulusal sol-kanat siyasi kültürlerinin (Alman enternasyonalizmi ile Fransız devrimci mirasının) derin yapısına dayanan, karşılıklı olarak birbirlerini dıştarlayan, zımni seslendirilmemiş ilk öncüller içerisinde şekillenmişti tasarlanmıştı [42]. Uluslararası dayanışma toplantılarında düet yaptıklarında ortaya kakafoni çıkıyordu. Böylece, Fransız anarşist militanı Yvetot, 1911&#8242;de, Berlin&#8217;de Alman sendikacıları önünde anti-militarist bir konuşma yaparken az kaldı tutuklanıyordu. Alman ev sahipleri onu ülke dışına kaçırmak zorunda kalmışlardı, ve Yvetot Fransa&#8217;ya geri dönmesinin ardından Yvetot &#8220;Almanya&#8217;dan sınırdışı edilen ben, Fransa&#8217;ya geri döndüm, Salut à ma patrie!&#8221; [Merhaba vatanım!] diye biten bir makale yazmıştı [43].</p>
<p>1914&#8242;de savaş patladığında, CGT ile birçok önde gelen anarşistin kendi uluslarını ülkelerini desteklemesi olgusu büyük bir sürpriz olarak görülmemelidir. Eşzamanlı Eş zamanlı genel grevler, liberterler veya hatta İkinci Enternasyonal&#8217;in sosyalistleri için olanaksız bir hayaldi düştü. Ağustos ve Eylül 1914&#8242;de Paris düşmenin eşiğindeydi ve 1870-1871&#8242;in anıları yeniden canlanmıştı. Örneğin, Batı Cephesi&#8217;nde ilk Marne Muharebesi&#8217;nin patla yenişememeyle sonuçlanmasına gelinceye kadar, önemli sayıda İtalyan anarşisti yeni garibaldini bölüklerinde tabırlarında savaşa katılmak için gönüllü katılmıştı olmuştu. Bu bölükler taburlar, Paris Komünü&#8217;nün, Yeni Kaledonya ceza kamplarının ve ile İtalyan hapishanelerinin yarı-anarşist sovversivo kahramanı olan Amilcare Cipriani (eski bir sovversivogaribaldino) tarafından örgütlenmişti. Bizzat İtalya&#8217;da, Benito Mussolini&#8217;nin önderliğindeki anarşist, sendikalist, Cumhuriyetçi ve Benito Mussolini&#8217;nin önderliğindeki muhalif sosyalistlerden oluşan gürültücü gruplar [askeri] müdahale için, Habsburg&#8217;ların ellerindeki toprakların geri alınması amacıyla için dördüncü Risorgimento savaşı için bastırıyorlardı [44]. Ve devrimci ve liberter Fransa uyandır, Paris Komünü yeniden hatırlandır: kırk yıldan daha fazla bir süre boyunca önce anarşist enternasyonalizmine esin kaynağı olan model şimdi Dünya Savaşı&#8217;na çavuş devşiriyordumektedir.</p>
<p>DÜZLEYİCİ OYUN ALANI 3: LİBERTER ENTERNASYONALİZM VE BOLŞEVİKLER, 1914-1921</p>
<p>1915-1916&#8242;daki askeri çıkmaza gelinceye kadar, Avrupa&#8217;daki çoğu anarşist fikirlerini kendine saklamıştı kendi görüşlerine bağlı kaldı. Anarşist uluslararası enternasyonalist örgütlenmeler daima İkinci Enternasyonal&#8217;den zayıf olmuştu; ve 1914&#8242;den önce hızla çok iyi gelişen, ancak büyük küresel emek göçlerinin kesilmesiyle sona erdikçe kuruyan uluslararası enternasyonal sendikalist kültürün koruyucu renklendirmesinin çok renkliliği [colouration] yokluğunda olmaksızın daha da zayıfladılarmıştı. Bununla birlikte Yine de, 1916-1917 yılları, savaş öncesi dünyada varolan var olan siyasi açıdan sekter ve ulusal olan bölünmeleri aşacak yeni bir savaş karşıtı Enternasyonal&#8217;in habercisi gibi gözüken radikal bir ağın ortaya çıkmasına tanıklık etti. Anarşistler, sendikalistler ve sosyalistler kanlı pat durumuna karşı koymakta yeni bir birlik keşfettiler ittifak oluşturdular [45]. [Bu ağ,] İtalyan savaş karşıtı USI&#8217;yi ve Fransız sendikalist dergisi La Vie Ouvrière&#8217;yi, Merrheim&#8217;ın çevresindeki etrafındaki métallos&#8217;u ve IWW&#8217;nin unsurlarını, Britanya&#8217;daki çeşitli irili ufaklı küçük işçi temsilcisileri hareketlerini ve hatta Berlin ile ve orta Avrupa&#8217;nın başka yerlerindeki işçi temsilcilerini kapsıyordu. Bu ağ aynı zamanda Zimmerwald ve Kienthal hareketlerine yakın olan pasifistler ve sosyalistlerce de destekleniyor, ve daha radikal ve şüpheci olan Rus Bolşeviklerince de teşvik ediliyordu.</p>
<p>Kropotkinle birlikte ve Müttefik ülkelerdeki onbeş tanınmış anarşist ve sendikalist, görüşülen barışa karşı çıkan olan ve Emperyal Almanya&#8217;nın tamamen yenilgisini destekleyen bir manifestoyu 1916&#8242;da imzaladıklarında, Malatesta Avrupa çapındaki savaş karşıtı anarşistleri harekete geçirdi [46]. Ve hatta itibarını kaybetmiş İkinci Enternasyonal&#8217;in yerini alabilecek yeni bir enternasyonal (La Mondiale) önerisinde bulundu. Ancak, 1916-1917 yıllarının radikalizmi, Lenin ve hükümetinin 1918&#8242;de ayrı bir barış anblaşması imzalamasıyla küllenmeye terk edildi sindirildi [47].  Artık Almanlar dikkatlerini Fransız ve İtalyan cephelerine çevirebilirlerdi. Batı Cephesinde Alman birlikleri 1918 baharının sonularına doğru neredeyse Paris&#8217;e varmışlardı ve daha radikal olan métallos bile ulusal dava için harekete geçmiş veya sessizliğin sağgörüsünü keşfetmişti. İtalya&#8217;da, Turin&#8217;deki savaş karşıtı ayaklanmanın bastırılması ile 1917 yazı ve güzünde Caporetto&#8217;daki yaşanan hezimetiten ardından sonra, savaş karşıtı liberter solun büyük bir kısmı ya hapse atılmış, ya yurtiçinde sürgüne gönderilmiş veya da ulusal davaya katılmıştı [48]. 1860&#8242;larda veya savaş öncesi dönemde işleyen faal olan düzleyici oyun alanı mantığı, Büyük Savaş&#8217;ın trajik şiddeti sırasında geri dönmüştüüyordu.</p>
<p>Bolşevik rejimin ilk birkaç yılında, çoğu anarşist ve sendikalist &#8220;sovyetizm&#8221;i bir tür Rus enternasyonalist doğrudan eylemi olarak görmüştü. Lenin aktif bir şekilde &#8220;Latin&#8221; anarşistleriyle, batı Avrupalı sendikalistlerle ve Amerikan sendikalistleri/endüstriyel sendikacılarıyla flört ediyordu [49]. Ancak, Yirmi-Bir Nokta&#8217;nın yayınlanması, ve Sendikalist Enternasyonal ile Sendikaların Kızıl Sendikalar Enternasyonali arasındaki ters giden gergin geçen görüşmeler flört dönemini sona erdirdi. Örneğin, Malatesta ilk önce Bolşevikleri kendi Mondiale&#8217;sine dahil etti, ancak diktatörlük ile ve Devlet&#8217;in tam anlamının tam olarak farkına vardığı ettiği zaman, çoğu diğer anarşist gibi hızla çabucak eleştirel bir tavır takındı [50]. Ve, Rus dış siyasetinin bir aracı olmasından ötürü olarak Komintern&#8217;e de saldırıldı altındaydı. Belki de İsveçli sendikalist Albert Jensen belki de bunu ilk fark edenlerdendi, ancak İspanyol CNT&#8217;sinin önde gelen şahsiyetleri kişileri ile ve Alfred Rosmer ve Pierre Monatte gibi 1920&#8242;lerin eski tüfek Fransız sendikalistleri çok geçmeden ona katılacaktı [51].</p>
<p>Bolşevikler iki-yönlü bir strateji izlediler. 1917&#8242;deki Şubat Rus Devriminden sonra Avrupa&#8217;da belirgin bir şekilde büyüyen ulusötesi radikal dayanışma, Bolşeviklerin bir yıl geçmeden devlet iktidarını korumak amacıyla için ayrı bir barış anlaşması imzalaması sonucu yarıda kesildi yla kısa sürdü. Bolşevikler, öÖte yandan, Bolşevikler, 1917-1921&#8242;in ulusötesi radikalizmini, çok geçmeden Çarlık İmparatorluğu&#8217;nun yıkıntıları üzerine inşa edilen yeni Devlet&#8217;in dış siyasetini güçlendirmekten başka bir şey yapmayacak olan, Üçüncü Enternasyonal&#8217;e içine aktardılar. Eski tüfek anarşistler ve sendikalistler ya bu yeni gerçekliği çoşkuyla karşılayarakdılar, liberter olmayı bıraktılar veyahut da belirsizliği seçtiler. İstisnai İspanya vakası haricindeç, Fransa, İtalya ve Almanya&#8217;daki bir sonraki, potansiyel anarşist ve sendikalistler kuşağı Sovyetler Birliğine yöneldi. Bu kuşak için Sovyetler Birliği işçilerin anavatanı haline gelmişti. Sendikalist ütopya Seine&#8217;de değil Volga&#8217;da gerçekleşmişti.</p>
<p>SONUÇ: DÜZLEYİCİ OYUN ALANLARININ MANTIĞI</p>
<p>Anarşisitler, Birinci Dünya Savaşı öncesinde, daha geniş sendikalist harekete dahil oldukları içerisine katıldıkları zaman en büyük başarılarını elde ettiler. Ancak, sendikalizm (anarko-sendikalizm bile) ekonomik zorunluluklara itaat etmek zorundaydı, bu ise militanları ve liderleri daha geniş olan enternasyonalizm ideolojisiy ile üyelerinin ihtiyaçlarını dengelemeye zorladı. Böyleceu nedenle, 1860&#8242;ların Britanya Modeli Sendiakacıları ve 1900&#8242;lerin Alman ılımlı sosyalist sendikacıları büyük taburları meydana getirdiler. 1860&#8242;lardaın eEnternasyonalistleri ve ile 1900&#8242;lerde de in sendikalistleri pragmatik bir oyun oynamak zorundaydılar. Endüstriyelleşmiş İngiltere veya Almanya ile zanaat tipi ve endüstriyelleşmekte olan Fransa ve güney Avrupa arasındaki endüstriyel gelişme ve sendikal yoğunlukğu  uyumsuzluklarından farkından ötürü, her iki durumda da anlaşmalar sınırlıydı.</p>
<p>Kozmopolit enternasyonalizm, sermayenin ve proletaryanın küreselleşmesine dayanıyordu. Ancak, bu kozmopolitiklik bölgesel veya küresel emek piyasalarının düz olmayışı bu kozmopolitliğin yavaş yavaş altını oydu eşitsizliği tarafından zayıflatıldı: emek giderek ulus-devlet tarafından düzenlendi biçimlendirildi. Ulus-devletler dünyası, çatısı altında çerçevesi içerisinde mutlu ve mesut bir şekilde yaşayabilen sosyalistlerin aksine, anarşistlerle ve sendikalistlerin ellerini kollarını bağladı engellendiler. Her ne kadar bu bir başka çalışmayı gerektirse de, İspanyol anarşizminin, hareketin tam da gücünün doruğuna ulaştığında, bir zamanda, İç Savaş sırasındaki hızla gerilemesi vurgulanmaya değer bir noktadır [52]. Anarşistlerin, yabancı bir hami olmadan, isyancılara Almanlar ve İtalyanlar tarafından isyancılara sağlanan verilen savaş teçhizatı ve askeri destek müdahaleye karşısında galip gelmesi imkansızdı emezlerdi, ancak ne Fransızlar ne de Ruslar anarşistlere silah satmayacaktlardı. Bunlarınun elde temini edilmesi için [anarşistler] Cumhuriyetçilere, sosyalistlere ve komünistlere bel bağladılar dayandılar. Ulus-devletler dünyasında, anarşistler ve sendikalistler, dostlarına yardım etmek amacıyla İspanyol iç savaşına müdahale eden ulus-devletlerle asla boy ölçüşemezlerdi mücadele edemezlerdi. 1913&#8242;de kurulan Sendikalist Enternasyonal savaş ve Rus devrimi sırasında ayakta kalmışdı, ancak 1920&#8242;lere gelindiğinde tüm önemini yitirmişti. Faşizm, Nazizm, Cumhuriyetçi İspanya&#8217;nın yenilgisi ve Güney Amerika&#8217;daki otoriter diktatörlükler alternatif bir sendikalist siyaseti veya kültürü yok etti. 1939&#8242;da, Sendikalizm ve Birinci Enternasyonal&#8217;in mirası ve Sendikalizm artık birer tarihi yadigâar olmuştu [53].</p>
<p>DİPNOTLAR<br />
[01] Bu açıdan, anarşizmin genel tarihlerinin çoğunun kullandığı dönemselleştirmeden büyük bir ölçüde sapmıyorum. Bunların yazarları, klasik Yunan&#8217;da, antik Çin&#8217;de, ortaçağ Avrupa&#8217;sı veya İngiliz İç Savaşı&#8217;nda muhtelif anarşist düşünceler ve anarşist türden toplumsal hareketler tespit edebilirler, ancak anarşizmin, kendisinin bilincinde olan bir ideoloji olarak, ondokuzuncu yüzyılın bir ürünü olduğunu ileri sürerler iddia ederler. Anarşist siyasi düşüncenin en önemli anahtar niteliğindeki özellikleri devlet karşıtlığı, mükemmelliyetçiliği ve bilimciliğidir [scientism]. Bir ideoloji olarak anarşizm, Rousseau ile Comte&#8217;nin Godwin, Proudhon, Bakunin ve Kropotkin&#8217;in gözlükleri aracılığıyla, Rousseau ve Comte&#8217;nin toptan bir yeniden gözden geçirilmesidir incelenmesidir: Fransız devriminin artçı sarsıntıları ile sanayileşmenin birleşik çakışan ve eşitsiz ilerleyişi. Bu nedenle, yirminci yüzyılın başlarında Çinli ve Japon radikaller, bir diğer AEvrupa ideolojisi olarak anarşizmin cazibesine kapılmışlardır; &#8211;her ne kadar bazı tarihçiler onların bunun kendi kültürlerinin kültürel ve dini bağlamları kapsamı içerisinde yeniden formüle ettiklerini edildiğini iddia etseler de. 1945&#8242;den önce anarşizmin asıl tabanını kaynağını meydana getiren toplumsal sınıflar kesinlikle ayırd edilebilir bir şekilde &#8220;klasik dönem&#8221;dekilernden farklıydır. Köylüler, zanaatkâarlar, hareketli nitelikli ve niteliksiz işçiler, hareketin entelektüellerine ve eğitimli orta sınıflarına göre daha baskındır. Hareket, 1945&#8242;den sonra ise, hareket ağırlıklı olarak fazlasıyla genişleyen eğitimli orta sınıflardan ve muhalif aykırı aydınlardan oluşuyordumaktadır. Her ne kadar 1945 sonrası anarşizminin temaları &#8220;klasik anarşist&#8221; düşünürlerin düşüncelerinde ve ondokuzuncu on dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başındaki sonundaki öncü ütopyacı deneyimlerde bulunabilse de, endüstriyel ve tarımsal anarşizmin yerini post-materyalist ve post-modern anarşizm aldımıştır.<br />
Anarşizm standart açıklamaları şunlardır: D. Guérin, Anarchism (New York, 1970); J. Joll, The Anarchists, ikinci baskı (Cambridge, Mass, 1980); G. Woodcock, Anarchism: A History of Libertarian Ideas (Harmondswoth, 1990); P. Marshall, Demanding the Impossible: A History of Anarchism, (Londra, 1993); ve M. Nettlau, A Short History of Anarchism (Londra, 1996). Modern anarşist ideolojinin kökenlerinin iyi bir analizi için bakınız, G. Crowder, Classical Anarchism. The Political Thought of Godwin, Proudhon, Bakunin and Kropotkin (Oxford, 1991). 1945 öncesi ve sonrası anarşizmler arasındaki farkları Encarta Encyclopedia&#8217;nın (Websters International, Microsoft Encarta, Londra, 2004) &#8220;Anarşizm&#8221; maddesinde tartıştım. Yirminci yüzyılın sonlarında Britanya&#8217;daki Yeni Toplumsal Hareketler&#8217;deki anarşizmin iyi bir incelemesi için bakınız, G. McKay, Senseless Acts of Beauty: Cultures of Resistance since the Sixties (Londra, 1996). Anarşizm ile modernizmin ilişkisi hakkındaki devasa yazının örnekleri için bakınız, J.U. Halperin, Felix Fénéon: Aesthete and Anarchist in Fin-de-Sièécle Paris (New Haven, 1988); P. Leighten, Re-Ordering the Universe. Picasso and Anarchism (Princeton, 1989); R.D. Sonn, Anarchism and Cultural Politics in Fin de Sièécle France (Lincoln, 1989); M. Löwy, Redemption and Utopia (Londra, 1992); J.G. Hutton, Neo-Impressionism and the Search for Solid Ground. Art, Science and Anarchism in Fin-de-Sièécle France (Baton Rouge, 1994); G. Berghaus, Futurism and Politics. Between Anarchist Rebellion and Fascist Reaction (Providence, 1996); S. Whimster (ed.), Max Weber and the Culture of Anarchy (Basingstoke, 1998); D. Goodway, (ed.), Herbert Read Revisited (Liverpool, 1998); R. Porter, Film and the Anarchist Imagination, (Londra, 1999); D. Sweetman, Film and the Anarchist Imagination, Explosive Acts: Toulouse-Lautrec. Oscar Wilde and Felix Fénéon and the Art of Anarchy of the Fin de Sièécle (New York, 1999); D. Kadler, Mosaic Modernism: Anarchism, Pragmatism, Culture (Baltimore, 2000); A. Antliff, Anarchist Modernism. Art, Politics, and the First American Avant Garde (Chicago, 2001).<br />
[02] Anarşizm ve ulusçuluk arasındaki ilişkinin bir değerlendirmesi incelemesi için bakınız, E. Cahm ve V.C. Fišera Fisera, (ed.) editörler, Socialism and Nationalism (Nottingham, 1978-1980), Cilt 1-3; M. Forman, Nationalism and the International Labor Movement. The Idea of Nation in Socialist and Anarchist Theory (University Park, 1998). İşçi hareketlerinin oluşturulması yaratılması konusunda bakınız, M. van der Linden ve J. Rojahn (ed.), editörler, The Formation of Labour Movements, 1870-1914: An International Perspective, Cilt 1 (Leiden, 1990). Ulusçuluk, etnisite ve emek arasındaki ilişkiler hakkında mükemmel bir değerlendirme inceleme için bakınız, S. Berger ve A. Smith (ed.), editörler, Nationalism, Labour and Ethnicity, 1870-1939 (Manchester, 1999).<br />
[03] Klasik incelemeler şunlardır: G. Haupt, Socialism and the Great War: The Collapse of the Second International (Oxford, 1972); J. Joll, The Second International 1889-1914 (Londra, ikinci baskı, 1974). Avrupa sosyalizminein ilişkin mükemmel değerlendirmeler bir incelemesi için bakınız, D. Sassoon, One Hundred Years of Socialism: The Westerm European Left in the Twientieth Century (Londra, 1996); G. Eley, Forging Democracy. The History of the Left in Europe, 1850-2000 (Oxford, 2002).<br />
[04] &#8220;Italian and Spanish anarchism compared: Nation, region and patriotism, 1860-1945&#8243;, yayınlanacak.<br />
[05] &#8220;Popular anti-Semitism and French anarchism: 1880&#8242;s to 1900s&#8221;, yayınlanacak.<br />
[06] &#8220;The Makhnovschina, Ukranian nationalism and the Russian Civil War, 1918-1921&#8243;, yayınlanacak.<br />
[07] &#8220;Gustav Landauer and Rudolf Rocker: National Identity, Ethnicity and Anarchism&#8221;, yayınlanacak.<br />
[08] E. Hobsbawn, &#8220;The Fortunes of Marx&#8217;s and Engels&#8217; Writings&#8221;, E. Hobsbawn (ed.) , ed., History of Marxism, cilt 1, Marxism in Marx&#8217;s Day içerisinde; F. Andreucci, &#8220;The Diffusion of Marxism in Italy during the Ninetieenth Century&#8221;, R. Samuel ve G. Stedman Jones (ed.) , editörler, Culture, Identity and Politics. Essays for Eric Hobsbawn (Londra, 1983) içerisinde; F. Andreucci, Il marxismo collectivo. Socialismo, marxismo e circolazione delle idee dalla second alla terza internazionale (Milano, 1986).<br />
[09] C. Levy, &#8220;Introduction: Historical and Theoretical Themes&#8221;, C. Levy (ed.) , ed., Socialism and the Intelliegentsia, 1880-1914 (Londra, 1983) içerisinde, s. 8-10.<br />
[10] D. Stafford, From Anarchism to Reformism: A Study of Political Activities of Paul Brousse 1870-90 (Londra, 1971); C. Cahm, Kropotkin and the Rise of Revolutionary Anarchism, 1872-86 (Cambridge, 1989); G. Esenwein, Anarchist Ideology and the Working-Class Movement in Spain, 1868-1898 (Berkeley, 1989); K.S. Vincent, Between Marxism and Anarchism: Benoît Benoit Malon and French Reformist Socialism (Berkeley, 1992); N. Pernicone, Italian Anarchism, 1864-92 (Princeton, 1993).<br />
[11] M. Finn, After Chartism: Class and Nation in English Radical Politics (Cambridge, 1993).<br />
[12] K.S. Vincent, P.J. Proudhon and the Rise of French Republican Socialism (Oxford, 1984), s. 109-114.<br />
[13] P. Thomas, Karl Marx and the Anarchists (Londra, 1980), s. 186, 271.<br />
[14] Esenwein, Anarchist Ideology, s. 22-34; Pernicorne, Italian Anarchism, s. 11-56.<br />
[15] T.R. Ravindranathan, Bakunin and the Italians (Montreal, 1986), s. 57-71.<br />
[16] P. Avrich, The Haymarket Tragedy (Princeton, 1984); B. Nelson, Beyond the Martyrs. A Social History of Chicago&#8217;s Anarchists 1870-1900 (New Brunswick, NJ, 1988).<br />
[17] E. Civolani, L&#8217; anarchismo dopo la Comune. I casi italiano e spagnolo (Milan, 1981); M. Antonioli, Vieni o Maggio: Aspetti del Primo Maggio in Italia traa Ottocento e Novecento (Milan, 1988); M. Antonioli, &#8220;Bakunin tra sindacalismo rivoluzionairoe e anarchismo&#8221;, M. Antonioli, Azione diretta e organizzazione operaia. Sindacalismo rivoluzionario e anarchismo tra la fine del&#8217;Ottocento e il fascismo (Manduria-Bari-Rome, 1990) içerisinde; G. Manfredonia, &#8220;Pour ou contre la République?: Les anarchistes françaeises et la tradition republicaine, 1848-1914&#8243;, Les aAnarchistes et la révolution française (Paris, 1990) içerisinde; J. Jennings, &#8220;Syndicalism and the French Revolution&#8221;, Journal of Contemporary History, Cilt 27 (1992), s. 43-65. Anarşist alt-kültür için bakınız, S. Gemie, &#8220;Counter-Community: An Aspect of Anarchist Political Culture&#8221;, Journal of Contemporary History, Cilt 29 (1994), s. 349-67.<br />
[18] R. Tombs, The Paris Commune of 1871 (Londra, 1999).<br />
[19] J.M. Smyth, &#8220;Left Responses to Nationalism in Spain: Federal Republicanism, Anarcho-Collectivism and the Marxist Parties&#8221;, Cahm ve Fišera Fisera, Socialism and Nationalism içerisinde, Cilt III, s. 19.<br />
[20] İyi genel değerlendirmeler için bakınız, J.C. Cahm, &#8220;Bakunin&#8221;, Cahm ve Fišera Fisera, Socialism and Nationalism içerisinde, Cilt I, s. 33-49; J.C. Cahm, a.e. içerisinde, Cilt III, s. 50-68; editörlüğünü Marshall Shatz&#8217;ın yaptığı Statism and Anarchism&#8217;e bakınız (Cambridge, 1990).<br />
[21] Malatesta, &#8220;Pietro Kropotkin &#8212; &#8211; Ricordi e critiche di un vecchio amico&#8221;, Studi sociali, 15 Nisan 1931, Movimento Anarchico Italiano Movimento Anarchico Italiano içerisinde, ed., Errico Malatesta. Pensiero e Volontà Volonta (Carrara, 1975), s. 368-79.<br />
[22] Forman, Nationalism and the International Labour Movement, s. 22-40.<br />
[23] Joll, The Anarchists, s. 75.<br />
[24] M. Vuilleumnier, Horlogers de l&#8217;anarchisme: émergence d&#8217;un mouvement: la Féedération jurassienne (Lozan Lausanne, 1988).<br />
[25] G. Claeys, &#8220;Reciprocal Dependence, Virtue and Progress: Some Sources of Early Socialist Cosmopolitanism and Internationalism in Britain 1750-1850&#8243; the Labour Movement, F. van Holthoon ve M. van der Linden (ed.), Internationalism in the Labour Movement 1830-1940 içerisinde 1830-1940&#8243;, Cilt I (Leiden, 1988).<br />
[26] R. Harrison, Before the Socialists: Studies in Labour and Politics, 1862-1881 (Londra, 1965).<br />
[27] M. van der Linden, &#8220;The Rise and Fall of the First International: An Interpretation&#8221;, van Holthoon ve van der Linden, Internationalism in the Labour Movement içerisinde.<br />
[28] M. van der Linden, &#8220;The National Integration of European Working Classes, 1870-1914. Exploring the Causal Configuration&#8221;, International Review of Social History, Cilt 33 (1988), s. 285-311.<br />
[29] O güne ait canlı bir değerlendirme için bakınız, A. Hamon, Le socialisme and le Congrès Congrés de Londres (Paris, Stock, 1897).<br />
[30] 1907 Anarşist kongresi için bakınız, M. Antonioli (ed.) , ed., Dibattito sul sindacalismo. Atti del Congresso Internazionale Anarchico di Amsterdam (1907) (Floransa, 1978).<br />
[31] W. Thorpe,&#8217;The Workers Themselves&#8217;: Revolutionary Syndicalism and Industrial Labour, 1913-1923 (Dordrecht, 1989), Bölüm 1-2.<br />
[32] S. Milner, &#8220;The International Labour Movement and the Limits of Internationalism: The International Secretariat of National Trade Union Centres, 1901-1913&#8243;, International Review of Social History, Cilt 33 (1988), s. 1-24.<br />
[33] Değerlendirmeler İncelemeler için, bakınız, M. van der Linden ve W. Thorpe (ed.), Revolutionary Syndicalism: An International Perspective (Aldershot, 1990); M. van der Linden, &#8220;Second Thoughts on Revolutionary Syndicalism&#8221;, Labour History Review, Cilt 63, 2 (1998), s. 182-196. Sendikalizmi Avrupa&#8217;daki daha geniş işçi sınıfı hareketleri içerisine yerleştirmeye yönelik cüretli bir girişim için bakınız, M. Mann, &#8220;Sources of Variations in Working-Class Movements in Twientieth Century Europe&#8221;, New Left Review, 212 (Temmuz/Ağustos, 1995), s. 14-54. Yirminci yüzyılın başlarındaki grev dalgaları için bakınız, F. Boll, &#8220;International Strike Waves: A Critical Assessment&#8221;, W.J. Mommsen ve H.-G. Husung (ed.), The Development of Trade Unionism in Great Britain and Germany, 1880-1914 (Londra, 1985) içerisinde, (Londra, 1985).<br />
[34] V. Burgmann, Revolutionary Industrial Unionism. The Industrial Workers of the World in Australia (Cambridge, 1995); L. van der Walt, &#8220;Revolutionary Syndicalist Organising in South Africa: The Internationalist Socialist League and the Industrial Workers of Africa, 1916-19&#8243;, &#8220;Syndicalism: Swedish and Historical Experiences&#8221;, Stockholm Üniversitesi (13-15 Mart 1998); L. van der Walt, &#8220;&#8216;The Industrial Union is the Embryro of the Socialist Commonwealth&#8217;. The International Socialist League and Revolutionary Syndicalism in Ssouth Africa, 1915-1920&#8243;, Comparative Studies of South Asia, Africa and the Middle East, Cilt 19, Sayı 1 (1999), s. 1-24; N.A. Sellars, Oil, Wheat and Wobblies: The Industrial Workers of the World in Oklahoma, 1905-1930 (Norman, 1998).<br />
[35] D. Gabaccia, &#8220;Worker Internationalism and Italian Labor History, 1870-1914&#8243;, International Labor and Working Class History, Cilt 45, 1 (1999), s. 63-79; D. Gabaccia, Italy’s Many Diasporas (Londra, 2000), s. 106-28; D. Gabaccia and F. Ottanelli (ed.), Italian Workers of the World: Labor Migration and the Formation of Multiethnic States (Urbana ve Chicago, 2001); C. Levy, &#8220;Currents of Italian Syndicalism before 1926&#8243;, International Review of Social History, Cilt 45 (2000), s. 4; M. M. Topp, Those without a Country: The Political Culture of Italian American Syndicalists (Minneapolis, 2001).<br />
[36] İyi bir genel değerlendirme için bakınız, J. Jennings, Syndicalism in France. A Study of Ideas (Basingstoke, 1990).<br />
[37] N. Papayanis, Alphonse Merrheim: The Emergence of Reformism in Revolutionary Syndicalism, 1871-1915 (Dordrecht, 1985); K. H. Tucker, French Revolutionary Syndicalism and the Public Sphere (Cambridge, 1996), pp. 159-80.<br />
[38] Genel olarak bakınız, S. Milner, The Dilemmas of Internationalism: French Syndicalism and the International Labour Movement, 1900-1914 (Oxford, 1990).<br />
[39] Bu grevi C. Levy, Gramsci and the Anarchists (Oxford, 1999), s. 49-50.&#8217;de ele alıyorum.<br />
[40] R. Magraw. &#8220;Appropriating the Symbols of the Patrie? Jacobin Nationalism and its Revival in the French Third Republic&#8221;, Berger and Smith, Nationalism, Labour and Ethnicity içerisinde, s. 39.<br />
[41] J. Howorth, &#8220;French Workers and German Workers: The Impossibility of Internationalism, 1900-1914&#8243;, European History Quarterly, Cilt 15 (1985), s. 71-97.<br />
[42] K. Callahan, &#8220;&#8216;Performing Inter-nationalism&#8217; in Stuttgart in 1907: French and German Socialist Nationalism and the Political Culture of an International Socialist Congress&#8221;, International Review of Social History, Cilt 45 (2000), s. 51-87.<br />
[43] Howorth, &#8220;French Workers and German Worker&#8221;, s. 86.<br />
[44] P. C. Masini, &#8220;Anarchici italiani tra interventismo e disfattismo rivoluzionario&#8221;, Rivista Storica del Socialismo, 5 (1959), s. 200-21; C. Levy, &#8220;Italian Anarchism, 1870-1926&#8243;, D. Goodway, For Anarchism. History, Theory and Practice içerisinde (Londra, 1989) içerinde, pp. 56-8; M. Antonioli, &#8220;Gli anarchici italiani e la prima guerra mondiale. Lettere di Luigi Fabbri e di Cesare Agostinelli a Nella Giocomelli (1914-1915)&#8221;, Rivista Storica dell’Anarchismo, Cilt 1, 1 (1994), s. 7-34; M. Antonioli, &#8220;Gli anarchici italiani e la prima guerra mondiale. Lettere di anarchici interventisti (1914-1915)&#8221;, Rivista Storica dell’Anarchismo, Cilt 2, 1 (1995), s. 77-87.<br />
[45] Ulusötesi savaş dönemi radikalizmi üzerine yazını Gramsci and the Anarchists içerisinde özetledim, s. 102-104. Keza bakınız, W. Thorpe, &#8220;The European Syndicalists and War 1914-1918&#8243;, Contemporary European History, Cilt 10, 4 (2001), s. 1-24.<br />
[46] Gramsci and the Anarchists, s. 103.<br />
[47] D. Kirby, War, Peace and Revolution. International Socialism at the Crossroads 1914-1918 (Aldershot, 1986).<br />
[48] Levy, Italian Anarchism, s. 58-60.<br />
[49] A. Lindemann, &#8220;The Red Years&#8221;: European Socialism versus Bolshevism 1919-1920 (Berkeley, 1974); Thorpe, &#8220;The Workers Themselves&#8221;, bölüm 3-6.<br />
[50] Levy, Italian Anarchism, s. 72-3. Genel olarak bakınız, S. Fedele, Una breve illusione. Gli anarchici italiani e la Russia Sovietica 1917-1939 (Milan, 1996).<br />
[51] C. Levy, &#8220;Sac och den internationella solidariteten-hur svenska syndikalister hjälpte offren för den italienska fascismen&#8221;, Meddelande från Arbetarrörelsens Arkiv och Bibliotek, 14-15 (1980), s. 32- 39.<br />
[52] G. Esenwein, &#8220;Anarchists in Government: A Paradox of the Spanish Civil War, 1936-1939&#8243;, F. Lannon and P. Preston (ed.), Elites and Power in Twentieth-Century Spain: Essays in Honour of Sir Raymond Carr içerisinde, (Oxford, 1990) içerisinde; C. Ealham, &#8220;From the Summit to the Abyss&#8221;, P. Preston and A. L. McKenzie, (ed.), The Republic Besieged. Civil War in Spain 1936-1939 içerisinde, (Edinburgh, 1996) içerisinde; J. Casanova, De la calle al frente. El anarcosindalisimo en España, 1931-1939 (Barcelona, 1997), s. 238-46; H. Graham, &#8220;&#8216;Against the State&#8217;: A Genealogy of the Barcelona May Days (1937)&#8221;, European History Quarterly, Cilt 29, 4 (1999), s. 485-542.<br />
[53] W. Thorpe, &#8220;Syndicalist Internationalism before World War II&#8221;, van der Linden and Thorpe, Revolutionary Syndicalism içerisinde, . 237-60.</p>
<p>Çeviri: Anarşist Bakış</p>
<p>Kaynak: &#8220;Anarchism, Internationalism and Nationalism in Europe, 1860-1939&#8243;, Australian Journal of Politics and History, Cilt 50, Sayı 3, 2004, 330-342.</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/160/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/160/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=160&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/avrupada-anarsizm-enternasyonalizm-ve-ulusculuk-1860-1939/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>FRANSA&#8217;DA 1968 MAYIS-HAZİRAN İSYANI</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/fransada-1968-mayis-haziran-isyani/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/fransada-1968-mayis-haziran-isyani/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 05:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anarşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/fransada-1968-mayis-haziran-isyani/</guid>
		<description><![CDATA[Fransa&#8217;daki Mayıs-Haziran olayları, pekçok kişinin anarşizmin artık ölü bir hareket olduğunu yazmasının ardından anarşizmi yeniden radikal manzaranın içine yerleştirdi. On milyonlarca insanın bu isyanı, mütevazi bir başlangıçtan serpilip genişledi. Vietnam Savaşı karşıtı eylemler nedeniyle Paris&#8217;teki Nanterre üniversitesi yetkililerince okuldan atılan (Daniel Cohn-Bendit&#8217;in de aralarında bulunduğu) bir grup anarşist derhal bir protesto gösterisilerin düzenlenmesi için çağrısında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=159&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa&#8217;daki Mayıs-Haziran olayları, pekçok kişinin anarşizmin artık ölü bir hareket olduğunu yazmasının ardından anarşizmi yeniden radikal manzaranın içine yerleştirdi. On milyonlarca insanın bu isyanı, mütevazi bir başlangıçtan serpilip genişledi. Vietnam Savaşı karşıtı eylemler nedeniyle Paris&#8217;teki Nanterre üniversitesi yetkililerince okuldan atılan (Daniel Cohn-Bendit&#8217;in de aralarında bulunduğu) bir grup anarşist derhal bir protesto gösterisilerin düzenlenmesi için çağrısında bulundular. 80 kadar polisin gelmesi, çatışmaya katılmak ve polisi üniversite dışına çıkarmak maksadıyla dersleri terk eden öğrencileri öfkealevlendirdi. <span id="more-159"></span></p>
<p>Bu destekle canlanan anarşistler idare binasını ele geçirdiler ve büyük bir açık oturum düzenlediler. İşgal yayıldı, Nanterre polis tarafından ablukaya alındı ve otoriteler üniversiteyi yetkililerce kapatıldıtılar. Ertesi gün Nanterre öğrencileri, Paris&#8217;in merkezindeki Sorbonne Üniversitesinde toplandılar. Sürekli polis baskısı ve 500&#8242;den fazla kişinin tutuklanması, insanların kızgınlığının beş saat süren bir sokak çatışmasına dönüşmesine neden oldu. Polisler, yoldan geçenlere bile jop ve göz yaşartıcı bombalarla saldırdılar. </p>
<p>Gösterilerin tamamen yasaklanması ve Sorbonne&#8217;un kapatılması binlerce öğrenciyi sokaklara döktü. Artan polis şiddeti ilk barikatların kurulmasına yol açtı. Gazeteci Jean Jacques Lebel, gece [saat] 1&#8242;de şunları bildiriyordu; &#8220;aslında binlerce insan barikatların oluşturulmasına yardım etti &#8230; kadınlar, işçiler, yoldan geçenler, pijamaları içindeki insanlar, taş, odun ve demir taşımak üzere bir insan zinciri oluşturmuştular&#8221;. Bütün bir gece boyunca süren çatışmalarda 350 polis yaralandı. 7 Mayıs&#8217;ta polise karşı [düzenlenen] 50.000 kişilik protesto yürüyüşü, Latin Quarter&#8217;in dar caddelerinde gün boyunca süren çatışmalara dönüştü. Polisin göz yaşartıcı bombalarına molotof kokteylleri ve &#8220;Yaşasın Paris Komünü!&#8221; sloganları ile cevap verildi. </p>
<p>10 Mayıs&#8217;a gelindiğinde, devam edentmekte olan kitlesel gösteriler Eğitim Bakanını göstericilerle müzarekerelere başlamtnaya zorladı. Ama sokaklarda 60 barikat kurulmuştu ve genç işçiler öğrencilere katılıyordu. Sendikalar polis şiddetini kınadılar. 13 Mayıs&#8217;ta, bir milyon kişi Paris sokaklarında olmak üzere, bütün Fransa&#8217;da büyük gösteriler düzenlendi. </p>
<p>Bu kitlesel protestolarla karşılaşan polis Latin Quarter&#8217;ı boşalttı. Öğrenciler Sorbonne&#8217;ı ele geçirdiler ve mücadeleyi yaymak amacıyla kitlesel bir oturum [mass assembly] düzenlediler. İşgaller, kısa sürede tüm Fransız üniversitelerine yayıldı. Sorbonne&#8217;dan adeta bir propaganda, broşür, bildiri, telgraf ve poster seli akıyordu. Tüm duvarlara &#8220;Herşey mümkün&#8221;, &#8220;Gerçekçi Ol, İmkansızı İste&#8221;, &#8220;Ölü Zamanları Olmayan Bir YaşamHayat&#8221; ve &#8220;Yasaklamak Yasaktır&#8221; gibi sloganlar yazılmıştı. &#8220;Tüm İktidar Hayal Gücüne&#8221; gibi sloganlar herkesin ağzında dolaşıyordu. Murray Bookchin&#8217;in dikkat çektiği üzere, &#8220;bugün devrimin itici güçleri &#8230; artık basitçe kıtlık ve maddi gereksinimler değildir, ama aynı zamanda da günlük yaşamınhayatın kalitesi [gibi şeylerdir], &#8230;. [yani insanların] kendi kaderlerini kendilerinin kontrol etmeye girişmeleri [gibi şeylerdir]&#8221; (Kıtlık Ötesi AnarşizmPost-Scarcity Anarchism, s. 166249-50). </p>
<p>O günlerin en ünlü sloganların çoğu Durumcu [Situationist] kökenliydikaynaklıydı. Durumcu Enternasyonali, 1957&#8242;de küçük bir grup muhalif radikal ve sanatçı tarafından kurulmuştu. (Eğer kendine özgüanlaşılmaz dili çözülürse) modern kapitalist toplumun oldukça ayrıntılı ve tutarlı bir analizini; ve bunun yerine yeni, daha özgür bir [toplumun] nasıl geçirileceği hakkında [düşünceler] geliştirmişlerdi. Onlara göre, herkesin, her şeyin, her duygu ve ilişkinin bir meta haline geldiği tüketim ekonomisinin hakimiyeti altındaki modern yaşam, yaşamaktan ziyade varlığını sürdürmekten ibaretti. İnsanlar artık basitçe yabancılaştırılmış üreticiler değil, aynı zamanda yabancılaştırılmış tüketicilerdi. Bu tip bir toplumu &#8220;GösteriDehşetli Manzara&#8221; [Spectacle] olarak tanımlıyorlardı. Yaşamın bizzat kendisi çalınmıştı, ve bu nedenle devrim yaşamın yeniden yaratılması anlamına geliyordu. Devrimci değişimin alanı artık sadece işyerleri değildi, günlük varoluştu [yaşamdı]:</p>
<p>&#8220;Açık bir şekilde gündelik yaşama değinmeksizin, aşkın nasıl yıkıcı [devrimci] ve &#8211;sınırlamakısıtları reddetmenin nasıl olumlu olduğunu anlamaksızın, devrimden ve sınıf mücadelesinden bahsedenler insanlar, ağızlarında cesetler taşıyan insanlardır&#8221; (Clifford Harper&#8217;ın alıntısı, Anarşi: Tasvir Edici Bir Rehber, s. 153).</p>
<p>Politikaları Paris olaylarını etkileyen diğer pek çok grup gibi, durumcular da şunu söylüyordu: &#8220;işçi konseyleri tek çözümdür. Diğer bütün devrimci mücadele biçimleri, başlangıçta hedeflediklerinin tam zıttıyla bir şekilde sonuçlanmıştır&#8221; (Clifford Harper&#8217;ın alıntısı, Op.Cit., s. 149). Bu konseyler, özyönetimli olacak ve &#8220;devrimci&#8221; bir partinin iktidarı ele geçirmesinin araçları olmayacaklardır. Anarşist Noire et Rouge ve liberter sosyalist Socialisme ou Barbarie gibi [Durumcuların] tabandan yükselen özyönetimli bir devrime verdikleri desteğin de Mayıs olayları ilve onun esinlendirdiği düşüncelere büyük etkisi vardı. </p>
<p>14 Mayıs&#8217;ta Sud-Aviation işçileri, yöneticileri bürolarına kitleyerek fabrikayı işgal ettiler. Ertesi gün onları Cleon-Renault, Lockhead-Beauvais ve Mucel-Orleans fabrikaları takip ettiler. Aynı gece Paris&#8217;teki Ulusal Tiyatro kitlesel oturumlar için daimi meclis haline getirilmek yapılmak amacıyla ele geçirildi. Sonra, Fransa&#8217;nın en büyük fabrikası olan Renault-Billancourt işgal edildi. Süresiz grev ilan etme kararları, genellikle sendika görevlilerine danışılmadan işçiler tarafından alındı. 17 Mayıs&#8217;a gelindiğinde itibariyle, Paris&#8217;teki yüzlerce Paris fabrikası işçilerinin eline geçmişti. 19 Mayıs&#8217;ı takip eden haftasonu 122 fabrika işgaline tanıklık etti oldu. 20 Mayıs&#8217;a gelindiğinde grev genelleşmişti ve altı milyon insanı kapsamaktaydı. Basın işçileri medya [haber] takibinin TV ve radyo tekellerine bırakılmasını arzulamadıklarını bildirerek, ve basın &#8220;görevi olduğu üzere nesnel bilgi sağlama rolünü yerine getirdiği&#8221; sürece günlük bir gazeteleri çıkarmaya karar verdilerk üzere anlaştılar. Bazı durumlarda, basın sektörü işçileri, gazetenin basılmasından önce başlıkların veya makalelerin değiştirilmesinde ısrar ettiler. Bu özellikle sağ eğilimli &#8216;Le Figaro&#8217; ve &#8216;La Nation&#8217; gibi gazetelerde yaşandı. </p>
<p>Renault&#8217;un işgali ile beraber, Sorbonne işgalcileri hemen Renault grevcileriyle buluşmak birleşmek için hazırlık yaptlandılar; anarşist siyah ve kırmızı bayrakların ardında 4.000 öğrenci işgal edilmiş fabrikaya doğru ilerlediyöneldiler. Devlet, patronlar, sendikalar ve Komünist Parti işte şimdi en kötü karabasanları ile karşı karşıyaydı: &#8211;işçi-öğrenci ittifakı. Onbinlerce yedek polis harekete geçirildi ve çılgına dönenkendilerini kaybetmiş sendika temsilcileri fabrikanın kapılarını kilitlediler. Komünist Parti üyelerini ayaklanmayı bastırmaya çağırdı. Hükümet ve patronlarla biraraya gelerek bir dizi reform hazırladılaru şekillendirdiler, ancak fabrikalara yöneldiklerinde işçilerce alaya alındılar [yuhalandılar]. </p>
<p>Mücadelenin kendisi ve mücadeleyi onu yayma çabası, özyönetimliidare [ing. self-governing, kendi kendini idare etme] altında olan kitle meclislerince örgütlendi ve eşgüdümü eylem komiteleri sağladınce koordine edildi. Yine grevler de sıklıkla meclisler tarafından başlatılıyordu. Murray Bookchin&#8217;in bahsettiği üzere, &#8220;{devrimisyan} umudu, &#8211;genel meclisler ve onların idari biçimleri olan eylem komiteleri, fabrika grev komiteleri [gibi]&#8211; bütün biçimleriyle özyönetimin ekonominin tamamına, ve aslında bizzat yaşamın bütün alanlarına yaygınlaştırılmasında [yayılmasında] yatıyordu&#8221; (ay, s.251-2). Meclisler içinde, &#8220;hayatın ateşi [yakıcılığı], insanların asla [daha önce] sahip olduklarını düşünmedikleri hisleri uyandırarak, milyonları yakalamıştı&#8221; (Op.Cit., s. 168 ve s. 167s. 251). Bu, bir işçi grevi veya öğrenci grevi değildi. Hemen hemen tüm sınıf çizgilerini kesen, halkın greviydi. </p>
<p>24 Mayıs&#8217;ta anarşistler bir gösteri düzenlediler. 30.000 kişi Bastille Sarayı&#8217;na doğru yürüyüşe geçti. Polis olağan göz yaşartıcı bomba ve jop gibi araçlarını kullanarak Bakanlıkları koruyordu, ancak Borsa savunmasız kalmıştı ve göstericilerin bazılarınca ateşe verildi. </p>
<p>İşte tam bu aşamada, bazı sol-eğilimli gruplar soğukkanlıklarını kaybettiler. Troçkist JCR, yandaşlarını Latin Quarter&#8217;a geri götürdü. UNEF ve Parti Socialiste Unife (Birleşik Sosyalist Parti) Maliye ve Adalet Bakanlıklarının ele geçirilmesine engel oldular. Cohn-Bendit&#8217;in bu olaya ilişkin dediği üzere, &#8220;Bize gelince, tüm bunların ne kadar kolay bir şekilde silip süpürülebileceğinin farkına varamadık &#8230; Şimdi gayet açık ki, eğer 25 Mayıs&#8217;ta Paris uyanıp en önemli Bakanlıkların işgal edilmiş olduğunu görseydi, Gaullecilik hemen çöküverecektiyıkılıp gidecekti &#8230;&#8221;. Cohn-Bendit, aynı gece ilerleyen saatlerde sürgüne gitmekçıkmak zorunda kaldı. </p>
<p>Sokak gösterileri ve işgaller yayıldıkça, devlet de ayaklanmayı durdurmak için aşırı araçlar kullanmaya hazırlanmaya başladııyordu. Üst rütbeli generaller, Paris&#8217;te kullanılmak üzere 20.000 kişilik sadık bir kuvveti gizlice hazırlamışlardı. Polis, TV stüdyoları ve Posta OfisleriBüroları gibi iletişim merkezlerini işgal etti. 27 Mayıs Pazartesi, Hükümet endüstriyel asgari ücretite % 35&#8242;lik  ve genel ücretlerde ise % 10&#8242;luk bir artış olacağını garanti etti. İki gün sonra, CGT liderleri 500.000 işçinin Paris sokakları boyunca yürüdüğü bir gösteri düzenlediler. Paris, &#8220;Halk Hükümeti&#8221; çağrısı yapan posterlerle donatıldı. Ne yazık ki, çoğunluk hâlâ kontrolü kendileri adına ele geçirmektense, yöneticilerin değiştirilmesini düşünüyordu. </p>
<p>5 Haziran itibariyle grevlerin büyük bir kısmı sona ermiş, kapitalizmin normal günlerinin havası tüm Fransa&#8217;ya geri dönmüştü. OBu günden sonra devam edentmekte olan bütün grevler zırhlı araçlar ve silahların kullanıldığı askeri tarzdaki operasyonlarla ezildi. 7 Haziran&#8217;da dört gün sürecek ve geride ölü bir işçi bırakacak olan Flins çelik fabrikasıişleri saldırısı başladı. Üç gün sonra ise Renault grevcilerine ateş açıldı, ikisi öldürüldü. Yalıtılmış haldekiİzole olmuş bu militanlık yuvalarının hiç şansı yoktu. 12 Haziran&#8217;da gösteriler yasaklandı, radikal gruplar yasadışı ilan edildi, ve üyeleri tutuklandı. Bütün yönlerden saldırı altında kalan, yükselen devlet şiddeti ve sendikaların satıcılığı karşısında, Genel Grev ve işgaller parçalanarakdı [çöktüler]. </p>
<p>Peki bu ayaklanma neden başarısız oldu? Tabii ki &#8220;öÖncü&#8221; Bolşevik partilerinin olmaması nedeniyle değil tabii ki. Aksine onlar tarafından [adeta] istila edilmişti. Neyse ki, geleneksel otoriter sol fraksiyonlar yalıtılmışizole edilmiş ve bozguna uğratılmışlardı. Ayaklanmaya katılanların ne yapacaklarını söyleyecek öncülere ihtiyaçları yoktu; &#8220;işçilerin öncüleri&#8221; harekete yetişip, onu kontrol etmek için çılgınca çabalıyorlardı. </p>
<p>Hayır, işgallerin birbirinden kopuk olmasına yol açan [şey], mücadelenin eşgüdümünü sağlayacakyi koordine edecek bağımsız, özyönetimsel konfederal örgütlerin yokluğuydu. Bu kadar bölünmüşlükle başarısız oldular. Bunun yanı sıra, Murray Bookchin&#8217;in dediği gibine göre, &#8220;işçiler arasında, fabrikaların işgal edilmesi ve greve gidilmesinin ötesinde, [fabrikaların] çalıştırılması gerektiği bilinci&#8221; eksikti (Op.Cit., s. 182). </p>
<p>Bu bilinç, ayaklanma öncesinde güçlü bir anarşist hareketin varlığı tarafından cesaretlendirilebilirdi. Anti-otoriter sol, oldukça ne kadar aktif olmasına karşınsa da, grevci işçiler arasında çok zayıftı; ve bu yüzden de özyönetimsel örgütler ve işçilerin özyönetimi fikirleri pek yaygın değildi. Ancak, Mayıs-Haziran ayaklanması, [bize] olayların [yönünün] oldukça hızlı bir şekilde değişebileceğini gösteriyor. Tanınmış liberter sosyalist Maurice Brinton şöyle diyor: &#8220;Öğrencinin etkisiyle &#8230; binler hiyerarşi ilkesini sorgulamaya başlamıştı. &#8230; Birkaç gün gibi kısa bir süre içinde insanların yaratıcı gizilgüçleri ortalığa çıkmıştı. En cesur ve en gerçekçi fikirler &#8211;bunlar genellikle aynıydılar&#8211; savunuluyor, tartışılıyor, uygulanıyordu. Aptalca bürokratik ritüellerin on yıllardır süren etkisiyle bayatlamış olan, onu reklam maksadıyla kullananların içini boşalttığı dil yeni ve taze bir şey olarak yeniden ortaya çıkmıştı. İnsanlar dili dolu dolu yeniden benimsediler. İsimsiz kalabalıklardan karşıt ve şiirsel sloganlar ihtişamlı yükseliyordu&#8221; (&#8220;Paris: Mayıs 1968&#8243;, İşçi İktidarı İçin, s. 253). Öğrencilerin enerji ve cüretkarlığıyla cesareti ile kaynaşan işçi sınıfı, mevcut sistemin sınırları içinde karşılanamayacak ortaya çıkarılamayacak talepleri öne çıkardı. Genel Grev, bütün güzel berraklığıyla işçilerin elindeki potansiyel gücü sergiler. Kısa ömürlü olsalar da, kitle meclisleri ve işgaller, eylemde anarşinin ve anarşist fikirlerin nasıl çabucak yayıldığınınarak, pratiğe geçirildiğinin mükemmel örneklerini ortaya koydular.</p>
<p>Olaylar hakkında daha fazla ayrıntı için Daniel ve Gabriel Cohn-Bendit&#8217;in Demode Komünizm: Sol-Kanat Alternatif veya Maurice Brinton&#8217;un gördüklerini anlattığı &#8220;Paris: Mayıs 1968&#8243; (İşçi İktidarı İçin&#8217;in içinde) adlı çalışmalarına bakılabilir. Dark Star&#8217;ın derlediği Kaldırım Taşlarının Altında başlıklı çalışma Paris 68 ile ilgili durumcu çalışmalara yer veren iyi bir antolojidir (Brinton&#8217;un makalesi de yer alır). </p>
<p>ÇEVİRİ: Anarşist Bakış<br />
Kaynak: A.5 What are Some Examples of &#8216;Anarchy in Action&#8217;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/159/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/159/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=159&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/fransada-1968-mayis-haziran-isyani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ANARŞİZM VE İSPANYOL DEVRİMİ</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/anarsizm-ve-ispanyol-devrimi/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/anarsizm-ve-ispanyol-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 05:12:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anarşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/anarsizm-ve-ispanyol-devrimi/</guid>
		<description><![CDATA[Noam Chomsky&#8217;nin belirttiği üzere, &#8220;büyük ölçekli gerçekten anarşist bir devrimin iyi bir örneği &#8211;aslında bildiğim kadarıyla en iyi örneği, Cumhuriyetçi İspanya&#8217;nın büyük bir kısmında gerek endüstriyi gerekse tarımı kapsayan oldukça esinlendirici bir anarşist devrimin yaşandığı 1936 İspanya Devrimi&#8217;dir &#8230; İnsani ölçütlere, aslında herhangi bir kimsenin iktisadî ölçütlerine göre oldukça başarılıydı. Yani üretim etkin biçimde devam [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=158&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Noam Chomsky&#8217;nin belirttiği üzere, &#8220;büyük ölçekli gerçekten anarşist bir devrimin iyi bir örneği &#8211;aslında bildiğim kadarıyla en iyi örneği, Cumhuriyetçi İspanya&#8217;nın büyük bir kısmında gerek endüstriyi gerekse tarımı kapsayan oldukça esinlendirici bir anarşist devrimin yaşandığı 1936 İspanya Devrimi&#8217;dir &#8230; İnsani ölçütlere, aslında herhangi bir kimsenin iktisadî ölçütlerine göre oldukça başarılıydı. Yani üretim etkin biçimde devam ettirildi; çiftlik ve fabrikalardaki işçiler, çoğu sosyalistin, komünistin, liberalin ve başkalarının inanmak istediğinin aksine yukarıdan bir zorlama olmaksızın işlerini kendi başına yürütme becerisine fazlasıyla sahip olduklarını gösterdiler&#8221;. 1936 Devrimi, &#8220;anarşist fikirleri nüfusun oldukça büyük kesimlerine yayan üç kuşaklık bir deneyime, düşünceye ve çalışmaya dayanıyordu&#8221; (Radikal Öncelikler, s. 212).<span id="more-158"></span></p>
<p>Bu anarşist örgütlenme ve ajitasyon sayesinde İspanya 1930&#8242;larda dünyadaki en büyük anarşist harekete sahipti. İspanyol &#8220;İç Savaş&#8221;ının başlangıcında, bir buçuk milyondan fazla işçi ve köylü anarko-sendikalist sendikalar federasyonu olan CNT&#8217;nin (Ulusal Emek Konfederasyonu); 30.000 kişi ise FAI&#8217;nin (İberya Anarşist Federasyonu) üyesiydi. İspanya&#8217;nın o zamanki nüfusu ise 24 milyondu. </p>
<p>18 Temmuz 1936&#8242;da Faşist darbeye maruz kalan toplumsal devrim, liberter sosyalizmin bugüne kadarki en büyük deneyimidir. Son kitlesel sendikalist birlik olan CNT burada yanlızca faşist yükselişi geciktirmekle kalmadı, aynı zamanda yaygın bir şekilde toprağa ve fabrikalara el konulmasını cesaretlendirdi. İki milyona yakın CNT üyesi dahil olmak üzere yaklaşık yedi milyon insan, en güç koşullar altında dahi özyönetimi uygulamaya geçirdi, ve fiilen aslında hem çalışma koşullarının hem de üretimin gelişmesini sağladı. </p>
<p>19 Temmuz&#8217;un ardından gelen karmaşık günlerde, inisiyatif ve iktidar gerçekte CNT ve FAI&#8217;nin sıradan üyelerinin elindeydi. Bunlar, hiç kuşkusuz ki Faistas (FAI üyelerinin) ve CNT militanlarının etkisi altında olan sıradan insanlardı. Faşist ayaklanmayı yendikten sonra, üretimi, dağıtımı ve tüketimi tekrar başlattıkları gibi (tabii ki daha eşitlikçi düzenlemelerle); İspanya&#8217;nın Franco&#8217;nun işgali altında bulunan kesimlerini kurtarmak üzere gönderilecek milisleri de örgütlediler ve gönüllü olarak (on binleri bulan sayılarda) [milislere] onlara katıldılar. İspanya işçi sınıfı, kendi toplumsal adalet ve özgürlük düşüncelerine &#8211;doğal olarak anarşizm ve anarko-sendikalizm fikirlerinden esinlenen düşüncelere&#8211; dayanacak yeni bir dünyayı mümkün olan her yolla yaratmak için kendi hareketlerini yaratıyordu. </p>
<p>George Orwell&#8217;in 1936 Aralık sonundaki devrimci Barselona&#8217;ya ilişkin tanıklığı, başlayan toplumsal dönüşümün canlı bir resmini çiziyor:</p>
<p>&#8220;Anarşistler Katalonya&#8217;da hala fiili denetimi ellerinde tutuyorlardı ve devrim henüz en canlı safhasını yaşıyordu. Başından beri orada bulunan birisine, Aralık&#8217;ta ve Ocak&#8217;ta bile, devrimci dönem sona eriyormuş gibi görünebilirdi; ama, dosdoğru İngiltere&#8217;den gelen biri için Barselona&#8217;nın görünümü şaşırtıcı ve çok kuvvetliydi. İşçi sınıfının denetlediği bir şehirde ilk defa bulunuyordum. Küçüklü büyüklü bütün binalar fiilen işçiler tarafından ele geçirilmiş ve kızıl bayraklarla ya da Anarşistlerin kızıl-kara bayrağı ile donatılmıştı; tüm duvarlara orak ve çekiç ve devrimci partilerin başharfleri çiziktirilmişti. Hemen hemen bütün kiliseler yakılmış ve tasvirler de yakılmıştı. Şuradaki buradaki kiliseler işçi çeteleri tarafından sistemli olarak tahrip ediliyordu. Her dükkan ya da kafede, kolektifleştirildiğini bildiren yazılar asılmıştı; hatta ayakkabı boyacıları bile kolektifleştirilmiş ve sandıkları kızıl-kara renge boyanmıştı. Garsonlar ve dükkan çalışanları dosdoğru yüzüne bakıyor ve size eşitiniz olarak davranıyordu. Hizmetkarlık ve hatta şatafatlı hitap şekilleri bile geçici olarak ortadan kalkmıştı. Hiçkimse &#8216;Señor&#8217;, &#8216;Don&#8217; ve hatta &#8216;Usted&#8217; [Siz] bile demiyor; herkes birbirine &#8216;Comrade&#8217; [Yoldaş] veya Thou&#8217; [Sen] diye sesleniyor, ve &#8216;Buenos Dias&#8217; [İyi Günler] yerine &#8216;Salud&#8217; [Selam] kullanıyordu &#8230; Herşey bir yana, devrime ve geleceğe yönelik inanç, birdenbire bir eşitlik ve özgürlük çağı açılmış gibi bir his vardı. İnsanoğulları, kapitalist makinanın dişlileri gibi değil de, insan gibi davranmaya çalışıyorlardı&#8221; (Katalonya&#8217;ya Selam, s. 2-3; [bu kısmın çevirisinde Jülide Ergüder'in çevirisinden yararlanılmıştır; Alan Yayıncılık, 1985, İstanbul]).</p>
<p>Bu tarihi devrimin bütün boyutları burada ele alınamaz. Ayrıntılı olarak bu SSS&#8217;ın Kısım I.8&#8242;inde tartışılacaktır. Burada tüm yapabileceğimiz, bu olayların önemine dair bazı deliller sunacağı ve insanları bu konuda daha fazla okumaya teşvik edeceği ümidiyle birkaç ilginç noktayı aydınlatmak olacaktır. </p>
<p>Katalonya&#8217;daki bütün sanayi ya işçilerin özyönetimi ya da işçi kontrolü denetimi altına girmişti (yani, ya ilk durumda idarenin bütün yönlerini ele geçiriyorlardı; ya da ikinci durumda ise eski idareyi denetliyorlardı). Bazı durumlarda, bütün bir şehir veya bölge ekonomisi bir kolektifler federasyonularına dönüştürülmüştüüyordu. (Katalonya, Aragon ve Valencia&#8217;daki demiryolu hatlarını idare etmek üzere oluşturulmuş olan) Demiryolları Federasyonu bunun örneği tipik bir örneğidk olarak verilebilir. Federasyonun temeli yerel meclislerdi:</p>
<p>&#8220;Her yerellikteki tüm işçiler, yapılması gereken bütün işlerle ilgili incelemeleri yapmak olarak, denetlemek amacıyla haftada iki kere toplanıyorlardı &#8230; Yerel genel meclis, her istasyon ve bağlantı yerindeki genel işleri yönetmek üzere bir komite belirliyordu. Bu toplantılarda, üyeleri (eski işlerinde) çalışmaya devam eden bu komitenin [aldığı] tüm kararların (direccion) [geçerliliği], raporların sunulupmasının ve soruların cevaplanmasının ardından, [bu kararların] işçilerce onaylanmasına ya da onaylanmamasına tabiydi&#8221;.</p>
<p>Komite delegeleri istendiği zaman herhangi bir anda meclis tarafından görevden alınabiliyordurdi; ve Demiryolları Federasyonu&#8217;nun en yüksek düzenleme koordinasyon organı ise üyeleri çeşitli bölümlerdeki branşlardaki birlik meclislerince seçilen &#8220;Devrimci Komite&#8221; idi. Gaston Leval&#8217;e göre, demiryolu hatları üstündeki denetim &#8220;devletçi ve merkezi bir sistemde olduğu gibi yukarıdan aşağıya doğru işlememekteydi. Devrimci Komite&#8217;nin böyle bir gücü yoktu &#8230; Komite &#8230; üyeleri[nin görevi], genel faaliyetlere denetlemek ve [demiryolu] ağı[nı] meydana getiren farklı güzergâhları düzenlemekle hatları koordine etmekle sınırlıydı&#8221; (Gaston Leval, İspanyol Devrimi&#8217;nde Kolektifler, s. 255). </p>
<p>Toprakta, onbinlerce köylü ve günlük kırsal tarım işçisi gönüllü, özyönetime sahip kolektifler meydana getirdi. İşbirliğinin Cupertino&#8217;nun sağlık hizmetlerinin, eğitimin, makinaların ve toplumsal altyapıya yatırımının başlatılmasınıyla mümkün hale getirmesiyle beraber yaşam kalitesinde iyileşme yükselme oldu. Bir üyenin ifade ettiği üzere, &#8220;bir kimsenin düşündüğünü söyleyebildiği, eğer köy komitesi yetersizse gözüküyorsa bunu ifade edebileceği özgür bir toplumda, bir kolektifte yaşamak &#8230; harikulade bir şeydi. Komite, bütün köyü genel bir mecliste toplantısına çağırmadan hiçbir önemli kararı almazdı. Bütün bunlar harikaydı&#8221; (Ronald Fraser, İspanya&#8217;nın Kanı, s. 360). </p>
<p>Devrimi ayrıntılı olarak Kısım I.8&#8242;de tartışacağız. Endüstriyel Sinai kolektiflerin nasıl işlediği ayrıntılarıyla Kısım I.8.3 ve Kısım I.8.4&#8242;de tartışılmaktadır. Kırsal kolektifler Kısım I.8.5 ve Kısım I.8.6&#8242;da tartışılmaktadır. Bu kısımların devasa bir toplumsal hareketin birer özetleri olduğunu ve daha fazla bilgiye Gaston Leval&#8217;in İspanyol Devrimi&#8217;nde Kolektifler, Sam Dolgoff&#8217;un Anarşist Kolektifler, Jose Peirats&#8217;ın İspanyol Devrimi&#8217;nde CNT ve devrimin diğer anarşist tanıklıklarından ulaşılabileceğini vurgulamalıyız. </p>
<p>Toplumsal cephede, anarşist örgütler rasyonel okullar, liberter sağlık hizmetleri, toplumsal merkezler ve benzerlerini şeyler oluşturdular. Mujeres Libres (Özgür Kadınlar) kadının İspanyol toplumundaki geleneksel konumuyla mücadele ederek, anarşist hareketin içinde ve dışında yer alan binlerce [kadına] güç kazandırdılar (Bu çok önemli örgüt hakkında Martha A. Ackelsberg&#8217;in yazdığı İspanya&#8217;nın Özgür Kadınları kitabına bakınız). Toplumsal cephedeki bu faaliyet savaşın patlamasından çok önce başlamış olan çalışmalar sayesinde kurulmuştur; örneğin sendikalar sık sık rasyonel okulları, işçi merkezlerini vb. mali açıdan finanse ediyorlardı. </p>
<p>İspanya&#8217;nın geri kalanını Franco&#8217;dan kurtarmayı amaçlayana giden gönüllü milisler anarşist ilkeler temelinde örgütlenmiştlerdi ve hem erkekleri hem de kadınları içinde barındırıyordu. Hiçbir rütbe, selamlama ve subay tabakası yoktu. Herkes eşitti. POUM milislerinin (POUM, Komünistlerin iddia ettiğinin aksine Troçkistlerden değil de Leninizm&#8217;in etkisi altında olan, muhalif bir Marksist partiydi) üyesi olan George Orwell bunu açık hale getiriyor:</p>
<p>&#8220;{Milis} sisteminin temel noktası, subay ve erler arasındaki toplumsal eşitlikti. Genarelden ere kadar herkes aynı parayı alıyor, aynı yemeği yiyiyor, aynı elbiseleri giyiyordu ve herkes tam bir eşitlikle kaynaşmıştı. Tümen komutanın ensesine vurup bir sigara almak isterseniz, bunu yapabiliyordunuz ve hiçkimse bunun tuhaf olduğunu düşünmüyordu. Kuramsal olarak, her milis birliği hiyerarşi değil, bir demokrasiydi. Emirlere itaat edilmesi gerektiği anlaşılmıştı; ancak bunun yanı sıra bir emir verdiğinizde bunun bir üstten bir asta değil, bir yoldaştan diğer bir yoldaşa verildiği de anlaşılmıştı. Subaylar ve N.C.O.&#8217;lar {erler} vardı, ancak bilinen anlamında askeri rütbe yoktu; ne ünvan, ne nişan, ne topuk çarpma ve ne selam verme. Milis güçleri içinde, geçici olarak işleyecek bir sınıfsız toplum modeli oluşturmaya kalkışmışlardı. Tabiatıyla tam bir eşitlik söz konusu değildi, ancak şimdiye kadar gördüğümden veya savaş zamanında olabileceğini düşündüğümden çok daha fazla eşitlik vardı&#8221; (ay, s. 26).</p>
<p>Ancak, başka pek çok yerde olduğu üzere, İspanya&#8217;da da anarşist hareket Stalinizm (Komünist Parti) ile Kapitalizm (Franco) arasında ezildi. Ne yazıktır ki anarşistler anti-faşist birliği devrimin önüne geçirdiler, böylece de düşmanlarının hem kendilerini hem de devrimi yenmesine yardım etmiş oldular. Bu hale koşulların zorlamasıyla gelip gelmedikleri ve bundan kaçınıp kaçınamayacakları hâlâ tartışılmaktadır (CNT-FAI&#8217;nin neden işbirliğine gittiğinin hakkındaki tartışması için Kısım I.8.10&#8242;a ve neden bu kararın anarşist kuramın bir ürünü olmadığı konusunda Kısım I.8.11&#8242;e bakınız). </p>
<p>Orwell&#8217;in milis birliklerindeki deneyimlerine ilişkin tanıklığı, İspanyol Devrimi&#8217;nin anarşistler açısından neden çok önemli olduğunu ortaya koyuyor:</p>
<p>&#8220;Kapitalizme inanmazlığın ve siyasali bilincin aksi yöndeki görüşlerden karşıtlarından daha normal olduğu, Batı Avrupa&#8217;daki bu biricik topluluğa, ben az ya da çok biraz şans eserila düşmüştüm. Burada, Aragon&#8217;da, aynı seviyede yaşayan ve birbirleriyle eşitlik içinde kaynaşan, hepsi değilse bile çoğu işçi sınıfı kökenli olan onbinlerce insanın arasındaydım. Kuramsal olarak bu mutlak bir eşitlikti ve uygulama bile bundan çok uzak değildi. Bir anlamda Sosyalizmin gelecekte hazzı şimdiden yaşanıyordu demek doğru olur sanırım &#8211;bunu söyleyerek, hakim olan manevi atmosferin Sosyalizminki olduğunu anlatmak istiyorum. Uygar yaşamın birçok normal güdüleri &#8211;züppelik, paragözlük peşinde koşmak, patronlardan korkusumak, vb.&#8211; düpedüz ortadan kalkmıştı. Toplumun olağan sınıf-ayrımı, İngiltere&#8217;nin para kokan havasında neredeyse düşünülemeyecek bir boyutta ortadan kaybolmuştu; bizlerden ve köylülerden başka hiç kimse yoktu ve kimse kimsenin efendisi değildi &#8230; Umudun, uyuşukluk ya da herşeyde köütülük görmekten daha normal olduğu; &#8216;yoldaş&#8217; sözünün çoğu ülkelerdeki gibi zıpırlık için değil, gerçekten yoldaşlık anlamında kullanıldığı bir toplulukta bulunulmuştu. Eşitliğin havası solunmuştu. Şu aralar, Sosyalizm ile eşitliğin hiçbir ilişkisinin olmadığının moda olduğunun farkındayım. Dünyanın her ülkesinde, kiralık parti kalemleri ve besili küçük profesörler güruhu, Sosyalizmin gasp etmeyağma [edinme] güdüsü dokunulmadan bırakılmış, bir planlı devlet-kapitalizminden başka bir şey olmadığını harıl harıl &#8216;kanıtlamakla&#8217; uğraşıyorlar. Neyse ki, bundan oldukça farklı bir başka Sosyalizm görüşü de yaşıyor. Sıradan insanları sosyalizme çeken ve hayatlarını bu yolda riske atmaya istekli kılan, Sosyalizmin &#8216;üstün yanı&#8217; [hikmeti] bu eşitlik fikridir; halkın büyük bir kesimi için Sosyalizm sınıfsız bir toplum demektir, aksi takdirde hiçbir anlamı olmaz &#8230; Hiç kimsenin ne yapıp edip zengin olmaya çalışmadığı, her şeyin kıt olmasına rağmen dalkavukluğun olmadığı bu toplumda, belki de insan, Sosyalizmin başlangıç aşamalarının nasıl bir şey olacağına dair ham bir ön fikir ediniyordu. Ve, her şey bir yana, bu beni hayal kırıklığına uğratacak yerde çok derinden etkilemişti &#8230;&#8221; (Op.Cit., s. 83-84).</p>
<p>İspanyol Devrimi hakkında daha fazla bilgi için, şu kitaplar önerilir: Vernon Richards&#8217;ın İspanyol Devrimi&#8217;nin Öğrettikleri; Jose Pairats&#8217;ın İspanyol Devrimi&#8217;nde Anarşistler ve İspanyol Devrimi&#8217;nde CNT; Martha A. Ackelsberg&#8217;in İspanya&#8217;nın Özgür Kadınları; Sam Dolgoff&#8217;un editörlüğünü yaptığı Anarşist Kolektifler; Noam Chomsky&#8217;nin (Chomsky Okuma Kitabı&#8217;ndaki) &#8220;Nesnellik ve Liberal Eğitim&#8221;; Jerome R. Mintz&#8217;in Casas Viejas&#8217;ın Anarşistleri; ve George Orwell&#8217;in Katalonya&#8217;ya Selam. </p>
<p>ÇEVİRİ: Anarşist Bakış<br />
Kaynak: A.5 What are Some Examples of &#8216;Anarchy in Action&#8217;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/158/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/158/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=158&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/anarsizm-ve-ispanyol-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İTALYAN FABRİKA İŞGALLERİNDE ANARŞİSTLER</title>
		<link>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/italyan-fabrika-isgallerinde-anarsistler/</link>
		<comments>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/italyan-fabrika-isgallerinde-anarsistler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 05:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hiaxysheytan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anarşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/italyan-fabrika-isgallerinde-anarsistler/</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın sona ermesinin ardından, tüm Avrupa&#8217;da ve dünyada kitlesel bir radikalleşme başlamıştı. Sendika üye sayıları patlamış; grevler, gösteriler ve çalkantılar ajitasyon sayesinde muazzam seviyelere ulaşmıştı. Bu kısmen savaş yüzünden, kısmen ise Rus Devrimi&#8217;nin görünüşteki başarısı yüzündendi. Rus Devrimi&#8217;nin çoşkusu Joseph Labadie gibi bireyci anarşistlere bile bulaşmıştı; [o da] diğer pek çok anti-kapitalist gibi, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=157&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın sona ermesinin ardından, tüm Avrupa&#8217;da ve dünyada kitlesel bir radikalleşme başlamıştı. Sendika üye sayıları patlamış; grevler, gösteriler ve çalkantılar ajitasyon sayesinde muazzam seviyelere ulaşmıştı. Bu kısmen savaş yüzünden, kısmen ise Rus Devrimi&#8217;nin görünüşteki başarısı yüzündendi. Rus Devrimi&#8217;nin çoşkusu Joseph Labadie gibi bireyci anarşistlere bile bulaşmıştı; [o da] diğer pek çok anti-kapitalist gibi, &#8220;doğu&#8217;daki kızıllığın daha parlak bir günün umudunu {müjdelediğini}&#8221;, ve Bolşeviklerin &#8220;endüstriyel kölelikğin cehenneminden çıkmak için en azından övgüye değer çabalar gösterdiği&#8221;ni söylüyordu (Carlotte R. Anderson&#8217;un alıntısı, Önde Gelen Amerikalı AnarşistlerAll-American Anarchist, s. 225 ve s. 241). <span id="more-157"></span></p>
<p>Avrupa çapında, anarşist düşünceler daha da popülerleşiyor ve anarko-sendikalist sendikalar büyüklük olarak gelişiyorlardı. Örneğin, bu mayalanma Britanya&#8217;da işçi temsilcileri atölye çalışanları hareketini ve Clydeside grevlerini ortaya çıkardı; Almanya, IWW&#8217;dan esinleneni endüstriyel sendikacılığının ve &#8220;Konseyler Komünizmi&#8221; [Council Communism] olarak adlandırılan Marksizmin liberter bir biçiminin yükselişine tanıklık etti; İspanya&#8217;da anarko-sendikalist CNT&#8217;nin muazzam büyümesi yaşandı. Bunlarınun yanı sıra, bu dönem ne yazık ki hem sosyal demokrat hem de komünist partilerin yükselişine de tanıklık etti. İtalya bir istisna da bunun dışında değildi. </p>
<p>Turin&#8217;de, yeni bir alttan [üyelerden] yükselen [rank-and-file] bir hareket gelişiyordu. Bu hareket (özellikle ad hoc [sadece bu amaca yönelik olarak oluşturulmuş] şikayet komiteleri olarak seçilen) &#8220;dahili komisyonlar&#8221; etrafında temellenmiştiiyordu. Bu yeni örgütlenmeler doğrudan doğruya belirli bir işyerinde birlikte çalışan, 15-20 civarındaatölye çalışanı veya işçi arasından &#8211;belirli sorumluklara sahip ve geri çl;ağırılabilir olarak&#8211; seçilen işçi temsilcisi insan gruplarına dayanıyordu. Ardından belli bir tesisteki bütün işçi temsilcilerinin atölye çalışanlarının [oluşturduğu] meclis, bu amaçlar doğrultusunda &#8220;fabrika konseyi&#8221; olarak adlandırılan işçi temsilcileri atölye çalışanları organına karşı doğrudan ve sürekli sorumlu olan bir &#8220;dahili komisyon&#8221; seçiyordu. </p>
<p>Kasım 1918 ile Mart 1919 arasında, dahili komisyonlar sendika hareketi içinde ulusal bir mesele haline geldi. 20 Şubat 1919&#8242;da İtalyan Metal İşçileri Federasyonu (FIOM), fabrikalarda &#8220;dahili komisyonlar&#8221; seçilmesini sağlayan bir sözleşme yapma hakkını kazandı. Hemen ardından işçiler, bu işçi temsilciliği organlarını yönetsel fonksiyonları olan fabrika konseylerine dönüştürmeye giriştiler. Mayıs 1919&#8242;a gelindiğinde, dahili komisyonlar &#8220;metal işleri endüstrisindeki sanayisi içinde hâkim güç haline geliyorlardıdu, ve sendikalar marjinal idari birimler haline dönüşme tehlikesi altındaydılar. Reformistlerin gözünde, endişe verici bu gelişmelerinden arkasında liberterler bulunuyordu&#8221; (Carl Levy, Gramsci ve Anarşistlerand Anarhists, s. 135). Kasım 1919&#8242;a gelindiğinde, Turin dahili komisyonları fabrika konseylerine dönüştürülmüştü. </p>
<p>Turin&#8217;deki hareket genellikle, ilk sayısı 1 Mayıs 1919&#8242;da yayınlanan haftalık L&#8217;Ordine Nuovo (Yeni Düzen) dergisiyle ilişkilendiriliriydi. Daniel Guerin&#8217;in özetlediği üzere, [bu dergi] &#8220;Carlo Petri takma adıyla yazan anarşist fikirlere sahip Turin Üniversitesi&#8217;nden bir felsefe profesörünün ve keza Turin liberterlerinin bütün çekirdek kadrosunun katkılarıyla, sol sosyalist Antonio Gramsci&#8217;nin editörlüğü altında [yayınlanıyordu]. Ordine Nuovo grubu, fabrikalarda belli bir kesim tarafından, özellikle de metal sanayisindeki anarko-sendikalist militanlar Pietro Ferrero ve Maurizo Glarino tarafından destekleniyordu. Ordine Nuovo manifestosu, fabrika konseylerini &#8216;hem ayrı ayrı tek bir fabrikalarnın hem de bütün bir toplumun gelecekteki komünist yönetimine uygun organlar&#8217; olarak kabul etmek noktasında anlaşmaya varan sosyalistler ve anarşistler tarafından ortaklaşa imzalandı&#8221; (Anarchism, s. 109). </p>
<p>Turin&#8217;deki gelişmeler soyutlanmış bir halde tek başına değerlendirilmemeli. Bütün İtalya genelinde işçiler ve köylüler eyleme geçiyorlardı. Şubat 1920&#8242;nin sonlarına doğru, Liguria, Piedmont ve Napoli&#8217;de fabrika işgalleri dalgası başlamıştı. Liguria&#8217;da ücret görüşmelerinin kesilmesinin ardından, işçiler Sestri Ponente, Cornigliano ve Campi&#8217;deki metal ve gemi yapımı fabrikalarını işgal ettiler. Dört gün boyunca, sendikalist önderlik altında, fabrika konseyleri aracılığıyla fabrikaları çalıştırdılar. </p>
<p>Bu dönemde boyunca İtalyan Sendikalist Birliği (USI) 800.000 üye sayısına ulaşmıştı; ve 20.000 üyeli İtalyan Anarşist Birliği (UAI) vile günlük gazetesinin (Umanita Nova) etkisi de paralel bir şekilde büyümüştü. Gallerli Marksist tarihçi Gwyn A. Williams&#8217;ın belirttiği üzere, &#8220;Anarşistler ve devrimci sendikalistler, soldaki en tutarlı ve bütüncül devrimci gruptulardı &#8230; sendikalizm ileve anarşizmin tarihinin 1919-20&#8242;deki en belirgin tarihsel özelliği [şuydu]: hızlı ve neredeyse sürekli bir büyümeleri. &#8230; Sendikalistler herşey öte sosyalist hareketin yakalamakta tamamen başarısız olduğu militan işçi-sınıfı görüşünü yakalamıştı&#8221; (Proletar DüzenProletarian Order, s. 194-195). Turin&#8217;de, liberterler &#8220;FIOM ile beraber çalışıyorlardı&#8221; ve &#8220;Ordine Nuovo kampanyasına da başlangıcından itibaren yoğun bir şekilde katılmışlardı&#8221; (Op. Cit., s. 195).   Ordine Nuovo&#8217;nun diğer sosyalistler tarafından &#8220;sendikalist&#8221; olarak suçlanmasına şaşmamak gerek. </p>
<p>İşyerlerini işgal etme fikrini ilk ortaya atanlar anarşistler ve sendikalistlerdi. Malatesta, bu fikri Umanita Nova&#8217;nın Mart 1920 tarihli sayısında bu fikri tartışıyordumaktaydı. Kendi sözleriyle, &#8220;Genel grev protestoları artık kimseyi rahatsız etmiyor. &#8230; Artık başka bir şeye yönelmeli. Biz bir öneri getiriyoruz: fabrikalara el koyun &#8230; kesinlikle geleceği olan bir yöntem, çünkü bu işçi hareketinin nihai hedeflerine denk düşmekte ve nihai mülksüzleştirme eylemi için hazırlık işlevi gören bir uygulamayı meydana getirmekte&#8221; (Errico Malatesta: Yaşamı ve FikirleriLife and Ideas, s. 134). Aynı ay içinde, &#8220;Mila&#8217;da konseyler kurmak üzere yürütülen güçlü sendikalist kampanya [sırasında], {USI&#8217;nın anarşist başkan yardımcısısekreteryası} Armando Borghi kitlesel fabrika işgalleri çağrısı yapıyordu. Turin&#8217;de işyeri komiserlerinin yeniden seçilmesi, iki haftadır süren ateşli tartışma düşkünlüğünü yeni sonlandırmıştı ve işçiler hararetlenmişti. {Fabrika Konseyi} Komiserleri fabrika işgalleri çağrısında bulunmaya başladılar&#8221;. Aslında, &#8220;Turin dışındaki konsey hareketi temel olarak anarko-sendikalistti&#8221;. Hiç de şaşırtıcı olmayacak biçimdemak üzere, sendikalist metal-işçileri sekreteryası &#8220;Turin konseylerine destek sağlanması için uğraşıyordu, çünkü onlar fabrikaların kontrol altına alınmasını amaçlayan ve sendikalist endüstriyel birliklerinin ilk hücreleri olabilecek, anti-bürokratik doğrudan eylemi temsil etmekteydiler. &#8230; Sendikalist kongresi oylama sonucunda konseylerin desteklenmesine karar verdi. &#8230; Malatesta, &#8230; onları isyankârlık üretmeyi garanti altına alan bir doğrudan eylem biçimi olarak desteklemekteydi. &#8230; Umanita Nova ve {USI&#8217;nın gazetesi} Guerra di Classe, neredeyse L&#8217;Ordine Nuovo ve Avanti&#8217;nin Turin baskısı kadar kendilerini konseylere adamışlardı&#8221; (Williams, Op. Cit., s. 200, s. 193 ve s. 196). </p>
<p>Militanlıktaki bu patlama yükselme kısa süre içinde patronların karşı saldırısını harekete geçirdi. Patronların örgütü fabrika konseylerini suçlayarak onlara karşı harekete geçme çağrısında bulundu. İşçiler ayaklanıyor ve patronların emirlerine uymayı reddediyorlardı &#8211;fabrikalarda &#8220;disiplinsizlik&#8221; artıyordu. [Patronlar], mevcut endüstriyel düzenlemelerin uygulanması için hükümetin desteğini kazandılar. FIOM tarafından 1919&#8242;da kazanılan sözleşme, dahili komisyonların üretim bölümlerinde atölyelerde yasaklanmasınıa ve [faaliyetlerinin] çalışma saatleri dışıyla sınırlandırılmasınıa sağlimkan tanıyordu. Bu, Turin&#8217;deki işçi temsilcileri atölye çalışanları hareketinin yürüttüğü &#8211;işçi temsilcileriniatölye çalışanlarını seçmek üzere çalışmanın durdurulması gibi&#8211; faaliyetlerin, sözleşmenin ihlali anlamına gelmesi demekti. Hareket esasen kitlesel bir itaatsizlik sayesinde sürüyordu. Patronlar yapılmış sözleşmenin ihlal edilmesini, Turin&#8217;deki fabrika konseyleri ile mücadele etmenin bir aracı olarak kullandılar. </p>
<p>İşverenlerle nihai hesaplaşma, Fiat&#8217;daki işçi temsilcileri atölye çalışanları genel meclisinin, birçok işçi temsilcisinin atölye çalışanının işten çıkarılmasını protesto etmek üzere oturma eylemine başlamasıyla Nisan&#8217;da gerçekleşti. Bunun üzerine işverenler genel bir lokavt ilan ettiler. Hükümet, büyük bir kuvvet gösterisi, fabrikaları işgal eden birlikleri ve onlara doğrultulmuş makinalı tüfekleriyle lokavt kararını destekledi. İki haftalık grevin ardından işçi temsilcileri atölye çalışanları hareketi anlaşmazlık konusu olan acil konularda feragat etmeye karar verdiğinde, işverenler işçi temsilcileri atölye çalışanları konseyinin [faaliyetlerinin] FIOM&#8217;la yapılan sözleşmeye uygun olarak çalışma saatleri dışıyla sınırlı olması ve idari kontrolün tekrar uygulanması taleplerini dayattılar. </p>
<p>Bu talepler fabrika konseyleri sistemini hedef alıyordu ve Turin işçi hareketi bunu savunmak üzere kitlesel bir genel grevle cevap verdi. Turin&#8217;de greve katılım tamdı, [grev] kısa zaman içinde Piedmont bölgesinin geneline yayıldı ve en yüksek döneminde 500.000 işçiyi kapsamaktaydı. Turin grevcileri grevin tüm ülkeye yayılması çağrısı yaptılar; ve genelde sosyalistlerin önderliğinde oldukları için de CGL sendikasına ve Sosyalist Parti liderlerine yöneldiler, [onlar ise] bu çağrıyı reddeddiler. </p>
<p>Turin genel grevine tek destek, bağımsız demiryolu ve deniz işletmeleri işçileri sendikaları gibi anarko-sendikalist etki altında olan sendikalardan geldi (&#8220;Bir tek sSendikalistler tek harekete geçtilerenlerdi&#8221; (Williams, Op. Cit., s. 207). Pisa ve Floransa&#8217;daki demiryolu işçileri, Turin&#8217;e gönderilecek olan askeri birlikleri taşımayı reddettiler. Tüm Cenova genelinde, USI&#8217;nın oldukça etkili olduğu liman işçileri arasında ve işyerlerinde atölyelerde grevler vardı. Williams&#8217;ın belirttiği üzere, &#8220;sosyalist hareketin tamamı tarafından ihanete edilmişuğratılmış ve terk edilmiş olan&#8221;masına karşın Nisan hareketi, &#8220;anarko-sendikalistlerin doğrudan yaptığı ve dolaylı olarak esinlendirdiği &#8230; eylemler&#8221; ile &#8220;hala popüler destek bulmaktaydı&#8221;. Bizzat Turin&#8217;de, anarşistler ve sendikalistler, &#8220;konsey hareketini (Gramsci&#8217;nin ve Ordine Nuovo&#8217;nun etkisinden) koparmakla tehdit ediyorlardı&#8221; (Williams, Op. Cit., s. 207, s. 193 ve s. 194). </p>
<p>En sonunda, CGL liderliği, işverenlerin ana talebi olan işçi temsilcileri atölye çalışanları konseylerinin faaliyetlerinin çalışma saatleri dışıyla sınırlandırılmasını kabul ederek grevleri sona erdirdi. Konseyler artık faaliyetleri ve üretim bölümlerindeki atölyedeki varlıkları açısından oldukça kısıtlanmış olsalar da, Eylül&#8217;deki fabrika işgalleri sırasında bu konumlarını tekrar kazanacaklardı. </p>
<p>Anarşistler &#8220;sosyalistleri ihanetle suçladılar. Sosyalistleri kendi korkak liderliklerine bağımlı kılan, yanlış olduğuna inandıkları disiplin anlayışları [nedeniyle] eleştirdiler. Her hareketi &#8216;hesapların, korkuların, hataların ve liderlerinin olası ihanetlerine&#8217; mahkum eden bu disiplinle; Turin&#8217;le dayanışma içinde mücadele eden Sestri Ponente işçilerinin disiplinini, güvenlik güçlerini Turin&#8217;e taşımayı reddeden demiryolu işçilerinin, ve parti ve grup hesaplarını unutarak kendilerini Torinesi&#8217;nin emrine adayan anarşistlerin ve Unione Sindicale üyelerinin disiplinini karşılaştırdılar&#8221; (Carl Levy, Op. Cit., s. 161). Ne üzücüdür ki, sosyalistlerin bu yukarıdan-aşağı &#8220;disiplini&#8221;, fabrika işgalleri sırasında korkunç sonuçlarıyla birlikte kendini tekrar edecektti. </p>
<p>Eylül 1920&#8242;de, ücret kesintileri ve lokavtlara karşı İtalya&#8217;da büyük -ölçekli oturma eylemleri düzenlendi. &#8220;Kriz ortamının merkezinde, sendikalistlerin yükselişi vardı&#8221;. Ağustos ortasında, USI metal işçileri &#8220;her iki sendikanın da fabrikaları işgal etmesi çağrısında bulundu&#8221; ve lokavtlara karşı &#8220;önleyici işgaller&#8221; çağrısı yaptı. USI, (&#8220;gerekli tüm tedbirlerle&#8221; savunulması gereken) bunu &#8220;fabrikalara metal işçileri tarafından el konulması&#8221; olarak değerlendirdi ve &#8220;diğer sanayilerdeki işçilerin de mücadeleye çağrılmasının&#8221; gerektiğini gördü (Williams, Op. Cit., s. 236 ve s. 238-9). Aslında, &#8220;eğer FIOM işverenlerin lokavtına karşı fabrikaların işgal edilmesi şeklindeki sendikalist düşünceyi kucaklamamış olsaydı, USI pekala Turin&#8217;deki siyasal açıdan politik olarak aktif olan işçi sınıfı arasında büyük bir destek kazanabilirdi&#8221; (Carl Levy, Op. Cit., s. 129). Bu grevler motor fabrikalarında başladı ve kısa sürede demiryollarına, yol taşımacılığına ve diğer endüstrilere sıçradı &#8211;köylüler de topraklara el koyuyordu. Ancak, grevlerciler yalnızca işyerlerini işgal etmekle yetinmedilerten daha fazlasını yaptılar; [işyerlerini] işçilerin özyönetimine bıraktılar. Çok geçmeden 500.000&#8242;den fazla &#8220;grevci&#8221;, kendileri adına için üretmek üzere işbaşı yapmıştı. Bu olaylara katılanın bir parçası olan Errico Malatesta şöyle yazıyor:</p>
<p>&#8220;Metal işçileri ücretler meselesiyle hareketi başlattılar. Bu yeni tür bir grevdi. Fabrikaları terk etmek yerine, çalışmadan içerde kalmak fikri vardı. &#8230; İtalya çapında işçiler arasında devrimci bir çoşku şevk vardı ve kısa zaman içinde taleplerin nitelikleri değişti. İşçiler, ilk ve son defa olmak üzere, tüm üretim araçlarının sahipliğini ele geçirmek için üzere bu anın uygun olduğunu düşündüler. Savunma için silahlandılar &#8230; ve üretimi kendi başlarına düzenlemeye başladılar. &#8230; Ortadan kaldırılan aslında mülkiyet hakkıydı &#8230; ; bu, çoşkuyla doğan şey, yeni bir rejim, yeni bir toplumsal yaşam biçimiydi. Ve hükümet arka çıktı, çünkü muhalefet etmekten aciz olduğunu hissetti&#8221; (Errico Malatesta: Yaşamı ve FikirleriLife and Ideas, s. 134)</p>
<p>Daniel Guerin hareketin boyutları hakkında iyi bir özet sunuyor:</p>
<p>&#8220;Fabrikaların yönetimi &#8230; teknik ve idari işçi komiteleri tarafından yürütülüyordu. Özyönetim oldukça yol katetmişti: ilk zamanlarda bankalardan destek sağlandı, ancak bu [destek] geri çekilince, özyönetim sistemi işçilerin ücretlerini ödemek üzere kendi parasını bastı. Çok katı bir özdisiplin gerekiyordu; alkollü içeceklerin kullanılması yasaklandı ve savunma amacıyla silahlı devriyeler örgütlendi. Özyönetim altındaki fabrikalar arasında çok yakın bir dayanışma kuruldu. Madenler ve kömür ortak bir havuza konarakdu, ve adaletli eşit bir şekilde paylaştırıldı&#8221; (AnarşizmAnarchism, s. 109).</p>
<p>İtalya, &#8220;yarım milyon işçinin [çalıştıkları] fabrikaları işgal ederek kızıl ve kara bayrakları göndere çekmesiyle felç olmuştu&#8221;. Hareket yanlızca Milan, Turin ve Cenova etrafındaki endüstriyel merkezleriyle sınırlı kalmayarak, Roma, Floransa, Napoli ve Palermo&#8217;ya sıçramış, bütün İtalya&#8217;ya yayılmıştı. Umanita Nova &#8220;hareket oldukça ciddidir ve bizler onun hızlı bir şekilde yayılması için gereken herşeyi yapmalıyız&#8221; derken, &#8220;USI&#8217;lı militanlar kesinlikle hareketin en ön saflarında yer alıyorlardı&#8221;. USI&#8217;nın ısrarlı çağrıları, &#8220;&#8216;el koyma[yla sonuçlanacakn] genel grevleri&#8217; yerleştirmek için hareketi tüm sanayiye yaymak&#8221; amacını güdüyordu (Williams, Op. Cit., s. 236 ve s. 243-4). Liberterlerin etkisi altındaki olan demiryolu işçileri askeri birliklerin taşımayı reddetti, işçiler reformist sendikaların aksi yöndeki kararlarına rağmen greve katıldılar ve köylüler de toprakları işgal ettiler. Anarşistler, &#8220;fabrikaların ve toprakların işgal edilmesi bizim eylem programımıza tam manasıyla uymaktadırduğu için&#8221; diyerek hareketi doğal olarak bütün kalpleri ile desteklediler (Malatesta, Op. Cit., s. 135). Luigi Fabri, işgalleri &#8220;proletaryanın o güne değin farkında olmadığı gücünü ortaya çıkar&#8221;mıştı diye anlatıyor (Paolo Spriano&#8217;nun alıntısı, Fabrikaların İşgaliThe Occupation of the Factories, s. 134). </p>
<p>Ancak, dört haftalık işgalin ardından işçiler fabrikaları terk etmeye karar verdiler. Bunun sebebi, Sosyalist Parti ve reformist sendikaların eylemleriydi. Onlar harekete karşı çıkıyor ve patronlarla işbirliği içinde, işçilerin kontrolünü yasal olarak genişletme vaadi sözü karşılığında &#8220;normal&#8221;e dönüş için devletle pazarlık yapıyorlardı. Devrim sorunu, Sosyalist Parti&#8217;nin herhangi bir karar almayı reddetmesinin ardından &#8211;sendikalist sendikalara danışılmaksızın&#8211; CGL&#8217;nin 10-11 Nisan&#8217;da Milan&#8217;da topladığı ulusal konsey tarafından oylamayla karara bağlandı. </p>
<p>Söylemek gereksiz, bu &#8220;işçi kontrolü&#8221; sözü tabii ki tutulmadı. Fabrikalar arasında bağımsız örgütlerin yokluğu, diğer şehirlerde neler olup bittiğini öğrenmek konusunda için işçilerin sendika bürokratlarına bağımlı kalmasına yol açtı; ve onlar da bu gücü fabrikaları, şehirleri ve fabrikaları birbirlerinden ayırmak izole etmek için kullandılar. Bu ise, &#8220;fabrikalara dağılmış bulunan bireysel anarşistlerin muhalefetine rağmen&#8221; işbaşı yapılmasıyla sonuçlandı (Malatesta, Op.Cit., s. 136). Reformist sendikaların işbirliği yapmayı reddetmesi yüzünden yerel sendikalist sendika konfederasyonları tam anlamıyla uyumlu bir işgal hareketini gerçekleştirmek için gerekli yapıyı oluşturamadılar; ve anarşistler de büyük bir azınlık olmalarına rağmen yine de azınlıktılar:</p>
<p>&#8220;Sendikalist birlik, 12 Eylül&#8217;de düzenlenen (Unione Anarchia&#8217;nın, demiryolu işçileri ve deniz işletmeleri sendikalarsının katıldığı) &#8216;proletarlar-arası&#8217; kongrede toplantıda, sosyalist parti ve CGL olmadan &#8216;kendi başımıza bunu yapamayız&#8217; kararı aldı; azınlıkçı, keyfi ve hükümsüz olduğunu ilan ettiği değerlendirdiği Milan&#8217;daki &#8216;karşı-devrimci oylama&#8217;yı protesto etti; yeni ve belirsiz, ancak ateşli eylem çağrıları yaparak sonuçlandı&#8221; (Paolo Spriano, Op.Cit., s. 94).</p>
<p>Malatesta Milan&#8217;daki fabrikalardan birisinde işçilere hitap etti. Şöyle diyordu, &#8220;{Confederazione ile kapitalistler arasında} Roma&#8217;da imzalanan anlaşmayı büyük bir zafer olarak kutlayanlar sizi kandırıyorlar. Zafer gerçekte eşiğine geldikleri uçurumun kenarından kurtarılan Giolitti&#8217;ye, hükümete ve burjuvaziye aittir&#8221;. İşgaller sırasında, &#8220;burjuvazi sarsılıyordu, hükümet ise durumu göğüsleyecek güce sahip değildi&#8221;. Bu nedenle:</p>
<p>&#8220;Roma anlaşması, kurtulmanın eşiğine geldiğiniz burjuvazinin sömürüsüne sizi tekrar maruz bırakırken, zaferden söz etmek bir yalandır. Eğer fabrikalardan vazgeçecekseniz, bunu büyük bir savaşı kaybetttiğinize inanarak, ve ilk fırsatta mücadeyi yeniden canlandırmak ve sonuna kadar götürmek niyetiyle yapın. &#8230; Zaferin aldatıcı niteliği hakkında hayallere kapılmıyorsanız, sizin için kaybedilmiş bir şey yoktur. Fabrikaların kontrolü hakkındaki ünlü kararname bir maskaralıktır [sizi] alaya almaktır &#8230; çünkü bu [kararname] sizin çıkarınızla burjuvazininkini, kurtla kuzunun çıkarlarını uyumlu kılmak gibi uyumlu hale getirmek eğilimindedir. Her gün devrimi başka bir güne erteleyerek sizi aptal yerine koyan liderlerinize inanmayınız. Şartlar kendisini dayattığı zZamanı geldiğinde, asla [yanınıza] gelmeyecek veya geldiğinde de size eyleminizden vazgeçmenizi bırakmanız için size emretmek söylemek için üzere gelecek olan emirleri beklemeksizin devrimi siz kendiniz gerçekleştirmelisiniz. Kendinize güvenin, geleceğe inançla bakıninizi ellerinizde tutun, kazanacaksınız&#8221; (Max Nettlau&#8217;nun alıntısı, Errico Malatesta: Bir Anarşistin OtobiyografisiThe Biography of an Anarchist).</p>
<p>Malatesta&#8217;nın haklı olduğu kanıtlandı. İşgallerin sona ermesiyle zafer kazananlar yanlızca burjuvazi ve hükümet olmuştu. Çok geçmeden işçiler Faşizm ile karşılaşacaklardıtılar; ancak bundan öncesinde Ekim 1920&#8242;de, &#8220;fabrikaların boşaltılmasının hemen ardından&#8221; (gerçek tehditin kimden geldiğini açıkça bilen) hükümet, &#8220;USI ve UAL&#8217;ın bütün lider kadrolarını tutukladı. Sosyalistler buna yanıt vermediler&#8221; ve &#8220;artık yaşlanmış olan Malatesta&#8217;nın ve diğer tutuklu anarşistlerin Milan&#8217;daki hücrelerinde açlık grevine başladığı 1921 baharına gelinceye kadar da liberterlerin yargılanmalarını az- çok görmezden geldiler&#8221; (Carl Levy, Op.Cit., s. 221-2). Dört günlük bir yargılamanın ardından hepsi beraat ettiserbest bırakıldı. </p>
<p>1920 olayları dört şeyi gösterdi. Birincisi, işçiler patronları olmaksızın kendi işyerlerini başarılı bir şekilde idare edebilirler. İkincisi, anarşistlerin emek hareketiyle ilgilenmeleri gerektiğiyle ilgilidir. USI&#8217;nin desteği olmadan, Turin hareketi belki daha da fazla yalıtılmış olacaktıizole edilecekti. Üçüncüsü, sınıf mücadelesini etkileyebilmeleri için anarşistlerin örgütlenmeleri gereklimektedir. UAI ve ISI&#8217;nın hem etki hem de boyut olarak büyümesi bunun önemini gösteriyor. Anarşistler ve sendikalistlerin fabrikaların işgal edilmesi fikrini ortaya getirmemiş ve hareketin desteklenmemiş olsaydılarsi fikrini savunması olmasaydı, [hareketin] bu kadar başarılı olacağı ve yayılacağı şüpheli bir hale gelirdi. Son olarak, hiyerarşik tarzda örgütlenen sosyalist örgütler devrimci bir üyelik üretmemekteriler. Devamlı olarak liderlere bakani gözeterek, hareket sakat kalmış ve tam potansiyeline ulaşamamıştır. </p>
<p>İtalyan tarihinin bu dönemi Faşizmin İtalya&#8217;daki büyümesini açıklamaktadır. Tobia Abse&#8217;nin belirttiği üzere, &#8220;faşizmin yükselişi, öncesindeki 1919 ve 1920&#8242;nin kızıl yıllarındaki (biennio rosso) olaylardan ayrı tutulamaz. Faşizm, başarısız olan devrimin sonucunda başlatılan &#8230; bir önleyici karşı-devrimdi&#8221; (&#8220;Bir Sanayi Kentinde Faşizmin YükselişiThe Rise of Fascism in an Industrial City&#8221;, s. 54, İtalyan Faşizmini Yeniden DüşünmekRethinking Italian Fascism içinde, David Forgas (ed.), s. 52-81). &#8220;Önleyici karşı-devrim&#8221; terimi aslen esas olarak önde gelen anarşistlerden Luigi Fabbri tarafından geliştirilmişti. kitabının içinde, David Forgas (editör), s. 52-81). &#8221; </p>
<p>Malatesta&#8217;nın fabrika işgalleri döneminde söylediği üzere, &#8220;{e}ğer sonuna kadar gitmezsek, şu anda burjuvazinin içine saldığımız korkunun bedelini kanlı gözyaşlarıyla ödeyeceğiz&#8221; (Tobias Abse&#8217;nin alıntısı, Op.Cit., s. 66). Daha sonra, işçi sınıfına yerini öğretmek üzere kapitalistler ve zengin toprak sahipleri faşistleri desteklediklerinde, olaylar [Malatesta'yı] doğrulamıştır. Tobias Abse&#8217;nin sözleriyle:</p>
<p>&#8220;1921-22&#8242;de Faşistlerin ve sanayicilerle tarımcılar arasında onları destekleyenlerin amacı basitti: örgütlü işçilerli ve köylülerin gücünü mümkün olduğunca parçalamak ezmek; kurşun ve sopalarla, sadece biennio rosso&#8217;nun kazanımlarını değil, ama yüzyılın başıyla Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın patlaması arasındaki dönem zarfında &#8230; alt sınıfların tabakanın kazandığı herşeyi ortadan kaldırmak&#8221; (Op.Cit., s. 54).</p>
<p>Faşist ekipler birimler anarşist ve sosyalist toplantı yerlerine, toplumsal merkezlere, radikal basına ve Camera del Lavaro&#8217;lara (yerel sendika konseylerine) saldırdılar ve tahrip ettiler. Ancak, faşist terörün bu karanlık günlerinde bile, anarşistler totaliterliğin kuvvetlerine karşı direndiler. &#8220;Faşizme karşı en güçlü işçi-sınıfı direnişinin &#8230; oldukça güçlü anarşist, sendikalist veya anarko-sendikalist geleneklere sahip şehirlerde ve kasabalarda olması bir rastlantı değildi&#8221; (Tobias Abse, Op.Cit., s. 56). </p>
<p>Anarşistler, işçilerin çıkarlarının savunulmasına adanmış bir işçi-sınıfı örgütü olan Arditi del Popolo&#8217;ya katıldılar ve sıklıkla da onun şubelerini seksiyonlarını örgütlediler. Arditi del Popolo, işçi-sınıfını örgütlüyor ve onları faşist birliklere direniş göstermeye teşvik ediyordu cesaretlendiriyor ve onları örgütlüyordu; sıklıkla daha büyük olan faşist kuvvetleri bozguna uğratılıyordu (örneğin, anarşistlerin merkezi olan Parma&#8217;da Ağustos 1922&#8242;de &#8220;binlerce [kişilik] Italo Balbo ekipbirimlerinin, işçi sınıfı semtlerinde oturanların desteğini arkalarına alan birkaç yüz [kişilik] Arditi del Pobolo [üyesi] tarafından rezil edilmesitamamen alaya alınması&#8221; gibi (Tobias Abse, Op.Cit., s. 56). </p>
<p>Arditi del Popolo, Malatesta ve UAI&#8217;nin belirttikleri gibi, İtalya&#8217;da faşizm karşısında birleşik bir devrimci işçi-sınıfı cephesi fikrine en yakın fikirdi. Bu hareket, &#8220;burjuvazi karşıtı ve anti-faşist bir çizgilerdedoğrultada gelişmiş,ti ve yerel şubelerinin seksiyonlarının bağımsızlığıyla öne çıkmıştı&#8221; (Kızıl Yıllar, Kara Yıllar: İtalya&#8217;da Faşizme Karşı Anarşist DirenişRed Years, Black Years: Anarchist Resistance to Fascism in Italy, s. 2). Arditi sadece &#8220;anti-faşist&#8221; bir örgüt olmanın ötesinde, &#8220;soyut bir &#8216;demokrasi&#8217;yinin savunulmasıan bir hareketi de değildi; ancak esasen sanayi işçilerinin, liman işçilerinin ve büyük sayıdaki zanaatkâr ve el emekçisinin çıkarlarını savunmaya adanmış bir işçi-sınıfı örgütüydü&#8221; (Tobias Abse, Op.Cit., s. 75). Arditi del Popolo&#8217;nun &#8220;en güçlü ve başarılı olduğu yerlerin, Bari, Livorno, Parma ve Roma gibi geleneksel işçi sınıfı siyasal kültürünün yalnızca komünist gelenekle sınırlı olmayıp, güçlü anarşist veya sendikalist geleneklerin etkisinde olduğu bölgeler olduğu gözleniyor&#8221; (Antonio Sonnessa, &#8220;İşçi Sınıfı Savunma Örgütlenmesi, Anti-Faşist Direnişler ve Turin&#8217;de Arditi del Popolo, 1919-22&#8243;, s. 183-218, European History Quarterly, cilt 33, sayı 2). </p>
<p>Ancak, hem sosyalist hem de komünist partiler bu örgütten çekildiler. Sosyalistler, Ağustos 1921&#8242;de Faşistlerle &#8220;Uzlaşma Anlaşması&#8221; imzaladılar. Komünistler ise &#8220;üyelerinin anarşistlerle çalışmasına izin vermektense yerine, onları Arditi del Popolo&#8217;dan uzaklaştırmayı tercih ettiler&#8221; (Kızıl Yıllar, Kara YıllarRed Years, Black Years, s. 17). Aslında, &#8220;anlaşmanın imzalandığı gün, Ordine Nuovo PCd&#8217;I'nın (İtalya Komünist Partisi) komünistleri&#8221; Arditi del Popolo &#8220;ile ilgilenmemeleri konusunda uyaran bir bildirisini yayımladı&#8221;. Dört gün sonra Komünist liderlik &#8220;hareketle ilişkisini resmen kesti.&#8221; Örgütle &#8220;ilişki içinde olmayı sürdüren komünistlere karşı ciddi disiplin tedbirleri tehditi getirildi&#8221;. Böylece, &#8220;1921 Ağustos ayının ilk haftasına gelindiğinde, PSI, CGL ve PCd&#8217;I resmen&#8221; örgütü &#8220;mahkum etmişlerdi&#8221;. &#8220;(Arditi del Popolo)nun programına her zaman sempatiyle yaklaşmamalarına karşın hareketi terk etmeyen bir tek anarşist liderler oldu&#8221;. Aslında, Umanita Nova, &#8220;anti-faşist direnişin popüler bir ifadesini temsil etmesi ve örgütlenme özgürlüğünü savunması temellerinde (hareketi kuvvetle destekledi&#8221; (Antonio Sonnessa, Op.Cit., s. 195 ve s. 194).</p>
<p>Ancak, liderlerinin aldığı karara rağmen alt kademelerdeki birçok sosyalist ve komünist hareketin içinde yer almıştır. Komünistler, &#8220;PCd&#8217;I liderliğinin (hareketten) giderek uzaklaşmasına açıkça isyan ederek&#8221; katılmışlardı. Örneğin, Turin&#8217;de, Arditi del Popolo&#8217;da yer alan komünistler &#8220;bunu komünist olmalarından daha çok daha geniş, işçi sınıfı öz-kimlikleriyle&#8221; yapıyorlardı. Oradaki &#8220;önemli sosyalist ve anarşist varlığı da bu dinamiği bir kat daha güçlendiriyordu&#8221;. Komünist liderliğin hareketi desteklemekteki başarısızlığı, halk hareketinin gereksinimlerine karşı tepkisiz kalan Bolşevik örgütlenme biçimlerinin iflâsını göstermektedir. Aslında, bu olaylar, &#8220;liberter otoriteden özerk olma ve otoriteye direnme âdetinin aynı zamanda işçi hareketi liderleri karşısında da geçerli olduğunu &#8211;özellikle de halk tabanındaki durumu yanlış anlamakta ısrar ettiklerinde&#8211;&#8221; göstermektedir (Sonnessa, Op.Cit., s. 198 ve s. 193).</p>
<p>Böylece, Komünist Parti faşizme karşı popüler direnişini desteklemekte başarısız oldu. Komünist lider Antonio Gramsci, &#8220;Arditi del Popolo meselesinde ilişkin olarak parti liderliğinin tavrının, &#8230; parti üyelerinin, partinin liderliği olmayan bir liderlik tarafından kontrol edilmesini engellemek gereksinimine tekabül ettiğini&#8221; söylerken [bunun] nedenini açıklıyordu. Gramsci, bu politikanın &#8220;tabandan yükselen başlayan ve bizim tarafımızdan siyasali olarak istifade edilebilecek olan bir kitle hareketinin diskalifiye edyetkisizleştirilmesine hizmet ettiğini&#8221; ekliyordu. (Siyasal Yazılardan SeçmelerSelections from Political Writings (1921-1926, s. 333). Diğer Komünist liderlere göre Arditi del Popolo&#8217;ya karşı daha az tutucu olmasına karşın, &#8220;Gramsci de komünist liderlerle birlikte PCd&#8217;I öncülüğündeki askeri ekiplerin kurulmasını bekliyordu&#8221; (Sonnessa, Op.Cit., s. 196). Diğer bir deyişle, faşizme karşı mücadele sorunu Komünistler tarafından daha çok üye kazanmak aracı olarak görülüyordu anlamına geliyordu; ve bunun aksi olası olduğu zaman, yenilgiyi ve faşizmi takipçilerinin anarşizmin etkisi altında kalmasına tercih ettiler. </p>
<p>Abse&#8217;nin belirttiği gibi, Arditi&#8217;yi &#8220;ulusal çapta sakat bırakan şey, Sosyalist ve Komünist partilerin desteklerini geri çekmesi oldu.&#8221; (Op.Cit., s. 74). Böylece, &#8220;sosyal reformist bozgunculuk ve komünist sekterlik, yaygın ve dolayısıylaböylece de etkin olan bir silahlı muhalefetin oluşmasını imkânsız hale getirdi; yalıtılmış haldeki halk direnişleri başarılı bir strateji etrafında birleştirilemedi&#8221;. Faşizm yenilebilirdi: &#8220;Temmuz 1921&#8242;de Sarzanna&#8217;da ve Ağustos 1922&#8242;de Parma&#8217;da yaşanan ayaklanmalar, anarşistlerin eylemde ve propagandada savundukları politikaların doğru olduğunun birer örneğidir&#8221; (Kızıl Yıllar, Kara YıllarRed Years, Black Years, s. 3 ve s. 2). Tarihçi Tobias Abse de bu çözümlemeyi onaylar: &#8220;Eğer Sosyalist ve Komünist Partiler, Malatesta&#8217;nın Faşizme karşı birleşik bir devrimci cephe çağrısına ağırlıklarını koyarak desteklemiş olsaydılar, Ağustos 1922&#8242;de Parma&#8217;da yaşananlar başka yerlerde de yaşanabilirdi&#8221; (Op.Cit., s. 56).</p>
<p>Sonunda, faşist şiddet başarılı oldu ve kapitalist iktidar yerini korudu:</p>
<p>&#8220;Anarşistlerin arzu ve cesaretleri, devletin baskıcı organları tarafından arka çıkılan, malzeme ve silah açısından fazlasıyla desteklenen faşist çetelere karşı koymaya yeterli değilmedi. Anarşistler ve anarko-sedikalistler bazı yerlerde ve bazı endüstrilerde belirleyiciydiler, ancak Sosyalist Parti ve {reformist işçi sendikası} Genel Emek Konfederasyonu&#8217;nun benzeri bir doğrudan eylem tercihinde bulunması ancak faşizmi durdurabilirdi ancak&#8221; (Kızıl Yıllar, Kara YıllarOp.Cit., s. 1-2).</p>
<p>Devrimin yenilmesine yardım etmelerinin ardından Marksistler faşizmin zaferini garanti altına almasına yardım ettilerış oldular. </p>
<p>Anarşistler, faşist devletin kurulmasından sonra bile gerek İtalya&#8217;danın gerekse hem içinde hem de dışınarıda direnişe devam ettiler. Anarşist olan olmayan,ler ve anarşist olmayanlar dahil olmak üzere pek çok İtalyan, 1936&#8242;da Franko&#8217;ya direnmek üzere İspanya&#8217;ya gitti (Ayrıntılar için Umberto Marzochhi&#8217;nin İspanya&#8217;yı Hatırlarken: İspanya İç Savaşında İtalyan Anarşist GönüllülerRemembering Spain: Italian Anarchist Volunteers in the Spanish Civil War adlı eserine bakınız). İkinci Dünya Savaşı sırasında, anarşistler İtalyan Partizan hareketinin önemli bir kesimini meydana getiriyorlardı. ABD ve İngiltere&#8217;nin &#8220;kurtardıkları&#8221; yerlerde (özellikle de Partizanlar tarafından zaten ele geçirilmiş şehirlerde; [yani] Müttefikler aslında şehirleri kendi sakinlerinden &#8220;kurtarıyordu&#8221;!) hükümet mevkilerine tanınan faşistleri yerleştirmelerinin ardındaki gerçek, anti-faşist harekete anti-kapitalist unsurların hâkim olmasıydı. </p>
<p>İtalya&#8217;da faşizme karşı direnişin tarihi ortadayken, bazılarının İtalyan faşizminin sendikalizmin bir ürünü veya biçimi olduğunu iddia etmeleri şaşırtıcıdır. Hatta bBu hatta bazı anarşistler tarafından dabile iddia edilmiştir. Bob Black&#8217;e göre &#8220;İtalyan sendikalist hareketi büyük ölçüde Faşizmin tarafına geçmişti&#8221;, ve bu iddiasını desteklemek için David A. Roberts&#8217;in 1979 tarihli Sendikalist Gelenek ve İtalyan FaşizmiThe Syndicalist Tradition and Italian Fascism adlı çalışmasına referans verir (Solculuğun Ardından AnarşizmAnarchy after Leftism, s. 64). Social Anarchism&#8217;deki yazısında sendikalizmin &#8220;en büyük başarısızlığının, faşizmin bir aracına dönüşmesi&#8221; olduğunu söyleyen Peter Sabatini de benzer bir açıklama yapmaktadır (Social Anarchism, Sayı 23, s. 99). Bu iddiaların arkasındaki gerçek nedir peki? dergisindeki [yazısında], sendikalizmin &#8221; </p>
<p>Black&#8217;in referansına bakınca, eğer sendikalistler diyerek USI&#8217;nin (İtalyan Sendikalist Birliği) üyelerini kastediyorsak eğer, İtalyan sendikalistlerinin çoğunluğunun faşizmin tarafına geçmediği gerçeğini keşfediyoruz. Roberts şunu söylüyor:</p>
<p>&#8220;Örgütlü işçilerin büyük bir çoğunluğu sendikalistlerin çağrılarını yanıtlamakta başarısız oldu ve nafileamaçsız bir kapitalist savaş olarak gördükleri {İtalya&#8217;nın Birinci Dünya Savaşına} katılmasına karşı çıkmaya devam etti. SendikalistlerAnarşistler USI içindeki çoğunluğu bile ikna etmeyi başaramadılar, &#8230; çoğunluk USI içindeki anarşistlerin lideri Armando Borghi&#8217;nin tarafsızlığını tercih etti. De Ambris&#8217;in [savaşa] katılma taraftarı azınlığını konfederasyondranstan çekmesiyle de hizipleşme ortaya çıktıbölünme gerçekleşti&#8221; (Sendikalist Gelenek ve İtalyan FaşizmiSyndicalist Tradition anda İtalian Fascism, s. 113).</p>
<p>Ancak, eğer &#8220;sendikalistler&#8221; kelimesinden bazı entelektüelleri ve savaş öncesi hareketin bazı entelektüelleri ile ve &#8220;liderler&#8221;ini anlıyorsak eğer, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasının ardından &#8220;önde gelen anarşistlerin çabucak ve neredeyse toptan [savaşa] katılınmasını savundukları&#8221; bir durum ortaya çıkar (Roberts, Op.Cit., s. 106). Savaş-yanlısı olan bu &#8220;önde gelen sendikalistler&#8221;in pekçoğu sonradan faşist olmuşlardır. Ancak, (çoğunluğun peşlerinden dahi gitmediği!) bir elin parmakları kadar sayıdaki &#8220;liderlere&#8221; yoğunlaşarak, bunun &#8220;İtalyan sendikalistlerinin çoğunlukla Faşizmin tarafına geçmiş&#8221; olduğunu göstediğini söylemek akla zararlıdır. Daha da kötüsü, yukarıda gördüğümüz üzere, İtalyan anarşist ve sendikalistlerinin faşizme karşı en azimli ve başarılı savaşçılar olmasıdır. Sonuçta, Black ve Sabatini bütün bir harekete iftira atmışlardır. </p>
<p>Bir başka ilginç olan şey ise, bu &#8220;önde gelen sendikalistlerin&#8221; anarşist ve dolayısıyla anarko-sendikalist olmadıkmalarıdır. Roberts&#8217;in belirttiği üzere, &#8220;İtalya&#8217;da, sendikalist doktrin açıkçası Sosyalist parti içinde faaliyet gösteren ve reformizme karşı bir alternatif arayan bir grup entelektüelin ürünüydü&#8221;. &#8220;Anarşizmi açıkça suçluyor&#8221; ve &#8220;Marksist ortodoksinin bir çeşidinde ısrar ediyorlardı&#8221;. &#8220;Ssendikalistler Marksist geleneğin içinde çalışmayı samimiyetle arzuladılar &#8211;ve denediler&#8221; (Op.Cit., s. 66, s. 72, s. 57 ve s. 79). İtalyan anarşizmine ilişkin değerlendirmesinde Carl Levy&#8217;e göre, &#8220;diğer sendikalist hareketlerin aksine, İtalyan [sendikalizminin aldığı] biçim İkinci Enternasyonal tarafıyla birleşmişti. Taraftarları kısmen sosyalist uzlaşmazcılardan [intransigents, taviz vermeyen] gelmişti; &#8230; güneyli sendikalist entelektüeller cumhuriyetçiliklerini ifade ediyorlardı. &#8230; Bir başka kesim ise, &#8230; Partito Operaio&#8217;nun artıklarından oluşmuştu&#8221; (&#8220;İtalyan AnarşizmiItalian Anarchism: 1870-1926&#8243;, Anarşizm İçin: Tarih, Teori ve PratikFor Anarchism: History, Theory, and Practice içinde, David Goodway (editör), s.51). </p>
<p>Diğer bir deyişle, birincisi faşizme yönelen İtalyan sendikalistleri sendikalist birlikler içindeki çoğunluğu dahi ikna edememiş olan bir entelektüel bir azınlıktı; ikincisi, bunlar, anarşist, anarko-sendikalist ve hatta devrimci sendikalist olmaktan ziyade Marksist ve cumhuriyetçiydi. </p>
<p>Carl Levy&#8217;e göre, Roberts&#8217;in kitabı &#8220;sendikalist aydınlar üzerine&#8221; ve &#8220;güneyli sendikalist entelektüellerin popülist ve cumhuriyetçi söylemleriyle benzerlikler taşıyan, &#8230; yeni Milliyetçi hareketin oluşmasına yardımcı olan veya sempatik bir şekilde yaklaşan &#8230; bazı sendikalist entelektüeller üzerine yoğunlaşıyor&#8221;. Kitapta, &#8220;sendikalist entelektüellere ve milliyetçi örgütçülere olduğundan [gerçekte olduğundan] çok fazla vurgu yapıldığı&#8221; ve [aslında] sendikalizmin &#8220;uzun-dönemli canlılığı için ulusal liderliğe çok az dayandığı&#8221; belirtiliyor (Op.Cit., s. 77, s. 53 ve s. 51). &#8220;Çoğunlukla faşizme katılan&#8221; bir grup bulmak yerine USI&#8217;nın üyelik yapısına bakacak olursak eğer, ölesiye faşizme karşı savaşmış ve fazlasıyla faşist şiddete maruz kalmış bir grup insanı gruplarını keşfederiz. </p>
<p>Özetlemek gerekirse, İtalyan Faşizminin sendikalizmle hiçbir ilgisi yoktur; ve yukarıda görüldüğü üzere, USI faşizme karşı savaşmıştır ve UAI, Sosyalist Parti ve diğer radikallerle birlikte [faşizm] tarafından yok edilmiştir. Bir elin parmakları kadar sayıdaki savaş-öncesi Marksist-sendikalistin sonradan Faşist olması ve &#8220;Milliyetçi-Sendikalizm&#8221; talepleri, sendikalizmle faşizmin ilişkili olduğu anlamına gelmez (sonradan Marksist olmuş bazı anarşistlerin, anarşizmi Marksizm&#8217;in için bir aracıç haline getirmesinden olarak kullanmalarından daha fazla olmayacak bir şekilde!). </p>
<p>Anarşistlerzmin, Faşizmin en tutarlı ve başarılı hasmı olması hiç de şaşırtıcı değildir. Birisi kapitalizmin hizmetindeki tam bir devletçiliğe, diğeri ise özgür, kapitalist olmayan bir topluma aday olan iki hareket birbirlerinden daha uzak duramazlar. Ne de ayrıcalıkları ve iktidarları tehlike altında olduklarında, kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin kendilerini kurtarmak için yüzlerini faşizme çevirmeleri şaşırtıcıdır. Bu süreç tarihte yaygın bir özelliktir (sadece birkaç örnek verirsek İtalya, Almanya, İspanya ve Şili). </p>
<p>ÇEVİRİ: Anarşist Bakış<br />
Kaynak: A.5 What are Some Examples of &#8216;Anarchy in Action&#8217;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/anarsistbakis.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/anarsistbakis.wordpress.com/157/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=anarsistbakis.wordpress.com&amp;blog=4772679&amp;post=157&amp;subd=anarsistbakis&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://anarsistbakis.wordpress.com/2008/09/09/italyan-fabrika-isgallerinde-anarsistler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="https://secure.gravatar.com/avatar/b836c512058a7edba4272c31071db9b4?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">hiaxysheytan</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
